Fetva Meclisi
Soru
Selamünaleyküm. Hocam el-fatiha demenin hükmü nedir? Yani her denmesinde fatiha okumak gerekir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. EL-FATİHÂ şeklindeki uygulama ilk nesillerde yoktur. İslam dünyasında da özellikle Osmanlı kültürünün hâkim olduğu yerlerde vardır. Bir sakıncası olduğunu söyleyemeyeceğimiz gibi dinin bir rüknü olduğunu da söyleyemeyiz.
Selamünaleyküm. Cemaat Hanefi mezhebini taklit edenlerden ise okumamalıdırlar.
Selamünaleyküm. Bunu bilerek yapmıyordu iseniz tekrar etmeniz gerekmez.
Selamünaleyküm. Kur'an harflerinin Türkçe karakterlerle açıklanması mümkün değildir. Kur'an bilen ehil birinden bizzat öğrenmeniz gerekir.
Selamünaleyküm. Bir ihtiyacından dolayı iki rekât namaz kılıp namazdan sonra dua etmeye HACET NAMAZI denmektedir. Sahih olmasa da böyle bir hadis vardır, yapılabilir.
Selamünaleyküm. Peygamber aleyhisselamın Sünnet'inde böyle bir emir yoktur. Müslümanların Kur'an dinlemelerini sağlamak için yararlı olabilir.
ashap konusundaki diğer fetvalar
Böyle bir ziyarette sakınca olmadığı gibi onların zor zamanlarında kalplerini dinimize ısındırma bakımından yararı da olabilir. Sünnete uygun kısa ve nazik bir hasta ziyareti yapılabilir, yardım edilebilir, iyileşmesi temennisinde bulunulabilir. Peygamber aleyhisselam efendimiz ve ashabı Müslüman olmayan hastaları ziyaret etmişlerdir.
İlk hadis kitapları yazılırken içlerinde Peygamber aleyhisselamdan nakledilen dualar ve zikirlerle ilgili bölümler konmaya başlandı. Bazı müellifler ise müstakil DUA KİTABI yazdılar. Ama bunların ortak özelliği rivayet olarak gelen bilgilerden oluşması idi. İlk yazılma tarihinin hicri 195’e dayandığını söyleyebiliriz. Daha sonra hicri 676’da vefat eden Nevevi, meşhur el-Ezkâr isimli eseri ile bu alanda en geniş eseri telif etti. Onun ardından bu konuda yazanların tamamı ondan istifade ettiler. Allah hepsine rahmet etsin. Bu döneme kadar yazılan eserlerin genelinde; Kur'an’dan zikir ve dua ayetleri, Peygamberlerden gelen dua ve zikirler, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden gelen dua ve zikirler, Sahabeden gelen dua ve zikirler, Ehl-i beyt başta olmak üzere salihlerden gelen dua ve zikirler bulunmakta idi. Kaynak olarak da rivayet kitapları kullanılıyordu. Bu müelliflerin özellikle Kur'an ve Sünnet ya da sahabe tercihi yapmaları, onların Allah’a yakın olmayı herkesten daha iyi bilmeleri ve yaşamaları, Arap diline daha iyi vakıf olmaları gibi nedenlere dayanıyordu. Dua ve zikirde vird oluştururken şu inceliklere dikkat edilmelidir: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden nakledilen cümleler olduğu gibi korunmalı ve değiştirilmemelidir. Belli bir vakit gösterilerek nakledilen dua ve zikirlerin vakitleri korunmalıdır. Sabah/akşam duası ya da zikri, sabah duası/zikri, akşam duası/zikri, gece içinde, uyumaya geçince, uyanınca, namazların ardından, şu namazın ardından şeklindeki ifadelerde bir hikmet olacağı unutulmamalıdır. Feyiz ve tesirin o belirtilen zaman diliminde olacağına inanılmalıdır. Mesela “yatarken” okunacağı söylenen bir dua/zikir “kaylule/gün ortası uykusunda” gerekli değildir. Sabah ve akşam namazının ardından on defa “La ilahe illallahu vahdehu la şerike leh, lehulmülkü ve lehulhamdü yuhyi ve yumit ve hüve ala külli şeyin kadir” denmesi tavsiye edilmiştir. Aynı bereketi başka bir namazın ardında bulamayabiliriz. Hadislerde geçen sayılar korunmalıdır. Bir kere, üç kere, dört, on, on bir, yirmi beş, otuz üç, yetmiş, yüz ve yüzden fazla gibi rakamlarda bereket aranmalıdır. Bu zikirleri bu rakamlarla emreden Peygamber aleyhisselamın rakamları hakiki anlamları ile kullandığı, bir mecaz kastetmediği bilinmelidir. Tesbihat ve zikirde zaman ve sayı belirtilmesinin bir eğitim yöntemi olduğu düşünülmelidir. Rakamlı tesbihat ve zikir yapılırken elle sayılabileceği gibi, tesbih veya teknolojik bir sayar cihaz kullanılabilir. Burada önemli olan o kullanılan nesnenin zihni meşgul etmemesidir. Zikirde bereket sürekliliktedir. Bir yapıp bir erteleme yerine süreklilik sağlanmalıdır. Bu yüzden, virdini yani sürekli yaptığı dua veya zikrini o vakitte yapamayanın onu kaza etmesi tavsiye edilmiştir. Hâlbuki farz bir ibadet değildir ama bunu bir eğitim metodu gibi gördüğümüz için sanki kazası yapılıyor gibi kabullenilmesi faydalı olacaktır. Dua ve zikirde sadelik, sessizlik, huzur esas alınmalıdır. Bu bir ibadettir. İbadette en temel iki esas, şeriata uygunluk ve ihlastır.
Böyle bir soru samimi değil. Müslüman’ın şaşmaz ve değişmez örneği Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizdir. Allah Teâlâ onu bütün hatalardan korumuştur. Sahabeler ise bizim gibi hataya karşı korunmuşluğu olmayan insanlardır. Allah onlardan razı olsun. En mükemmel denebilecek bir din yaşadılar ama insan olarak düştükleri oldu. Düştükleri yerden de kalkmayı becerdiler. Allah Teâlâ da onlardan o halleriyle razı oldu. Biz onların iyi yaptığı işleri taklit ederiz, hata ettikleri noktalarda da onları tevbeleri ve ihlasları ile baş başa bırakırız. Onların bir iki hatasından söz edilebilir belki ama milyonlarca güzellikleri yanında o hataları ile ilgilenmek veya onların örnekliğine sığınmak samimiyetsizliktir, şeytana alet olmaktır.
Cuma günü tebrikleşmenin sahabede örneği yoktur. Ramazan ve bayram günleri için ise tebrikleşme vardır. Bir ibadet maksadı, olmazsa eksik kalır mantığı taşıdığında elbette bu bir bidat uygulamasıdır. Bunun haricinde muhabbet ve selamlaşmaya ilave niteliğinde kaldığı sürece inşaallah bidat değildir.
Değerli Kardeşim. Daha önce hocamıza gönderilmiş olan benzer soruya verdiği cevabı sizinle paylaşayım; Aziz kardeşim. İmkânınız olsa da İslam tarihini başından itibaren bugüne kadar satır satır inceleseniz. Ne yazık ki bu ümmetin en ağır imtihanı iç imtihanı olmuştur. Sözünü ettiğiniz tartışmalar sadece şu anda bulunan sıkıntılar değildir. Tarih, benzer sürtüşmeler, tartışmalar ve ithamlarla doludur. Ama o muhteşem kullukları yaparak bu imtihanı kazanıp gidenler de o tartışmaların arasından sıyrılarak gitmişlerdir. Yani şunu söylemek istiyorum: Bizim imtihanımız müşrikleri, Yahudileri ve bize düşmanlığını bildiğimiz kitleleri aşarak Rabbimize gitmek değildir. Allah Teâlâ, önümüze neyi çıkarırsa onu kazanmaya mecburuz. Ashabı kiram başta olmak üzere bütün nesiller bu imtihana tabi tutulmuşlardır diyebiliriz. Bize düşen bundan ibret almaktır. Kâfirin önünde ceketini düğmeleyen ama mü'min kardeşinin önünde kaplan kesilen mü'min kendisi ile çelişen bir tavır içindedir. Bu üzücü ama gerçektir. Bu dini böyle yaşayacak ve Rabbimizin rızasını kazanacağız. - Mü'min değerlidir. Hiçbir günah mü'mini atma nedenimiz olamaz. - Mü'minler Allah'ın kitabı, Peygamber aleyhisselamın sünnetini katiyetle tartışamazlar. Âyetler ve hadisler bizim imanımızdır. - Ümmet'imizin büyükleri olanlar, ulemamız, fukahamız, meşayıhımız, mücahitlerimiz önderlerimiz ve örneklerimizdir. Ama putlarımız değildirler. - Kur'an ve Sünnet ölçülerinde içtihat ederek önümüzü açan, bize yol gösteren müçtehitlerimizi hürmet ve takdirle anmaya mecburuz. Allah'ın şeriatını anlamamıza katkı sağlayan her içtihat bizim için bir nimettir; kıymetini biliriz. - Müçtehidi peygamber gibi göremeyiz elbette. Onun makamı hiçbir şekilde nübüvvet makamının şu kadarı bile sayılamaz. Dolayısıyla peygamberlik makamına göre durumu belli olan bir müçtehidin sözü de hadislerin yanında kendisinin peygamberlik makamındaki yeri gibidir. Ve elbette bir müçtehidin sıradan bir mü'mine göre mevkii ölçülemeyecek kadar farklıdır. Müçtehidin sözü ile sıradan bir mü'minin sözü arasında da bu mesafe vardır. - Mü'minlerin nefislerini tatmin için dinimize ait konuları kullanmaları en iyi ifadeyle bir çirkinliktir. Birbirimizi ezmek için dinimiz dışında bir şeyi kullanmalıydık. - Aklı olan, mü'minle uğraşmaz. Uğraşılacak şirk ehli, dalalet ehli mi kalmadı? Aynı şekilde, mü'minle uğraşanla uğraşmak da akıllılık değildir. - Fitneden uzak durun. Mescitlere gidip namazlarınızı eda edin. Evinizin kıymetini bilin. Mü'min kardeşlerinizi cennet arkadaşları olarak bilin. İslam'ı cemaatinden, tarikatından ibaret görenlerin kısırlığı sizi boğmasın. İslam, bütün kâinatı kuşatacak güçtedir. Sürtüşerek değil kuşatarak Allah'a ulaşabiliriz. Kötüleri örnek görmeyin. Yılmayın, usanmayın. Allah'a emanet olun.