Fetva Meclisi
Soru
Hocam ben on altı yaşında genç bir kızınızım. Azerbaycan’dan yazıyorum. Bildiğiniz üzere burada ehlisünnet üzere olan insanların ve hocaların sayısı pek azdır. Ben de elimden geldiğince YouTube üzerinden ehlisünnet hocalarımızı dinliyorum. Fakat hocam dinimiz ve Müslümanlar adına büyükçe bir sorunu göz önüne getirmek istiyorum. Hocalar arasındaki kavga ve çekişmeler. Bir hoca diğerine reddiye yapıyor, diğeri de ona. Dinimizin hükümleri Ashabı-Kiramdan dönemimize kadar korunarak geldiği halde bir hoca öbürünün dediğini kabul etmiyor. Bundan dolayı da çok çirkin görüntüler ortaya çıkıyor. Haliyle de bir sürü insanın kafası karışıyor. Ben bir hadis kitabı elime alıp da kendi kendime fetvalar çıkaramam ya! Muhakkak bir hocaya danışmalıyım fakat kafam öyle karışık ki. Biri kaza namazı var diyor birisi yok diyor. Birisi bu laik ülkede cuma namazı kılınmaz diyor, birisi kılınmalı diyor. Artık hocalar kendi aralarındaki kişisel meselelerini bile ekran karşısına taşır oldular. Böyle bir ortamda biz ne yapmalıyız? Dinlediğimiz hoca ne kadar doğru söylüyor ve ne kadar samimi bunu nasıl anlayacağız? Şimdiden teşekkür ederim hocam.
Cevap
Benzer fetvalar
Aziz kardeşim. İmkânınız olsa da İslam tarihini başından itibaren bugüne kadar satır satır inceleseniz. Ne yazık ki bu Ümmet'in en ağır imtihanı iç imtihanı olmuştur. Sözünü ettiğiniz tartışmalar sadece şu anda bulunan sıkıntılar değildir. Tarih, benzer sürtüşmeler, tartışmalar ve ithamlarla doludur. Ama o muhteşem kullukları yaparak bu imtihanı kazanıp gidenler de o tartışmaların arasından sıyrılarak gitmişlerdir. Yani şunu söylemek istiyorum: Bizim imtihanımız müşrikleri, Yahudileri ve bize düşmanlığını bildiğimiz kitleleri aşarak Rabbimize gitmek değildir. Allah Teala, önümüze neyi çıkarırsa onu kazanmaya mecburuz. Ashabı kiram başta olmak üzere bütün nesiller bu imtihana tabi tutulmuşlardır diyebiliriz. Bize düşen bundan ibret almaktır. Kâfirin önünde ceketini düğmeleyen ama mü'min kardeşinin önünde kaplan kesilen mü'min kendisi ile çelişen bir tavır içindedir. Bu üzücü ama gerçektir. Bu dini böyle yaşayacak ve Rabbimizin rızasını kazanacağız. - Mü'min değerlidir. Hiçbir günah mü'mini atma nedenimiz olamaz. - Mü'minler Allah'ın kitabı, peygamber aleyhisselamın Sünnet'ini katiyetle tartışamazlar. Âyetler ve hadisler bizim imanımızdır. - Ümmet'imizin büyükleri olanlar, ulemamız, fukahamız, meşayıhımız, mücahitlerimiz önderlerimiz ve örneklerimizdir. Ama putlarımız değildirler. - Kur'an ve Sünnet ölçülerinde içtihat ederek önümüzü açan, bize yol gösteren müçtehitlerimizi hürmet ve takdirle anmaya mecburuz. Allah'ın Şeriat'ını anlamamıza katkı sağlayan her içtihat bizim için bir nimettir; kıymetini biliriz. - Müçtehidi peygamber gibi göremeyiz elbette. Onun makamı hiçbir şekilde nübüvvet makamının şu kadarı bile sayılamaz. Dolayısıyla peygamberlik makamına göre durumu belli olan bir müçtehidin sözü de hadislerin yanında kendisinin peygamberlik makamındaki yeri gibidir. Ve elbette bir müçtehidin sıradan bir mü'mine göre mevkii ölçülemeyecek kadar farklıdır. Müçtehidin sözü ile sıradan bir mü'minin sözü arasında da bu mesafe vardır. - Mü'minlerin nefislerini tatmin için dinimize ait konuları kullanmaları en iyi ifadeyle bir çirkinliktir. Birbirimizi ezmek için dinimiz dışında bir şeyi kullanmalıydık. - Aklı olan, mü'minle uğraşmaz. Uğraşılacak şirk ehli, dalalet ehli mi kalmadı? Aynı şekilde, mü'minle uğraşanla uğraşmak da akıllılık değildir. - Fitneden uzak durun. Mescitlere gidip namazlarınızı eda edin. Evinizin kıymetini bilin. Mü'min kardeşlerinizi cennet arkadaşları olarak bilin. İslam'ı cemaatinden, tarikatından ibaret görenlerin kısırlığı sizi boğmasın. İslam, bütün kâinatı kuşatacak güçtedir. Sürtüşerek değil kuşatarak Allah'a ulaşabiliriz. Kötüleri örnek görmeyin. Yılmayın, usanmayın. Allah'a emanet olun.
Alakanıza teşekkür ederim. Bir kere daha tekrara gerek yok zannederim, biz bu sitede ilmi bir çalışma yapmıyoruz. Doğru bildiğimizi HALK KÜLTÜRÜ DÜZEYİNDE mü’min kardeşlerimize taşıyoruz. Şunu bilmelisiniz: Verilen kaynağı anlayacak düzeyde olan birinin bu sitede verilecek bir bilgiye zaten ihtiyacı yoktur. Kaynak inceleme imkânı olmayan için ise o kaynaklandırma sadece yer ve zaman israfı niteliğindedir. O kardeşlerimiz, bu siteden bilgi edinmek mecburiyetinde değildirler. Zaten ilmi manada bir site de değildir. Herkes kendine uygun olanı bulmalıdır. Bu siteden dini için istifade edenlerin düzeyi budur, biz onların duasını alıyoruz. Kendimize bunu vazife bildik. Bir diğer kardeşimiz de o kardeşlerimizin ihtiyacı olanı hazırlar, böylece de herkes vazifesini yapmış olur. Allah yardımcımız olsun, duanızı beklerim.
Selamünaleyküm. Allah yardımcınız olsun. Fitnenin kol gezdiği bir zamanda Müslümanların böyle ayrıntılarla uğraşmaları büyük bir taktik hatasıdır. Size tavsiyem, hiçbir şekilde bu fitneye katılmayın. Dininize hizmet edin, namaz kıldırın, namazı öğretin, imanı yayın. Sizi illa tartışmaya çekecek olurlarsa tarafsız kalın. Siyasetiniz şu olsun: dine davet ederiz, iç ayrıntılarda tartışmayız. Her biri fıkıh kitaplarında bulunan meselelerdir bunlar. Kafadan uydurulmuş şeyler değildir ama siz anlatamazsınız, boşuna kendinizi yormayın.
Ağır bir imtihan geçiriyorsunuz. Babanızın kızı olmanız münasebetiyle onda etki gücünüz azdır. Bunun için dışarıdan babanızın saygı duyduğu sözünü dinleyebileceği kimselerle görüştürün. Salih dostlar edinmesini sağlayın. Yani babanızın özel manevi bir terapiye ihtiyacı var. Ama öncesinde bataklığı kurutmanız gerekir. Bunun için de izlediği kanallarla arasına bir engel koyun. Allah yardımcınız olsun.
Selamünaleyküm. Elbette ve elbette onlar bizim kardeşlerimizdir. Onların acısını üzerimizde hissetmeye mecburuz. Yapabileceklerimizi yapacağız, yapamadıklarımızdan ötürü de Allah'tan affını dileyeceğiz ama savsaklamayla görüntü verenlerden olmamalıyız. Bir husus da, o kardeşlerimizin filan zulüm altında ezilmelerine acırken biz burada başka bir zulümle ezildiğimzi unutacak bir gözü kapalılık içinde de olmamalıyız. Hulasası büyük bir imtihan durumundayız, imtihanımızı kazanacağız inşaallah.
Selamünaleyküm. Dünya üzerinde, olduğu gibi Allah'ın rızasına göre kurulu bulunan bir devlet şu anda yoktur. Yöneticilerinin derdi Allah rızası olan bir topluluk da bulunmamaktadır. Bütün Müslümanlar, şu veya bu kader ile idare etmektedirler. Kimi yerde zulüm kimi yerde de fakirlik fırtına gibi esmektedir. Bazı yerlerde de zenginlik şımarıklığı insanları cehenneme sürüklemektedir. Mevcut durumda Müslümanlar üç grup olarak bu olayı izlemektedirler. Birinci grup, her şey yerli yerinde imiş gibi zannedip ya da kabul edip hayatlarını sürdürmektedirler. Biz bu grubu gaflet içinde görürüz. Bunlardan asla olmak istemeyiz. Yaptıklarının onları ahiret açısından tehlikeye attığını zannederiz. Allah, onları da bizleri de hayra yönlendirsin. İkinci grup ise mevcut durumu kötü görüp, her şeye tepki göstermekte ve dosta da düşmana da sitem etmektedirler. Bunları da aşırı buluruz. Üçüncü grup ise mevcut imkânları en iyi şekilde değerlendirip daha iyisini yapabilmek için gayret edenlerdir. Mevcut duruma rızaları yoktur. Yanlışlar yapıldığını görmektedirler ama kenara çekilip bağırmak yerine içine dalıp yangını söndürmek için uğraşmaktadırlar. Bu tavrın daha doğru olduğunu düşünüyoruz. Bir şeyin tamamını bulamayanlar, bulduklarını değerlendirmelidirler. Siz bu durumda sizinle tartışanlardan uzak durun. Mü'minle kavga etmekte hayır yoktur. Sabırlı olun. Kısır tartışmalara girmeyin. Siz, doğru bildiklerinizi koruyun, yayın. Gerisini Allah'a havale edin.
ashap konusundaki diğer fetvalar
Cuma günü tebrikleşmenin sahabede örneği yoktur. Ramazan ve bayram günleri için ise tebrikleşme vardır. Bir ibadet maksadı, olmazsa eksik kalır mantığı taşıdığında elbette bu bir bidat uygulamasıdır. Bunun haricinde muhabbet ve selamlaşmaya ilave niteliğinde kaldığı sürece inşaallah bidat değildir.
Böyle bir soru samimi değil. Müslüman’ın şaşmaz ve değişmez örneği Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizdir. Allah Teâlâ onu bütün hatalardan korumuştur. Sahabeler ise bizim gibi hataya karşı korunmuşluğu olmayan insanlardır. Allah onlardan razı olsun. En mükemmel denebilecek bir din yaşadılar ama insan olarak düştükleri oldu. Düştükleri yerden de kalkmayı becerdiler. Allah Teâlâ da onlardan o halleriyle razı oldu. Biz onların iyi yaptığı işleri taklit ederiz, hata ettikleri noktalarda da onları tevbeleri ve ihlasları ile baş başa bırakırız. Onların bir iki hatasından söz edilebilir belki ama milyonlarca güzellikleri yanında o hataları ile ilgilenmek veya onların örnekliğine sığınmak samimiyetsizliktir, şeytana alet olmaktır.
İlk hadis kitapları yazılırken içlerinde Peygamber aleyhisselamdan nakledilen dualar ve zikirlerle ilgili bölümler konmaya başlandı. Bazı müellifler ise müstakil DUA KİTABI yazdılar. Ama bunların ortak özelliği rivayet olarak gelen bilgilerden oluşması idi. İlk yazılma tarihinin hicri 195’e dayandığını söyleyebiliriz. Daha sonra hicri 676’da vefat eden Nevevi, meşhur el-Ezkâr isimli eseri ile bu alanda en geniş eseri telif etti. Onun ardından bu konuda yazanların tamamı ondan istifade ettiler. Allah hepsine rahmet etsin. Bu döneme kadar yazılan eserlerin genelinde; Kur'an’dan zikir ve dua ayetleri, Peygamberlerden gelen dua ve zikirler, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden gelen dua ve zikirler, Sahabeden gelen dua ve zikirler, Ehl-i beyt başta olmak üzere salihlerden gelen dua ve zikirler bulunmakta idi. Kaynak olarak da rivayet kitapları kullanılıyordu. Bu müelliflerin özellikle Kur'an ve Sünnet ya da sahabe tercihi yapmaları, onların Allah’a yakın olmayı herkesten daha iyi bilmeleri ve yaşamaları, Arap diline daha iyi vakıf olmaları gibi nedenlere dayanıyordu. Dua ve zikirde vird oluştururken şu inceliklere dikkat edilmelidir: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden nakledilen cümleler olduğu gibi korunmalı ve değiştirilmemelidir. Belli bir vakit gösterilerek nakledilen dua ve zikirlerin vakitleri korunmalıdır. Sabah/akşam duası ya da zikri, sabah duası/zikri, akşam duası/zikri, gece içinde, uyumaya geçince, uyanınca, namazların ardından, şu namazın ardından şeklindeki ifadelerde bir hikmet olacağı unutulmamalıdır. Feyiz ve tesirin o belirtilen zaman diliminde olacağına inanılmalıdır. Mesela “yatarken” okunacağı söylenen bir dua/zikir “kaylule/gün ortası uykusunda” gerekli değildir. Sabah ve akşam namazının ardından on defa “La ilahe illallahu vahdehu la şerike leh, lehulmülkü ve lehulhamdü yuhyi ve yumit ve hüve ala külli şeyin kadir” denmesi tavsiye edilmiştir. Aynı bereketi başka bir namazın ardında bulamayabiliriz. Hadislerde geçen sayılar korunmalıdır. Bir kere, üç kere, dört, on, on bir, yirmi beş, otuz üç, yetmiş, yüz ve yüzden fazla gibi rakamlarda bereket aranmalıdır. Bu zikirleri bu rakamlarla emreden Peygamber aleyhisselamın rakamları hakiki anlamları ile kullandığı, bir mecaz kastetmediği bilinmelidir. Tesbihat ve zikirde zaman ve sayı belirtilmesinin bir eğitim yöntemi olduğu düşünülmelidir. Rakamlı tesbihat ve zikir yapılırken elle sayılabileceği gibi, tesbih veya teknolojik bir sayar cihaz kullanılabilir. Burada önemli olan o kullanılan nesnenin zihni meşgul etmemesidir. Zikirde bereket sürekliliktedir. Bir yapıp bir erteleme yerine süreklilik sağlanmalıdır. Bu yüzden, virdini yani sürekli yaptığı dua veya zikrini o vakitte yapamayanın onu kaza etmesi tavsiye edilmiştir. Hâlbuki farz bir ibadet değildir ama bunu bir eğitim metodu gibi gördüğümüz için sanki kazası yapılıyor gibi kabullenilmesi faydalı olacaktır. Dua ve zikirde sadelik, sessizlik, huzur esas alınmalıdır. Bu bir ibadettir. İbadette en temel iki esas, şeriata uygunluk ve ihlastır.
Böyle bir ziyarette sakınca olmadığı gibi onların zor zamanlarında kalplerini dinimize ısındırma bakımından yararı da olabilir. Sünnete uygun kısa ve nazik bir hasta ziyareti yapılabilir, yardım edilebilir, iyileşmesi temennisinde bulunulabilir. Peygamber aleyhisselam efendimiz ve ashabı Müslüman olmayan hastaları ziyaret etmişlerdir.
Selamünaleyküm. Bunun ashabtan bir örneği bilinmiyor. Sadece bir surenin okunmasına talep vardır. Bunu emir gibi anlamak da doğru değlidir, 'banane' tarzında bir ilgisizlik de.