Fetva Meclisi
Soru
Zikir için VİRD kitaplarına bakıyorum. Biri diğerinden çok farklı gibi görünüyor. Hatta içinde dua ayetleri ve hadisleri daha az olan vird kitapları gördüm. Zikir ve tesbihat kitapları ne zaman yazılmaya başlandı. Bu konuda, yani bir zikir vird edinmede hangi ilkelere dikkat etmeyi tavsiye edersiniz?
Cevap
Benzer fetvalar
Dua bir yalvarıştır, yakarıştır. Rabbimiz dua ederken, onun dualarımızı kabul edeceğinden şüphemiz olmamasını istemektedir. Elbette kabulün ne zaman ve nasıl gerçekleşeceğini Allah bilecektir. Hangi dua daha ihlaslıysa, daha samimi ise o kabul olur Allah’ın izniyle. Duada ısrarcı olunabilir fakat mümin, ettiği duanın kabul edilmesi hususunda aceleci olmamalıdır. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin "Sizden herhangi biriniz 'dua ettim de kabul olunmadı' diyerek acele etmediği sürece duası kabul olunur." buyurduğunu hatırlayabiliriz. Zikirde “şu kadar” denebilecek bir sınırı, muayyen bir vakti ve belirli bir pozisyonu yoktur. Kur'an’ımızın ve sünnetimizin gösterdiği bütün zikirler, bütün zamanlar ve bütün durumlar için sınırsız bir şekilde yapılabilir niteliktedir. Herkes gücü yettiğince yapabilir. Zikir yaparken de başka şeyler düşünmek zikri geçersiz kılmaz fakat sadece dille değil de kalben Allah’a yönelerek, ne söylediğinin farkında olarak, Rabbimizin huzurunda olduğumuzun hissi içinde olmaya çalışmak gayemiz olmalıdır. Dua ederken “Ya Allah”, “Ya Rab” dediğimiz gibi herhangi Esma’ül Hüsna’dan olan isimlerinden biriyle de dua edebiliriz. Ya Âlim, ya Kerim, ya Latif yani “Ey Latif Allah’ım! Ey Kerim Allah’ım! Ey Rahim Allah’ım!” diye dua edebilirsiniz. Yeterli olur Allah’ın izniyle. Geçmişteki yanlışlardan samimice tövbe edip istiğfar edebilirsiniz. Mümin erkek veya kadın Allah'tan kendisi için hayırlı olanı ister, bunun için de dua eder. "Allah'ım bana dünya ve ahirette iyilikle beraber olacağım salih bir eş nasip et!" şeklinde dua edebilirsiniz. Rabbimizin size yazdığı nasibi er veya geç sizi bulacaktır. Bundan hiç şüpheniz olmasın. Allah yardımcınız olsun.
Bir milyon ya da bin yıl zikir sevabı ile ilgili bir bilgi hadis kitaplarında geçmemektedir. Ancak Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin şu müjdeleri kaynaklarımızda geçmektedir: “Bir kimse günde yüz defa sübhânallâhi ve bi-hamdihî derse, onun günahları deniz köpüğü kadar bile olsa hepsi bağışlanır.” (Buhari, 6405) Namazların akabinde 33 defa sübhanallah, 33 defa elhamdülillah, 33 defa Allahuekber dedikten sonra "لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ، وَلَهُ الْحَمْدُ، وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ" diyenin de deniz köpüğü kadar günahı olsa bağışlanacağı da Müslim’de 597. hadisi şerifte geçmektedir. Yine aynı zikri günde yüz defa yapanın 100 sevap yazılıp 100 günahının silineceği, on köle azat etmiş gibi sevap verileceği hadisi şerifte geçmektedir. (Buhari, 3293) Bu gibi zikirler ve müjdelere dair bilgiler internette doğru olmayan şekillerde çok fazla bulunmaktadır. Bu yüzden İmam Nevevi rahmetullahi aleyhin “Ezkâr” isimli kitabı gibi muteber kaynaklardan bakmak çok daha isabetli olacaktır.
Kıymetli kardeşim, böyle bir derdin varsa sen zaten büyük bir yoldasın demektir. Şimdi sana yorgunluk yapmayan, ama gelişmene destek olan bir yol haritası çizeceğim. İnşallah istifade edersin. Kıvam arayışı, dağınıklıkla değil istidamla olur. Senin sorunun bilgi eksikliğinden değil bilgi iştahının yönünü belirleyememenden kaynaklanıyor. Bu da çok doğal bir merhale. Şu anda Kur’an, hadis, siyer, tefsir, fıkıh her şeyi istiyorsun. Ama dikkat et, bu bir tabak yemeği pişirmeden diğerine geçmeye benzer. O yüzden ilk tavsiyem “Her şeyi biraz biraz değil, bir şeyi özümseyerek öğren.” Günde 1 sayfa tefsirli kur’an – ruh gıdan olsun. Her gün, tertemiz bir vakitte (sabah veya yatsı sonrası) 1 sayfa meal ve kısa tefsir oku. Kur’an-ı Kerim ve Meali (Diyanet veya Ömer Çelik Meali) Tefsir olarak: “Tefsîr-i Safvetü’t-Tefâsîr” (kısa ve öz) Okuyup geçme; 1-2 ayet de olsa üzerinde düşün. Bu zikir gibidir, kalbi işler. Siyer ve hadis için bir program oluştur. Haftanın 3 günü, Siyer: Fıkhu’s-Sîre (Ramazan el-Bûtî); Riyâzü’s-Sâlihîn (İmam Nevevî) – kısa kısa, şerhli okuyabilirsin. Günde 15-20 dakikayı yeterli gör. Ama istikrarlı ol. Fıkıh ve günlük hayat için bir kaynak seç. Haftada 2 gün “İslam İlmihali” (Diyanet) ve Nureddin Yıldız Hoca’nın “Gençlik Fakültesi” ve “Fıkıh Okumaları” derslerini dinleyebilirsin. Not tut, tekrar et, tatbik et. Her gün 3 satır not al: Bugün ne öğrendim? Beni en çok etkileyen cümle neydi? Bununla hayatımda neyi düzeltebilirim? Zira bilgi not alınmazsa uçar; Bir bilgi, hayatımıza uygulanmazsa (yani amele dönüşmezse), kalpte bir tesir bırakmaz, yerleşmez. Son olarak, zikirsiz kalma. Günde 100 kere “Estağfirullah” ve salavat seni içten kuvvetlendirir. Kitap yorgunluğu hissettiğinde sohbet dinle. Diri kalırsın. Ayda bir kez mutlaka bir mü’min kardeşinle öğrendiklerini paylaş. Bu seni pekiştirir. Gelişim yarışın olsun, gösterişin değil. Başkasıyla değil, dünkü halinle yarış. Allah seni Kur’an’a ve sünnete dost, fıkha sadık, siyerle yaşayan bir mü’min eylesin. Unutma kardeşim: “Bir sayfa okuyarak istikrarlı ilerleyen, her gün kitap karıştırıp yorulandan daha çok yol alır.” Dua eder, dua beklerim.
Selamünaleyküm. Peygamber aleyhisselamdan zikir varit olduğu gibi o zikri nasıl yaptığı da varittir. Dolayısıyla onun yaptığı bir zikri ancak onun gibi yaparsak doğru bir iş yapmış oluruz. Bu da zikrin nasıl yapıldığını kaynağından öğrenmemizle mümkündür. Bundan sadece, bilmeyenleri öğretme gibi bir durum istisna edilebilir.
“Cehri zikir” ile ne kastettiğinizi bilemiyorum. Raks, sema gibi bir ritüel kastediyorsanız uzak durmanızı tavsiye ederim. Tesbihat olarak bilinen zikirleri sesli veya sessiz yapmanızda ise sakınca olmaz. Ama çalgı eşliğinde özel dekorlarla süslenmiş ortamlarda icra edilenlerden de uzak durmanızı tavsiye ederim. Şunu da unutmayın ki; size sadece Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i dinlemiş olmak yetmediği, ilave bir şeyler yapma ihtiyacı hissettiğiniz sürece kat edeceğiniz daha çok yol var demektir. Allah yardımcınız olsun.
Kelime-i tevhid sözlük anlamı ile “Allah’ı birleme cümlesi” demektir. “Lâ ilahe illallah” sözünden ibarettir ve “Allah’tan başka ilah yoktur.” anlamına gelir. Bu cümlenin ifade ettiği mana İslâm’ın temel ilkesini oluşturur. Hz. Peygamber (s.a.s.), “Kıyamet gününde benim şefaatim sayesinde en mutlu olacak insan, kalbinden içtenlikle, Lâ ilâhe illallah diyendir.” (Buhârî, İlim, 33 [99]; Rikâk, 51 [6570]) buyurmuştur. Zikir, hatırlamak ve hatırlatmak demektir. Kelime-i tevhidi zikir olarak okumak, okuyana ve dinleyenlere Allah’ı hatırlatacağı için sevap kazandıran bir ameldir, zikirlerin en güzelidir. Resûlullah (s.a.s.), “En faziletli zikir ‘Lâ ilahe illallah’; en faziletli dua da ‘Elhamdülillah’ demektir.” (Tirmizî, Deʽavât, 9 [3383]; İbn Mâce, Edeb, 55 [3800])buyurmuştur. Bunun yanında günde yüz defa “Lâ ilâhe illallah” diyenin çeşitli şekillerde mükâfatlandırılacağı yönünde hadisler bulunmaktadır. (Tirmizî, Deʽavât, 37 [3430]; İbn Mâce, Edeb, 54 [3794]) Sahih hadislerde belirtilenler dışında dua veya zikirlerin belli sayılarda yapılması gerektiğine inanıp bunu iddia etmek doğru değildir.
ashap konusundaki diğer fetvalar
Böyle bir ziyarette sakınca olmadığı gibi onların zor zamanlarında kalplerini dinimize ısındırma bakımından yararı da olabilir. Sünnete uygun kısa ve nazik bir hasta ziyareti yapılabilir, yardım edilebilir, iyileşmesi temennisinde bulunulabilir. Peygamber aleyhisselam efendimiz ve ashabı Müslüman olmayan hastaları ziyaret etmişlerdir.
Böyle bir soru samimi değil. Müslüman’ın şaşmaz ve değişmez örneği Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizdir. Allah Teâlâ onu bütün hatalardan korumuştur. Sahabeler ise bizim gibi hataya karşı korunmuşluğu olmayan insanlardır. Allah onlardan razı olsun. En mükemmel denebilecek bir din yaşadılar ama insan olarak düştükleri oldu. Düştükleri yerden de kalkmayı becerdiler. Allah Teâlâ da onlardan o halleriyle razı oldu. Biz onların iyi yaptığı işleri taklit ederiz, hata ettikleri noktalarda da onları tevbeleri ve ihlasları ile baş başa bırakırız. Onların bir iki hatasından söz edilebilir belki ama milyonlarca güzellikleri yanında o hataları ile ilgilenmek veya onların örnekliğine sığınmak samimiyetsizliktir, şeytana alet olmaktır.
Cuma günü tebrikleşmenin sahabede örneği yoktur. Ramazan ve bayram günleri için ise tebrikleşme vardır. Bir ibadet maksadı, olmazsa eksik kalır mantığı taşıdığında elbette bu bir bidat uygulamasıdır. Bunun haricinde muhabbet ve selamlaşmaya ilave niteliğinde kaldığı sürece inşaallah bidat değildir.
Değerli Kardeşim. Daha önce hocamıza gönderilmiş olan benzer soruya verdiği cevabı sizinle paylaşayım; Aziz kardeşim. İmkânınız olsa da İslam tarihini başından itibaren bugüne kadar satır satır inceleseniz. Ne yazık ki bu ümmetin en ağır imtihanı iç imtihanı olmuştur. Sözünü ettiğiniz tartışmalar sadece şu anda bulunan sıkıntılar değildir. Tarih, benzer sürtüşmeler, tartışmalar ve ithamlarla doludur. Ama o muhteşem kullukları yaparak bu imtihanı kazanıp gidenler de o tartışmaların arasından sıyrılarak gitmişlerdir. Yani şunu söylemek istiyorum: Bizim imtihanımız müşrikleri, Yahudileri ve bize düşmanlığını bildiğimiz kitleleri aşarak Rabbimize gitmek değildir. Allah Teâlâ, önümüze neyi çıkarırsa onu kazanmaya mecburuz. Ashabı kiram başta olmak üzere bütün nesiller bu imtihana tabi tutulmuşlardır diyebiliriz. Bize düşen bundan ibret almaktır. Kâfirin önünde ceketini düğmeleyen ama mü'min kardeşinin önünde kaplan kesilen mü'min kendisi ile çelişen bir tavır içindedir. Bu üzücü ama gerçektir. Bu dini böyle yaşayacak ve Rabbimizin rızasını kazanacağız. - Mü'min değerlidir. Hiçbir günah mü'mini atma nedenimiz olamaz. - Mü'minler Allah'ın kitabı, Peygamber aleyhisselamın sünnetini katiyetle tartışamazlar. Âyetler ve hadisler bizim imanımızdır. - Ümmet'imizin büyükleri olanlar, ulemamız, fukahamız, meşayıhımız, mücahitlerimiz önderlerimiz ve örneklerimizdir. Ama putlarımız değildirler. - Kur'an ve Sünnet ölçülerinde içtihat ederek önümüzü açan, bize yol gösteren müçtehitlerimizi hürmet ve takdirle anmaya mecburuz. Allah'ın şeriatını anlamamıza katkı sağlayan her içtihat bizim için bir nimettir; kıymetini biliriz. - Müçtehidi peygamber gibi göremeyiz elbette. Onun makamı hiçbir şekilde nübüvvet makamının şu kadarı bile sayılamaz. Dolayısıyla peygamberlik makamına göre durumu belli olan bir müçtehidin sözü de hadislerin yanında kendisinin peygamberlik makamındaki yeri gibidir. Ve elbette bir müçtehidin sıradan bir mü'mine göre mevkii ölçülemeyecek kadar farklıdır. Müçtehidin sözü ile sıradan bir mü'minin sözü arasında da bu mesafe vardır. - Mü'minlerin nefislerini tatmin için dinimize ait konuları kullanmaları en iyi ifadeyle bir çirkinliktir. Birbirimizi ezmek için dinimiz dışında bir şeyi kullanmalıydık. - Aklı olan, mü'minle uğraşmaz. Uğraşılacak şirk ehli, dalalet ehli mi kalmadı? Aynı şekilde, mü'minle uğraşanla uğraşmak da akıllılık değildir. - Fitneden uzak durun. Mescitlere gidip namazlarınızı eda edin. Evinizin kıymetini bilin. Mü'min kardeşlerinizi cennet arkadaşları olarak bilin. İslam'ı cemaatinden, tarikatından ibaret görenlerin kısırlığı sizi boğmasın. İslam, bütün kâinatı kuşatacak güçtedir. Sürtüşerek değil kuşatarak Allah'a ulaşabiliriz. Kötüleri örnek görmeyin. Yılmayın, usanmayın. Allah'a emanet olun.
Selamünaleyküm. Bunun ashabtan bir örneği bilinmiyor. Sadece bir surenin okunmasına talep vardır. Bunu emir gibi anlamak da doğru değlidir, 'banane' tarzında bir ilgisizlik de.