Fetva Meclisi
Soru
Hocam aklıma takılan sorularım var: Dua ederken "duama yakın, duamı bana yakın ve tez eyle" gibi ifadeler kullanmakta bir sakınca var mı? Allah’tan kolaylıkla, zaman kaybetmeden istemek edebe aykırı olur mu? Zikir adedi hakkında: Günlük olarak her bir zikirden 100 defa yapmak yeterli midir? Yoksa belli bir sayı belirtmeden sadece içtenlikle ve devamlılıkla mı zikir yapılmalıdır? Esmâül Hüsnâ ile dua ederken yalnızca "Ya Kuddûs" gibi isimleri söylemek yeterli olur mu, yoksa "Celle Celâlühû" ekini de mutlaka söylemek gerekir mi? Sahih ve güvenilir dua ve zikir kaynakları hakkında: Belirli sayılarla sahih olarak tavsiye edilmiş bir dua kitabı var mıdır? Yoksa kişi gücü yettiği kadar mı yapmalıdır? Zikir ve esma okurken dalmak ya da akla başka şeylerin gelmesi zikir sevabını etkiler mi ya da yapılan zikri geçersiz kılar mı? Haram bir ilişki sonrası dua ve evlilik konusu: Daha önce dinî meşguliyetimi kaybettiğim bir dönemde haram bir ilişkim oldu. Karşı tarafın ailesi bu evliliğe razı olmadı. Ben ise bu kişiyi helal dairede Rabbimden istememde bir sakınca olup olmadığını merak ediyorum. Dua ederken “Rabbim, razı olacağın, bana hayırlı bir eş nasip et.” diye dua ediyorum ama kalbime sürekli bu kişi düşüyor. Bu, şeytanın vesvesesi mi yoksa gerçekten dua ile istemekte bir mahzur var mı? Ayrıca bu kişiyle ilgili tevafuklar yaşıyorum. “Allah’ım bir işaret ver” diye dua ettiğimde, onunla ilgili bazı anlamlı tevafuklar oluyor. Bu tür işaretlere göre hareket etmek doğru olur mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Duanın zevkine ulaşmak da tıpkı namaz kılmayı öğrenmek gibi bir seviye işidir. Namazı birkaç günde öğrenebilirsiniz ama dua adamı olmak yıllarınızı alabilir. Siz kendinizi bir eğitim parkurunda kabul edin, şeytan yolun sonunu size uzak göstererek yıldırmasın. Sabırlı olun, ciddi olun, gayretinizi eksiltmeyin. Yapamadıklarınız sizi üzsün ama yaptıklarınız için de şükreden bir kul olun. Dua ehli olmak için de dua etmeye çalışın.
Selamünaleyküm. Duanın zevkine ulaşmak da tıpkı namaz kılmayı öğrenmek gibi bir seviye işidir. Namazı birkaç günde öğrenebilirsiniz ama dua adamı olmak yıllarınızı alabilir. Siz kendinizi bir eğitim parkurunda kabul edin, şeytan yolun sonunu size uzak göstererek yıldırmasın. Sabırlı olun, ciddi olun, gayretinizi eksiltmeyin. Yapamadıklarınız sizi üzsün ama yaptıklarınız için de şükreden bir kul olun. Dua ehli olmak için de dua etmeye çalışın.
Kıymetli kardeşim bu tür korkular ve kaygılar, insanın sevdiğine olan bağlılığından ve onu kaybetme endişesinden kaynaklanabilir. Ve kuvvetle ihtimal bahsettiğin şeyler vesveseden ibaret. Öncelikle şunu bilmelisin ki, ölümün ne zaman geleceğini yalnızca Allah bilir. İnsanlar bazen kötü bir hisse kapılabilirler ancak bu, mutlaka bir şeyin habercisi değildir. Eşinin de benzer duygular yaşaması, ikinizin de bu dönemde duygusal olarak daha hassas olduğunuzu gösterebilir. Bu tür düşünceleri beslemek yerine, dua etmek, tevekkül etmek ve anın kıymetini bilmek daha faydalı olacaktır. Ömür, dua ve sadaka ile bereketlenir. Peygamberimiz aleyhisselam, sadakanın belaları def ettiğini ve ömrü uzattığını bildirmiştir. O yüzden, bol bol dua etmeye, hayır yapmaya ve Allah’a sığınmaya devam et. Unutma ki kaygılarla vakit geçirmek yerine, sevdiklerinle güzel anılar biriktirmek daha değerlidir. Allah eşine ve sana sağlıklı, huzurlu, hayırlı uzun ömürler nasip etsin. Allah'a emanet olun.
Öncelikle geçmiş hatalarınız için tövbe edip helal dairede yaşama hedefiniz ve gayretiniz takdire şayandır. Haramdan uzak durma hassasiyetinizi hayatınız boyunca sürdürmeniz nasip olsun inşallah. Evlenme konusunda yaşanılan sıkıntı mevcut zamanımızın imtihanlarından biridir. Fakat son nefese kadar elimizden geleni yaparak gayret etmeye mecburuz. Evlilik elbette kişinin hem dünyası için hem de ahireti için önemli bir adımdır. Bu yolda en büyük azıklardan biri sabırlı olmaktır. Sabırla yol alıp Rabbimize kalbinizdekileri dökebilir, uygun bir eş için bolca dua edebilirsiniz. Henüz vakti gelmediği için uygun bir eş adayı ile karşılaşmamışsınızdır. Kadere teslim olun ve asla umutsuz olmayın. Her şeyin bir vakti vardır. Unutmayasınız ki Allah her dilediğini dilediği gibi ve dilediği zamanda yapar. Bu süreçte ailenize karşı her şeye rağmen nazik davranmayı ihmal etmeyesiniz. Onların da bol dualarını almaya çalışmanız sizin için kazançlı olandır. Her önünüze çıkan kişiye evet demeniz elbette akılsızlık ve kendinizi bile bile tehlikeye atmak olur. Siz kriterlerinizi belirleyin ve bu kriterlerden taviz vermeyecekleriniz olsun. Bununla birlikte esnetebileceklerinizi de belirleyin. Evliliğin ertelenmesi kişiyi zinaya sürükleme tehlikesi ile karşı karşıya bırakacaksa böyle bir durumda olan bir mü’min evlenmek için aradığı kriterleri esnetmeli ve evliliği geciktirmemelidir. Rabbimizin razı olacağı adımlar atmanız nasip olsun. Allah yardımcınız olsun.
Her şeyin başlangıcı ve sonu Allah’a bağlıdır. Kısmet ve talih dediğimiz kavramlar aslında, Allah’ın takdiridir ve insanlar için çok farklı yollarla görünür. Bazen işler yolunda gitmez fakat Allah bu durumu bizim için bir iyiliğe dönüştürür. Hayatımızda zor bir dönem geçirdiğimizde, biz bu dönemi yanlış algılayabiliriz. Ancak unutma ki Allah’ın rahmeti sonsuzdur ve O, senin hayrını en iyi şekilde bilir. Böyle anlarda, Allah’a sığınmalı, sabırlı olmalı ve tevekkül etmelisin. İşlerin ters gitmesi, bazen bir nevi Allah’ın seni koruması, yanlış yollardan uzak tutması olabilir. Bu yüzden zor zamanlarda, dua ve sabırla kalmak seni Allah’a daha yakın kılacaktır. Dua etmek, Allah’a yönelmek, O'na içten bir şekilde yalvarmak, her zaman doğru bir yoldur. İslam’da dualarımızın ya hemen kabul olacağını ya da Allah’ın takdiri doğrultusunda bir şekilde bizlere fayda sağlayacağına inanılır. Bazen, bizler dua ettiğimizde, beklediğimiz şey hemen gerçekleşmez. Çünkü Allah, bizim için en hayırlısını bilir. Şerre çevrildiği iddia edilen dualar, yanlış anlaşılmalar olabilir. Belki de yanlış yerden, yanlış bir inançla yapıldığında, zorluklar yaşanabilir. O yüzden dua ederken, Allah’a olan güvenin tam olmalı ve dualarını doğru niyetle yapmalısın. Allah, hiçbir zaman kulunu zarar uğratmak istemez. Aksine O'nun dileği kulunun hayrına olandır. İçinde bulunduğun bu durumlarda, şunu unutma: İman etmek ve sabretmek, hayatın gerçek sınavıdır. Zorluklar geçici ama sabrın ve Allah’a olan güvenin kalıcıdır. Dua et ama sabret ve her şeyin sonunda Allah’ın en güzel takdirine rıza göster. Allah’a emanet ol, sabrın mükâfatını versin.
Senin içini bilen, kalbini gören, dualarını işiten Rabbimizdir. Çok samimi, çok dertli bir yüreğin var. Ama bil ki duası kabul olmuyor gibi hisseden herkes, aslında Allah’a en yakın olanlardandır. Dua Ettim, Olmadı... Ne Yapmalıyım? Evvela şunu bilelim: Dua eden bir kul asla kaybetmez. Çünkü dua ya hemen kabul edilir ya daha iyisi verilir ya da ahirete saklanır ve orada öyle büyük sevaplara dönüşür ki, kul o gün şöyle der: “Keşke dünyada hiç duam kabul edilmemiş olsaydı da bu mükâfatı burada toplasaydım!” Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: " Allah’a dua eden herhangi bir insanın/müslümanın duası mutlaka kabul edilir. Günah işlemediği, yakınları ile ilişkisini kesmediği ve isteğinde acele etmediği sürece Allah ona ya dünyada istediğini hemen verir veya isteğini ahirete bırakır ya da duası nispetinde günahlarını bağışlar. Sahabe, “Ey Allah’ın elçisi! Nasıl acele edilir? diye sordular. Hz. Peygamber, “Kulun, Rabbime dua ettim de duama icabet etmedi, demesidir” buyurur. (Tirmizî, De’avât, 13) “Allah’ım Sana Küsüyorum” Demen... Kardeşim… O anda kalbin kırılmış, çok sıkılmışsın. Bu söz imanla söylenmiş bir isyan değil, bir sitem olmuş. Ama yine de böyle cümleler kurmak uygun olmaz. Niçin mi? Çünkü sen Rabbine küsersen nereye gideceksin? Sığınacak başka bir kapı var mı? Yaralarına merhem olacak kim var? Ama üzülme… Sen kötü niyetle söylememişsin belli ki. Zaten sonra pişman olmuşsun. Bu da tevbedir. Allah-u Teâlâ buyuruyor: "De ki: Ey kendilerine zulmeden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar." (Zümer sûresi, 53. âyet) Küsme… Sitem etme… Ağla ama terk etme. Zaten Allah şöyle diyor: "Bana dua edin, duanıza karşılık (icâbet) vereyim." (Mümin sûresi, 60. âyet) Senin duanı kabul etmeyişi belki de seni daha çok dua eden, daha çok Allah’a sığınan bir kul yapmak içindir. Ne Yapmalısın? Namazdan sonra dua etmeye devam et. Ama “illa şu olsun” diye değil, “Hayırlıysa ver Allah’ım” diye… Sabırla bekle. Dualar bazen gecikir ki kul olgunlaşsın. Peygamberlerin dualarını hatırla. Yakup aleyhisselam yıllarca Yusuf’una kavuşamadı ama asla küsmedi. Allah Sana Yakın! Senin yüreğindeki o sızı, Allah’ın seni terk ettiğinin değil seni işittiğinin alametidir. Duan kabul olmuyor gibi görünse de sen hâlâ dua ediyorsan bu zaten bir kabul işaretidir. Sakın bırakma, sakın küsme, sakın darılma. Allah duaları kabul eder. Ama zamanı O seçer. Allah’a emanet ol kardeşim. Her sıkıntının sonunda bir kolaylık var. Rabbim sana iç huzuru, kalbinde ferahlık ve duasında sabır versin. Sen yalnız değilsin. Allah seninle…
aile konusundaki diğer fetvalar
İstihare; bir kimsenin yapmak istediği bir şeyin kendisi için hayırlı olup olmayacağı konusunda bir işarete kavuşmak maksadıyla iki rekât namaz kılarak Allah’a dua etmesidir. Efendimiz aleyhisselam işlerinde istihareyi ashabına da çokça tavsiye etmiştir. Mümkünse böyle bir ibadet zihnin daha temiz olduğu yatmadan önceki vakitlerde olması daha çok tavsiye edilmektedir. İstihâre namazının kılınışı ise şöyledir: Birinci rekâtında Fâtiha’dan sonra Kâfirûn sûresi; ikinci rekâtında Fâtiha’dan sonra İhlas sûresi okunur. Namazdan sonra hadisi şerifte belirtilen “istihâre duası” yapılır. Yahut “Allah'ım ben filan işi yapmak istiyorum. Bu benim için hayırlı ise kalbime onu yerleştir. Değilse beni ondan uzak tut.” Şeklinde de dua edebilirsiniz. Bundan sonra yapılacak şey iki üç gün beklemektir. Aradan geçen üç günden sonra, o yapmayı istediği iş, kişinin kalbinde daha sempatik hale gelmiş ise istiharenin sonucu olumludur. Aksi olmuşsa yani, o işten soğumuş ise sonuç olumsuz demektir. Hiçbir sonuca ulaşamamış ise aynı şekilde istihare iki üç kere daha tekrarlanabilir. Mü’minin işinin sonrası için hayırlı olması ve kendisini hayra yöneltmesi adına Allah’tan yardım isteyebilir. İstihare, rüya görmek için yatmak değil Allah’tan hep hayırlı olanı isteme bilincine ulaşmaktır. Sonucunda rüya görmek diye bir husus yoktur, mü’minin kalbini hayra yönelmesi için dua etmesi vardır. Rüya gerekli değildir. Eğer gördüğü bir rüya, kalbinin ona ısınmasına veya soğumasına neden olmuşsa o rüya o zaman istiharenin sonucu olmuş demektir. Kısaca istihareyi bu şekilde özetleyebiliriz. Ancak tekrar belirtmek gerekir: Buradaki şart kişinin belli renkler veya cisimler içeren rüya görmesi istihare şartı değildir. Mü’min için bir sünneti ihya etmesi açısından güzel bir ibadettir. Elbette önemli bir husus var ki; istihare ile istişare etmek sünnete uygun olandır. Mü’min iki işe de muhtaçtır. Elinden gelen bütün çabaları gösterdikten sonra Rabbine manevi olarak danışması güzel olan bir husustur. Bu hususta bilinçli ve dengeli hareket etmek gerekir. Sizin için Rabbim bu hususta hayırlı ve güzel olanı göstersin ve kalbinizi iyiye meylettirsin.
Ortamda tesettür ve mahremiyet kurallarına aykırı bir durum oluşmuyorsa, gelir-masraf dengesi açısından israfa sebep olmuyorsa, vakit zayiatına neden olmuyorsa restoranda yemek yemekte bir sakınca yoktur. Peçe, tesettürün farziyet boyutunu oluşturmadığı için varlığı fazilettir ama yokluğu bir eksiklik değildir. Günümüz şartlarında farz olmayan, takva alanına giren bir konu olduğu için, bu konuda anne babanızın rızasını öncelemelisiniz, onlarla tartışmaya girmemelisiniz. Peçeli olsun ya da olmasın kadının kendisini tesettürü ile koruması esas olandır. Esas olanı elde etmek önceliğimizdir.
Düğünlerde iki türlü hata ortamı bulunabilmektedir. İlki yüzde yüz haram olan durumların meydana geldiği ortamlar: Alkol kullanmak, kadın-erkek bir arada oturmak, gelin ve damadın karma bir ortam önünde bulunup fotoğraf çekilmesi, erkek ve kadınlarla tokalaşmaları vb. Bu şekildeki düğünlere abimiz-ablamız-kardeşimizin düğünü olsa da katılmayız. İkinci ortam ise bu düzeyde olmayıp basit düzeydeki mekruh işlerin, laubalilik sayılabilecek durumların olduğu ortamlardır. Bu tarz düğünlere katılıp, daha iyi olanını tavsiye etmeyi tercih ederiz. Yakın akrabamız böyle bir düğün yapıyorsa gitmememiz yanlış olur. Bahsettiğiniz düğüne katılmamak babanızla sizi karşı karşıya getiriyorsa asla tartışmaya girmeden, sert cevaplar vermeden onu ikna etme yoluna girmelisiniz. Düğün günü öncesinde yapılacak yardım adına ne varsa kendinizin yapmasını teklif edebilir, bu bakımdan elinizden gelenin fazlasını yaparak yanlarında olduğunuzu hissettirerek ikna yolları arayabilirsiniz. Önemli olan, elinizden gelen tüm çabayı sarf edebilmek, Allah'ın rızasını kazanmaya çalışırken ailenizi önemsemeyen, babanıza isyan eden üslup ve davranışlarda bulunmamaktır.
Evlenmek, senin hayatını kökten değiştirecek büyük bir karardır. Fedakârlık güzeldir ama akıllıca ve sınırları belirli olduğunda… Senin de hakkın mutlu olmak, korunmak ve değer görmek. Bu hakkı gözeten bir evlilik olacaksa, Allah mübarek etsin. Ama olmayacaksa, sabretmen kayıp değil, rahmet olur. Doğru adımlar atabilmek için kalbinin sesine kulak verecek kimselerle değil de şu hayatın gerçeklerini dikkate alan ve senin iyiliğini düşünen kimselerle istişare et. Kalbin karışıksa ve istişareler netlik vermiyorsa, istihâre en sağlam yol. "Ya Rabbi, bu kul senin rızana uygun mu? Hayrımı oradaysa kalbimi oraya ısındır, değilse uzaklaştır." diye dua et. Kalbinin eğilimi, yolunu aydınlatır.
Öncelikle bir kadın eşinin veya bir başkasının isteği üzerine kaşına dokunmamalıdır, dokunamaz. Kaşların alınması, düzeltilmesi caiz değildir. Ancak bir kadında olmaması gereken yüz tüyleri bunun dışındadır. Alınmasında herhangi bir sakınca bulunmamaktadır. Kadının peçe takması farz değildir. Müstehap bir ibadettir. Böyle bir ibadet için “şu kişilerin yanında farzdır” da diyemeyiz. Size namahrem olan birinin yanındayken yüzünüzdeki tüylerin alınmış olması veya olmaması peçenizi takmanız hususunda herhangi bir değişiklik oluşturmaz. Yüzünüze güzelliğe dair bir işlem yaptırsanız da yaptırmasanız da aynı hassasiyette davranmanız gerekmektedir. Rabbim yardımcınız olsun.
Önce şu gerçeği kabul edelim: Kalbinin büyüklüğü seni zorluyor. Sen çok merhametli, çok vicdanlı, çok seven bir insansın. Ama bazen "merhamet yerinde değilse zulme dönüşebilir." Bunun adına İslam’da "zalimliği ödüllendirmek" denir. "Zamanında seni terk eden birine, şimdi hayatını verecek kadar kendini feda etmek..." Bu senin büyüklüğün olabilir ama adaletli bir karar olmayabilir. Şimdi şu soruları cevaplamanı istiyorum: Hasta olmasaydı barışır mıydın ve o seninle barışır mıydı? İleride bu kişi seni yine bırakırsa, tek böbrekle mi kalacaksın? Ailenin rızası olmadan bu kararı almak doğru mu? Sen kötü biri değilsin, kararsızsın. Bu da çok doğal. Allah seni vicdanlı, sevgi dolu bir kalple yaratmış. Ama karşı tarafın seni terk etmiş olması, hastalıkla geri gelmiş olması ve senin bedel ödeyen taraf olman, seni acıtan, yoran bir denklem içinde tutuyor. Lütfen, acın üzerinden büyük kararlar verme. Sevdan, sağlığından kıymetli değil. Merhametin, aklını bastırmamalı. Allah, kendine zulmetmeni senden istemez. Asla ailenden gizli iş yapma. Aksi takdirde aileni de kaybetmek zorunda kalacaksın.