Fetva Meclisi
Soru
Hocam, ben peçe takan bir kadınım. Fitne oluşmayacak ortamlarda peçemi çıkardığım oluyor. Bir kadın eşi istediği için veya başka bir sebeple kaşlarını veya yüz tüylerini alırsa, bu durumda peçe takması farz olur mu? Bizim geniş aile oturmalarımız oluyor ve bu ortamlarda, her ne kadar fitne oluşturulmasa da, kuzen, enişte gibi namahrem erkekler bulunabiliyor. Bu gibi ortamlarda da peçe takmak farz olur mu? Yani yüzüm alınmış, daha güzel bir hâle gelmiş şekilde bir namahreme görünmem durumunda günah işlemiş olur muyum?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Peçe farz değil takvadır. Peçe, fitneye karşı bir tedbirdir ama peçesizlik kadar fitne çıkarıyorsa kullanmayabiliriz.
Peçe, tesettürün olmazsa olmaz şartlarından biri değildir. Takva alanına giren tesettür çeşitlerinden biri olduğu için yokluğu haram değildir. Bir hanım tesettürü ile ilgili takva olan konularda eşinin talebini de göz önüne alarak hareket etmelidir. Bu konuda, şeytanın eşinizle aranızda soğukluk ve sürtüşme oluşturmasına fırsat vermemelisiniz. Yazdığınız açıklamalardan anlaşıldığı kadarıyla mahremiyet kurallarına, harama sürükleyebilecek ortamlardan uzak durmaya iş hayatında da dikkat ediyor yani takvaya uygun hal ve hareketler içinde olma derdi taşıyorsunuz. Bu bakımdan takva bir hayat yaşamayı sadece peçe ile ölçmek doğru olmayacaktır. Eşiniz, peçe konusunda titiz ve hassas olmanız, peçeyi çıkardığınız takdirde büyük bir günaha düşmüş psikolojisine kapılıp ailenize yansıyacak derin bir üzüntü yaşayacağınızdan endişe duyuyor olabilir. Yani sizin bu konudaki tutum ve tavırlarınız, eşinizin düşüncesini de etkiliyor olabilir. Sizin için iş hayatı, yaşadığınız yer, düzeniniz ve peçe konusunda öncelikli tercihin ne olduğuna dair net bir karar verdikten sonra ne isteyip istemediğinizi eşinizle açıkça konuşarak istişare edip eşinizin de razı olacağı bir kararı tercih etmelisiniz.
Kadınların ihramlı iken yüzlerini açık bulundurması vaciptir. Bu kadına ait ihram yasaklarından birisi olup kadınlarla ilgili genel bir hükümdür. Şu anki tesettürünüzde peçe kullanmanız bu yasağı esnetmez. Ancak içinde yaşadığımız fitne durumu göz önüne alınca “kendini fitneden güvende kılmak isteyen kadın” veya “genç kadınların peçe kullanmaları” daha doğru olabilir. İhramlı iken peçe kullanma konusunda bir kararlılığınız olursa başınızın alın tarafına bu iş için üretilmiş özel şapka koyarak peçenizin yüzünüze temasını önleyebilirsiniz. Bunu ihramınızı peçeli olarak yapmak isteğinize bir çözüm olarak değerlendirebilirsiniz.
Selamünaleyküm. Peçe, katiyetle takılması gerekir diyeceğimiz bir örtü değildir. Takılmasının uygun olduğu veya olmadığı konusunda mü'min kadınlar kendileri yaşadıkları çevre itibariyle karar verebilirler.
Ortamda tesettür ve mahremiyet kurallarına aykırı bir durum oluşmuyorsa, gelir-masraf dengesi açısından israfa sebep olmuyorsa, vakit zayiatına neden olmuyorsa restoranda yemek yemekte bir sakınca yoktur. Peçe, tesettürün farziyet boyutunu oluşturmadığı için varlığı fazilettir ama yokluğu bir eksiklik değildir. Günümüz şartlarında farz olmayan, takva alanına giren bir konu olduğu için, bu konuda anne babanızın rızasını öncelemelisiniz, onlarla tartışmaya girmemelisiniz. Peçeli olsun ya da olmasın kadının kendisini tesettürü ile koruması esas olandır. Esas olanı elde etmek önceliğimizdir.
Selamünaleyküm. Umresi biten bayanın veya erkeğin kendi saçını traş etmesinde sakınca yoktur. Aynı şekilde fitneden emin olmak isteyen bayanın yüzüne peçe takmasında da sakınca yoktur. Genç bayanların takmasını özellikle tavsiye eden görüşe uymak daha doğrudur. Allah ibadetinizi kabul buyursun.
aile konusundaki diğer fetvalar
Değerli Kızım, Bu satırları sana, seni gözeten, senin iyiliğini isteyen, senin Rabbinin huzuruna yüzü ak bir şekilde çıkmanı arzulayan bir yürekle yazıyorum. Kalbinin bir köşesinde bir yangın var, farkındayım. Seviyorsun, değer veriyorsun, bağlanıyorsun. Ama bir yandan da vicdanın seni sıkıştırıyor, “Bu doğru mu?” diye soruyorsun. İşte bu soru, senin temiz bir kalbe sahip olduğunu gösteriyor. Kızım, Rabbimiz sana “iffet” diye bir ziynet vermiş. Bu ziyneti korumak kolay değil. Hele de duyguların coştuğu gençlik çağında. Ama unutma, kolay olmayan şeyler, değerli olanlardır. Şimdi sana düşen şey, bu duygularını yok etmek değil onları helal bir zemine ertelemektir. Sen diyorsun ki: “Evlenmek istiyorum ama aynı eve çıkamıyoruz.” Bu şartlar altında nikâh kıyılıp aynı evde yaşanmaması mümkündür. Dinen evli olduktan sonra birlikte yaşamak farz değildir. Ama senin durumun daha hassas: Ailen onaylamıyor, erkek henüz sorumluluk taşıyacak olgunlukta değil, maddi gücü yok ve sen daha öğrencisin. Bu ortamda kıyılacak bir nikâh, seni korumayabilir. Hatta daha büyük dertlerin kapısını aralayabilir. Sana açıkça şunu söyleyeyim: Nikâh, sadece günahı silmek için atılan bir adım değildir, ömürlük bir sorumluluktur. “Evlenelim de haram olmasın” mantığıyla kıyılan nikâhlar, sonrasında yalnızlığı, terk edilmeyi, pişmanlığı getirebilir. Bu acıyı en çok da sen çekersin, kızım. Ama ben senin yerinde olsam, şu sözü tutardım: “Rabbim, senin razı olmadığın bir sevgiye razı değilim. Nefsimi sana kurban ederim, bana hayırlısını ver.” Unutma, her haram biraz tatlıdır ama sonunda zehir vardır. Ve her sabır biraz acıdır ama sonunda huzur vardır. Sana dua ediyorum. Üniversite sınavını başarıyla geçirmeni, bu süreçte kendini toparlamanı ve hayatını helal üzerine kurmanı diliyorum. Gerçek aşk, seni Allah’a yaklaştırandır. Seni Allah’tan uzaklaştıran şey, ne kadar tatlı görünse de sana zarar verir. Kendini ezdirme. Kendini ucuza satma. Allah’ın sevgili kulusun sen. Biraz sabret… Rabbim senin sabrını meleklerine bile örnek gösterecek. Seni Rabbine emanet ediyorum, Dualarla...
İstihare; bir kimsenin yapmak istediği bir şeyin kendisi için hayırlı olup olmayacağı konusunda bir işarete kavuşmak maksadıyla iki rekât namaz kılarak Allah’a dua etmesidir. Efendimiz aleyhisselam işlerinde istihareyi ashabına da çokça tavsiye etmiştir. Mümkünse böyle bir ibadet zihnin daha temiz olduğu yatmadan önceki vakitlerde olması daha çok tavsiye edilmektedir. İstihâre namazının kılınışı ise şöyledir: Birinci rekâtında Fâtiha’dan sonra Kâfirûn sûresi; ikinci rekâtında Fâtiha’dan sonra İhlas sûresi okunur. Namazdan sonra hadisi şerifte belirtilen “istihâre duası” yapılır. Yahut “Allah'ım ben filan işi yapmak istiyorum. Bu benim için hayırlı ise kalbime onu yerleştir. Değilse beni ondan uzak tut.” Şeklinde de dua edebilirsiniz. Bundan sonra yapılacak şey iki üç gün beklemektir. Aradan geçen üç günden sonra, o yapmayı istediği iş, kişinin kalbinde daha sempatik hale gelmiş ise istiharenin sonucu olumludur. Aksi olmuşsa yani, o işten soğumuş ise sonuç olumsuz demektir. Hiçbir sonuca ulaşamamış ise aynı şekilde istihare iki üç kere daha tekrarlanabilir. Mü’minin işinin sonrası için hayırlı olması ve kendisini hayra yöneltmesi adına Allah’tan yardım isteyebilir. İstihare, rüya görmek için yatmak değil Allah’tan hep hayırlı olanı isteme bilincine ulaşmaktır. Sonucunda rüya görmek diye bir husus yoktur, mü’minin kalbini hayra yönelmesi için dua etmesi vardır. Rüya gerekli değildir. Eğer gördüğü bir rüya, kalbinin ona ısınmasına veya soğumasına neden olmuşsa o rüya o zaman istiharenin sonucu olmuş demektir. Kısaca istihareyi bu şekilde özetleyebiliriz. Ancak tekrar belirtmek gerekir: Buradaki şart kişinin belli renkler veya cisimler içeren rüya görmesi istihare şartı değildir. Mü’min için bir sünneti ihya etmesi açısından güzel bir ibadettir. Elbette önemli bir husus var ki; istihare ile istişare etmek sünnete uygun olandır. Mü’min iki işe de muhtaçtır. Elinden gelen bütün çabaları gösterdikten sonra Rabbine manevi olarak danışması güzel olan bir husustur. Bu hususta bilinçli ve dengeli hareket etmek gerekir. Sizin için Rabbim bu hususta hayırlı ve güzel olanı göstersin ve kalbinizi iyiye meylettirsin.
Dua bir yalvarıştır, yakarıştır. Rabbimiz dua ederken, onun dualarımızı kabul edeceğinden şüphemiz olmamasını istemektedir. Elbette kabulün ne zaman ve nasıl gerçekleşeceğini Allah bilecektir. Hangi dua daha ihlaslıysa, daha samimi ise o kabul olur Allah’ın izniyle. Duada ısrarcı olunabilir fakat mümin, ettiği duanın kabul edilmesi hususunda aceleci olmamalıdır. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin "Sizden herhangi biriniz 'dua ettim de kabul olunmadı' diyerek acele etmediği sürece duası kabul olunur." buyurduğunu hatırlayabiliriz. Zikirde “şu kadar” denebilecek bir sınırı, muayyen bir vakti ve belirli bir pozisyonu yoktur. Kur'an’ımızın ve sünnetimizin gösterdiği bütün zikirler, bütün zamanlar ve bütün durumlar için sınırsız bir şekilde yapılabilir niteliktedir. Herkes gücü yettiğince yapabilir. Zikir yaparken de başka şeyler düşünmek zikri geçersiz kılmaz fakat sadece dille değil de kalben Allah’a yönelerek, ne söylediğinin farkında olarak, Rabbimizin huzurunda olduğumuzun hissi içinde olmaya çalışmak gayemiz olmalıdır. Dua ederken “Ya Allah”, “Ya Rab” dediğimiz gibi herhangi Esma’ül Hüsna’dan olan isimlerinden biriyle de dua edebiliriz. Ya Âlim, ya Kerim, ya Latif yani “Ey Latif Allah’ım! Ey Kerim Allah’ım! Ey Rahim Allah’ım!” diye dua edebilirsiniz. Yeterli olur Allah’ın izniyle. Geçmişteki yanlışlardan samimice tövbe edip istiğfar edebilirsiniz. Mümin erkek veya kadın Allah'tan kendisi için hayırlı olanı ister, bunun için de dua eder. "Allah'ım bana dünya ve ahirette iyilikle beraber olacağım salih bir eş nasip et!" şeklinde dua edebilirsiniz. Rabbimizin size yazdığı nasibi er veya geç sizi bulacaktır. Bundan hiç şüpheniz olmasın. Allah yardımcınız olsun.
Allah senin bu gayretini, gözyaşını, dua dolu kalbini zayi etmez. Her cümlenden imanın diriliği, sabrın güzelliği ve bir Müslüman kadının ailesi için duyduğu derin merhamet okunuyor. Allah seni razı olduğu yolda daim eylesin, işini kolaylaştırsın, kalbini ferahlatsın. Ne yapabilirsin? Önce kendi kalbini koru. Şeytan bazen en çok "Acaba Allah kabul eder mi?" diyerek seni yoldan döndürmeye çalışır. Unutma: Yaptığın her doğru hareket, Allah içinse kıymetlidir. Senin yolunu açan da O’dur, adımını gören de O’dur. Eşini zorlamadan, örnek olarak devam et. Namaza kaldırırken sertlik değil, sevgi ile yaklaşman; bazen sadece yanında kılman bile çok etkili olur. Namazı öğrenmesi zaman alır ama öğrenme isteği varsa bu bile çok büyük bir işarettir. Tarikat meselesinde içini rahatlatayım: Tarikatlar İslam’ın dışında yapılar değil ama her tarikat doğru usulle gitmez. Gittiği yeri dinle, usullerine bak, şeriat ölçüsünde mi, değil midiye ölç. Eşini sadece sohbete yönlendirmen, niyetin temizse, sorun değildir. Ancak rahatsızlık duyduğun, kalbine oturmayan bir durum varsa uzak kalmakta haklısın. Zaten namazı, Kur’an’ı öğrensin istiyorsan, bu temel ihtiyaçlarını sade kaynaklarla da öğrenebilir. Kardeşin için: Genç yaşta harama bulaşmış ama sen onun elini bırakmamışsın. Bu büyük bir sevap. Namaz kılmasa bile onu namaza kırmadan çağır. Belki onunla gönül diliyle konuşmak, nasihat etmekten daha tesirli olur. Yaptığını anlat, değişimin faydasını paylaş, suçlama. Dua etmeye devam et. Babanla ilgili geçmiş acılar sende yaralar bırakmış ama sen hâlâ aileyi bir arada tutuyorsun. Bu çok büyüklüktür. Allah seni rahmet sebebikılmış olabilir. Kırmadan, küsmeden ama sınırını da bilerek davran. Ailenin iyiliği için çalış ama kendini yok sayma. Kardeşim, senin bu yükün ağır gibi görünse de her sabrın sonunda bir “ferahlık kapısı” vardır. Sen yolun başındasın, sabırla devam et. Bu aile senin dualarınla ayağa kalkacak inşallah. Unutma, Allah niyeti samimi olanı destekler. Sen anlatırsın, O hidayet verir. Sen kaldırırsın, O ayağa diker. Dualarım seninle. Vazgeçme. Sen çok kıymetli bir yoldasın.
Düğünlerde iki türlü hata ortamı bulunabilmektedir. İlki yüzde yüz haram olan durumların meydana geldiği ortamlar: Alkol kullanmak, kadın-erkek bir arada oturmak, gelin ve damadın karma bir ortam önünde bulunup fotoğraf çekilmesi, erkek ve kadınlarla tokalaşmaları vb. Bu şekildeki düğünlere abimiz-ablamız-kardeşimizin düğünü olsa da katılmayız. İkinci ortam ise bu düzeyde olmayıp basit düzeydeki mekruh işlerin, laubalilik sayılabilecek durumların olduğu ortamlardır. Bu tarz düğünlere katılıp, daha iyi olanını tavsiye etmeyi tercih ederiz. Yakın akrabamız böyle bir düğün yapıyorsa gitmememiz yanlış olur. Bahsettiğiniz düğüne katılmamak babanızla sizi karşı karşıya getiriyorsa asla tartışmaya girmeden, sert cevaplar vermeden onu ikna etme yoluna girmelisiniz. Düğün günü öncesinde yapılacak yardım adına ne varsa kendinizin yapmasını teklif edebilir, bu bakımdan elinizden gelenin fazlasını yaparak yanlarında olduğunuzu hissettirerek ikna yolları arayabilirsiniz. Önemli olan, elinizden gelen tüm çabayı sarf edebilmek, Allah'ın rızasını kazanmaya çalışırken ailenizi önemsemeyen, babanıza isyan eden üslup ve davranışlarda bulunmamaktır.