İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Zikir için VİRD kitaplarına bakıyorum. Biri diğerinden çok farklı gibi görünüyor. Hatta içinde dua ayetleri ve hadisleri daha az olan vird kitapları gördüm. Zikir ve tesbihat kitapları ne zaman yazılmaya başlandı. Bu konuda, yani bir zikir vird edinmede hangi ilkelere dikkat etmeyi tavsiye edersiniz?

Cevap

İlk hadis kitapları yazılırken içlerinde Peygamber aleyhisselamdan nakledilen dualar ve zikirlerle ilgili bölümler konmaya başlandı. Bazı müellifler ise müstakil DUA KİTABI yazdılar. Ama bunların ortak özelliği rivayet olarak gelen bilgilerden oluşması idi. İlk yazılma tarihinin hicri 195’e dayandığını söyleyebiliriz. Daha sonra hicri 676’da vefat eden Nevevi, meşhur el-Ezkâr isimli eseri ile bu alanda en geniş eseri telif etti. Onun ardından bu konuda yazanların tamamı ondan istifade ettiler. Allah hepsine rahmet etsin. Bu döneme kadar yazılan eserlerin genelinde; Kur'an’dan zikir ve dua ayetleri, Peygamberlerden gelen dua ve zikirler, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden gelen dua ve zikirler, Sahabeden gelen dua ve zikirler, Ehl-i beyt başta olmak üzere salihlerden gelen dua ve zikirler bulunmakta idi. Kaynak olarak da rivayet kitapları kullanılıyordu. Bu müelliflerin özellikle Kur'an ve Sünnet ya da sahabe tercihi yapmaları, onların Allah’a yakın olmayı herkesten daha iyi bilmeleri ve yaşamaları, Arap diline daha iyi vakıf olmaları gibi nedenlere dayanıyordu. Dua ve zikirde vird oluştururken şu inceliklere dikkat edilmelidir: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden nakledilen cümleler olduğu gibi korunmalı ve değiştirilmemelidir. Belli bir vakit gösterilerek nakledilen dua ve zikirlerin vakitleri korunmalıdır. Sabah/akşam duası ya da zikri, sabah duası/zikri, akşam duası/zikri, gece içinde, uyumaya geçince, uyanınca, namazların ardından, şu namazın ardından şeklindeki ifadelerde bir hikmet olacağı unutulmamalıdır. Feyiz ve tesirin o belirtilen zaman diliminde olacağına inanılmalıdır. Mesela “yatarken” okunacağı söylenen bir dua/zikir “kaylule/gün ortası uykusunda” gerekli değildir. Sabah ve akşam namazının ardından on defa “La ilahe illallahu vahdehu la şerike leh, lehulmülkü ve lehulhamdü yuhyi ve yumit ve hüve ala külli şeyin kadir” denmesi tavsiye edilmiştir. Aynı bereketi başka bir namazın ardında bulamayabiliriz. Hadislerde geçen sayılar korunmalıdır. Bir kere, üç kere, dört, on, on bir, yirmi beş, otuz üç, yetmiş, yüz ve yüzden fazla gibi rakamlarda bereket aranmalıdır. Bu zikirleri bu rakamlarla emreden Peygamber aleyhisselamın rakamları hakiki anlamları ile kullandığı, bir mecaz kastetmediği bilinmelidir. Tesbihat ve zikirde zaman ve sayı belirtilmesinin bir eğitim yöntemi olduğu düşünülmelidir. Rakamlı tesbihat ve zikir yapılırken elle sayılabileceği gibi, tesbih veya teknolojik bir sayar cihaz kullanılabilir. Burada önemli olan o kullanılan nesnenin zihni meşgul etmemesidir. Zikirde bereket sürekliliktedir. Bir yapıp bir erteleme yerine süreklilik sağlanmalıdır. Bu yüzden, virdini yani sürekli yaptığı dua veya zikrini o vakitte yapamayanın onu kaza etmesi tavsiye edilmiştir. Hâlbuki farz bir ibadet değildir ama bunu bir eğitim metodu gibi gördüğümüz için sanki kazası yapılıyor gibi kabullenilmesi faydalı olacaktır. Dua ve zikirde sadelik, sessizlik, huzur esas alınmalıdır. Bu bir ibadettir. İbadette en temel iki esas, şeriata uygunluk ve ihlastır.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Dua bir yalvarıştır, yakarıştır. Rabbimiz dua ederken, onun dualarımızı kabul edeceğinden şüphemiz olmamasını istemektedir. Elbette kabulün ne zaman ve nasıl gerçekleşeceğini Allah bilecektir. Hangi dua daha ihlaslıysa, daha samimi ise o kabul olur Allah’ın izniyle. Duada ısrarcı olunabilir fakat mümin, ettiği duanın kabul edilmesi hususunda aceleci olmamalıdır. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin "Sizden herhangi biriniz 'dua ettim de kabul olunmadı' diyerek acele etmediği sürece duası kabul olunur." buyurduğunu hatırlayabiliriz. Zikirde “şu kadar” denebilecek bir sınırı, muayyen bir vakti ve belirli bir pozisyonu yoktur. Kur'an’ımızın ve sünnetimizin gösterdiği bütün zikirler, bütün zamanlar ve bütün durumlar için sınırsız bir şekilde yapılabilir niteliktedir. Herkes gücü yettiğince yapabilir. Zikir yaparken de başka şeyler düşünmek zikri geçersiz kılmaz fakat sadece dille değil de kalben Allah’a yönelerek, ne söylediğinin farkında olarak, Rabbimizin huzurunda olduğumuzun hissi içinde olmaya çalışmak gayemiz olmalıdır. Dua ederken “Ya Allah”, “Ya Rab” dediğimiz gibi herhangi Esma’ül Hüsna’dan olan isimlerinden biriyle de dua edebiliriz. Ya Âlim, ya Kerim, ya Latif yani “Ey Latif Allah’ım! Ey Kerim Allah’ım! Ey Rahim Allah’ım!” diye dua edebilirsiniz. Yeterli olur Allah’ın izniyle. Geçmişteki yanlışlardan samimice tövbe edip istiğfar edebilirsiniz. Mümin erkek veya kadın Allah'tan kendisi için hayırlı olanı ister, bunun için de dua eder. "Allah'ım bana dünya ve ahirette iyilikle beraber olacağım salih bir eş nasip et!" şeklinde dua edebilirsiniz. Rabbimizin size yazdığı nasibi er veya geç sizi bulacaktır. Bundan hiç şüpheniz olmasın. Allah yardımcınız olsun.

Hocam aklıma takılan sorularım var:  Dua ederken "duama yakın, duamı bana yakı
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bir milyon ya da bin yıl zikir sevabı ile ilgili bir bilgi hadis kitaplarında geçmemektedir. Ancak Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin şu müjdeleri kaynaklarımızda geçmektedir: “Bir kimse günde yüz defa sübhânallâhi ve bi-hamdihî derse, onun günahları deniz köpüğü kadar bile olsa hepsi bağışlanır.” (Buhari, 6405) Namazların akabinde 33 defa sübhanallah, 33 defa elhamdülillah, 33 defa Allahuekber dedikten sonra "لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ، وَلَهُ الْحَمْدُ، وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ" diyenin de deniz köpüğü kadar günahı olsa bağışlanacağı da Müslim’de 597. hadisi şerifte geçmektedir. Yine aynı zikri günde yüz defa yapanın 100 sevap yazılıp 100 günahının silineceği, on köle azat etmiş gibi sevap verileceği hadisi şerifte geçmektedir. (Buhari, 3293) Bu gibi zikirler ve müjdelere dair bilgiler internette doğru olmayan şekillerde çok fazla bulunmaktadır. Bu yüzden İmam Nevevi rahmetullahi aleyhin “Ezkâr” isimli kitabı gibi muteber kaynaklardan bakmak çok daha isabetli olacaktır.

Hocam ezan okunurken "Merhaben bil Kâilîne Adlen" diyen kişiye iki milyon hasene
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kıymetli kardeşim, böyle bir derdin varsa sen zaten büyük bir yoldasın demektir. Şimdi sana yorgunluk yapmayan, ama gelişmene destek olan bir yol haritası çizeceğim. İnşallah istifade edersin. Kıvam arayışı, dağınıklıkla değil istidamla olur. Senin sorunun bilgi eksikliğinden değil bilgi iştahının yönünü belirleyememenden kaynaklanıyor. Bu da çok doğal bir merhale. Şu anda Kur’an, hadis, siyer, tefsir, fıkıh her şeyi istiyorsun. Ama dikkat et, bu bir tabak yemeği pişirmeden diğerine geçmeye benzer. O yüzden ilk tavsiyem “Her şeyi biraz biraz değil, bir şeyi özümseyerek öğren.” Günde 1 sayfa tefsirli kur’an – ruh gıdan olsun. Her gün, tertemiz bir vakitte (sabah veya yatsı sonrası) 1 sayfa meal ve kısa tefsir oku. Kur’an-ı Kerim ve Meali (Diyanet veya Ömer Çelik Meali) Tefsir olarak: “Tefsîr-i Safvetü’t-Tefâsîr” (kısa ve öz) Okuyup geçme; 1-2 ayet de olsa üzerinde düşün. Bu zikir gibidir, kalbi işler. Siyer ve hadis için bir program oluştur. Haftanın 3 günü, Siyer: Fıkhu’s-Sîre (Ramazan el-Bûtî); Riyâzü’s-Sâlihîn (İmam Nevevî) – kısa kısa, şerhli okuyabilirsin. Günde 15-20 dakikayı yeterli gör. Ama istikrarlı ol. Fıkıh ve günlük hayat için bir kaynak seç. Haftada 2 gün “İslam İlmihali” (Diyanet) ve Nureddin Yıldız Hoca’nın “Gençlik Fakültesi” ve “Fıkıh Okumaları” derslerini dinleyebilirsin. Not tut, tekrar et, tatbik et. Her gün 3 satır not al: Bugün ne öğrendim? Beni en çok etkileyen cümle neydi? Bununla hayatımda neyi düzeltebilirim? Zira bilgi not alınmazsa uçar; Bir bilgi, hayatımıza uygulanmazsa (yani amele dönüşmezse), kalpte bir tesir bırakmaz, yerleşmez. Son olarak, zikirsiz kalma. Günde 100 kere “Estağfirullah” ve salavat seni içten kuvvetlendirir. Kitap yorgunluğu hissettiğinde sohbet dinle. Diri kalırsın. Ayda bir kez mutlaka bir mü’min kardeşinle öğrendiklerini paylaş. Bu seni pekiştirir. Gelişim yarışın olsun, gösterişin değil. Başkasıyla değil, dünkü halinle yarış. Allah seni Kur’an’a ve sünnete dost, fıkha sadık, siyerle yaşayan bir mü’min eylesin. Unutma kardeşim: “Bir sayfa okuyarak istikrarlı ilerleyen, her gün kitap karıştırıp yorulandan daha çok yol alır.” Dua eder, dua beklerim.

Ben bir müslüman olarak elhamdülillah beş vakit namazımı camide kılmaya özen gös
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Peygamber aleyhisselamdan zikir varit olduğu gibi o zikri nasıl yaptığı da varittir. Dolayısıyla onun yaptığı bir zikri ancak onun gibi yaparsak doğru bir iş yapmış oluruz. Bu da zikrin nasıl yapıldığını kaynağından öğrenmemizle mümkündür. Bundan sadece, bilmeyenleri öğretme gibi bir durum istisna edilebilir.

Esselamu aleykum hocam. Hanımların bir araya gelerek veya şer-i bir derse başlam
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

“Cehri zikir” ile ne kastettiğinizi bilemiyorum. Raks, sema gibi bir ritüel kastediyorsanız uzak durmanızı tavsiye ederim. Tesbihat olarak bilinen zikirleri sesli veya sessiz yapmanızda ise sakınca olmaz. Ama çalgı eşliğinde özel dekorlarla süslenmiş ortamlarda icra edilenlerden de uzak durmanızı tavsiye ederim. Şunu da unutmayın ki; size sadece Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i dinlemiş olmak yetmediği, ilave bir şeyler yapma ihtiyacı hissettiğiniz sürece kat edeceğiniz daha çok yol var demektir. Allah yardımcınız olsun.

Hocam arkadaşlar olarak bu seneki sohbetlerimizi sizin vermiş olduğunuz doğrultu
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kelime-i tevhid sözlük anlamı ile “Allah’ı birleme cümlesi” demektir. “Lâ ilahe illallah” sözünden ibarettir ve “Allah’tan başka ilah yoktur.” anlamına gelir. Bu cümlenin ifade ettiği mana İslâm’ın temel ilkesini oluşturur. Hz. Peygamber (s.a.s.), “Kıyamet gününde benim şefaatim sayesinde en mutlu olacak insan, kalbinden içtenlikle, Lâ ilâhe illallah diyendir.” (Buhârî, İlim, 33 [99]; Rikâk, 51 [6570]) buyurmuştur. Zikir, hatırlamak ve hatırlatmak demektir. Kelime-i tevhidi zikir olarak okumak, okuyana ve dinleyenlere Allah’ı hatırlatacağı için sevap kazandıran bir ameldir, zikirlerin en güzelidir. Resûlullah (s.a.s.), “En faziletli zikir ‘Lâ ilahe illallah’; en faziletli dua da ‘Elhamdülillah’ demektir.” (Tirmizî, Deʽavât, 9 [3383]; İbn Mâce, Edeb, 55 [3800])buyurmuştur. Bunun yanında günde yüz defa “Lâ ilâhe illallah” diyenin çeşitli şekillerde mükâfatlandırılacağı yönünde hadisler bulunmaktadır. (Tirmizî, Deʽavât, 37 [3430]; İbn Mâce, Edeb, 54 [3794]) Sahih hadislerde belirtilenler dışında dua veya zikirlerin belli sayılarda yapılması gerektiğine inanıp bunu iddia etmek doğru değildir.

Yetmiş bin kelime-i tevhid okumanın dinî dayanağı var mıdır?

ashap konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Böyle bir ziyarette sakınca olmadığı gibi onların zor zamanlarında kalplerini dinimize ısındırma bakımından yararı da olabilir. Sünnete uygun kısa ve nazik bir hasta ziyareti yapılabilir, yardım edilebilir, iyileşmesi temennisinde bulunulabilir. Peygamber aleyhisselam efendimiz ve ashabı Müslüman olmayan hastaları ziyaret etmişlerdir.

Müslüman olmayan bir hastayı ziyaret edip geçmiş olsun dememizde, iyileşmesi içi
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Böyle bir soru samimi değil. Müslüman’ın şaşmaz ve değişmez örneği Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizdir. Allah Teâlâ onu bütün hatalardan korumuştur. Sahabeler ise bizim gibi hataya karşı korunmuşluğu olmayan insanlardır. Allah onlardan razı olsun. En mükemmel denebilecek bir din yaşadılar ama insan olarak düştükleri oldu. Düştükleri yerden de kalkmayı becerdiler. Allah Teâlâ da onlardan o halleriyle razı oldu. Biz onların iyi yaptığı işleri taklit ederiz, hata ettikleri noktalarda da onları tevbeleri ve ihlasları ile baş başa bırakırız. Onların bir iki hatasından söz edilebilir belki ama milyonlarca güzellikleri yanında o hataları ile ilgilenmek veya onların örnekliğine sığınmak samimiyetsizliktir, şeytana alet olmaktır.

Hocam bir arkadaşım, sahabeler arasında da günah işleyen vardı. Bizim böyle bir
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Cuma günü tebrikleşmenin sahabede örneği yoktur. Ramazan ve bayram günleri için ise tebrikleşme vardır. Bir ibadet maksadı, olmazsa eksik kalır mantığı taşıdığında elbette bu bir bidat uygulamasıdır. Bunun haricinde muhabbet ve selamlaşmaya ilave niteliğinde kaldığı sürece inşaallah bidat değildir.

Hocam cuma günü tebrikleşmeyi Peygamberimiz aleyhisselam ve ashabı yaptılar mı?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Değerli Kardeşim. Daha önce hocamıza gönderilmiş olan benzer soruya verdiği cevabı sizinle paylaşayım; Aziz kardeşim. İmkânınız olsa da İslam tarihini başından itibaren bugüne kadar satır satır inceleseniz. Ne yazık ki bu ümmetin en ağır imtihanı iç imtihanı olmuştur. Sözünü ettiğiniz tartışmalar sadece şu anda bulunan sıkıntılar değildir. Tarih, benzer sürtüşmeler, tartışmalar ve ithamlarla doludur. Ama o muhteşem kullukları yaparak bu imtihanı kazanıp gidenler de o tartışmaların arasından sıyrılarak gitmişlerdir. Yani şunu söylemek istiyorum: Bizim imtihanımız müşrikleri, Yahudileri ve bize düşmanlığını bildiğimiz kitleleri aşarak Rabbimize gitmek değildir. Allah Teâlâ, önümüze neyi çıkarırsa onu kazanmaya mecburuz. Ashabı kiram başta olmak üzere bütün nesiller bu imtihana tabi tutulmuşlardır diyebiliriz. Bize düşen bundan ibret almaktır. Kâfirin önünde ceketini düğmeleyen ama mü'min kardeşinin önünde kaplan kesilen mü'min kendisi ile çelişen bir tavır içindedir. Bu üzücü ama gerçektir. Bu dini böyle yaşayacak ve Rabbimizin rızasını kazanacağız. - Mü'min değerlidir. Hiçbir günah mü'mini atma nedenimiz olamaz. - Mü'minler Allah'ın kitabı, Peygamber aleyhisselamın sünnetini katiyetle tartışamazlar. Âyetler ve hadisler bizim imanımızdır. - Ümmet'imizin büyükleri olanlar, ulemamız, fukahamız, meşayıhımız, mücahitlerimiz önderlerimiz ve örneklerimizdir. Ama putlarımız değildirler. - Kur'an ve Sünnet ölçülerinde içtihat ederek önümüzü açan, bize yol gösteren müçtehitlerimizi hürmet ve takdirle anmaya mecburuz. Allah'ın şeriatını anlamamıza katkı sağlayan her içtihat bizim için bir nimettir; kıymetini biliriz. - Müçtehidi peygamber gibi göremeyiz elbette. Onun makamı hiçbir şekilde nübüvvet makamının şu kadarı bile sayılamaz. Dolayısıyla peygamberlik makamına göre durumu belli olan bir müçtehidin sözü de hadislerin yanında kendisinin peygamberlik makamındaki yeri gibidir. Ve elbette bir müçtehidin sıradan bir mü'mine göre mevkii ölçülemeyecek kadar farklıdır. Müçtehidin sözü ile sıradan bir mü'minin sözü arasında da bu mesafe vardır. - Mü'minlerin nefislerini tatmin için dinimize ait konuları kullanmaları en iyi ifadeyle bir çirkinliktir. Birbirimizi ezmek için dinimiz dışında bir şeyi kullanmalıydık. - Aklı olan, mü'minle uğraşmaz. Uğraşılacak şirk ehli, dalalet ehli mi kalmadı? Aynı şekilde, mü'minle uğraşanla uğraşmak da akıllılık değildir. - Fitneden uzak durun. Mescitlere gidip namazlarınızı eda edin. Evinizin kıymetini bilin. Mü'min kardeşlerinizi cennet arkadaşları olarak bilin. İslam'ı cemaatinden, tarikatından ibaret görenlerin kısırlığı sizi boğmasın. İslam, bütün kâinatı kuşatacak güçtedir. Sürtüşerek değil kuşatarak Allah'a ulaşabiliriz. Kötüleri örnek görmeyin. Yılmayın, usanmayın. Allah'a emanet olun.

Hocam ben on altı yaşında genç bir kızınızım. Azerbaycan’dan yazıyorum. Bildiğin
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Bunun ashabtan bir örneği bilinmiyor. Sadece bir surenin okunmasına talep vardır. Bunu emir gibi anlamak da doğru değlidir, 'banane' tarzında bir ilgisizlik de.

Selamünaleyküm. Hocam el-fatiha demenin hükmü nedir? Yani her denmesinde fatiha

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.