Fetva Meclisi
Soru
Hocam, ben senelerdir çalgılı ve karma düğünlere katılmıyorum. Yakın zamanda abimin düğünü olacak ve babam mutlaka katılmamı istiyor. “Oynamasan bile orada özenli bir şekilde bulun.” diyor. Fakat benim içime şu soru takılıyor, ben oynamasam ve çalgıya eşlik etmesem bile, süslenip orada bulunmuş olmam bu ortama onay vermek ve günaha ortak olmak anlamına gelmez mi? Bu tarz davetleri reddetmek toplumda oldukça yadırganıyor ve insanları kırmadan bu duruşu korumak gerçekten zor. Bu ortamların yanlış olduğuna inandığım hâlde, nasıl kibarca karşı durabilirim? Hem ailemi kırmamak hem de Allah katında doğru bir tavır sergilemek adına nasıl hareket etmeliyim?
Cevap
Benzer fetvalar
Ailemizin huzuru ve istikrarı bizim için çok önemlidir. Allah’ın haramlarından birine açık ve net bir şekilde batmadıkça önceliğimizi aile huzurumuza vermeliyiz. Mesele açık bir harama girme düzeyine gelince ahiretimizi öncelikli tutmamız gerekeceği bellidir. Mesela alkol kullanma, elle temas etme, dans etme gibi bir abeslikle yüzleşecek olursanız net tavır koyarsınız. Bu noktaya gelmeyen sıkıntılar için yaptığınız gibi yapmaya devam edin yani kendinizi kollayarak, en kenardan yürüyerek devam edin. Allah yardımcınız olsun.
Allah, sizi ve eş adayınızı İslam’a bağlılığınızdan ve hassasiyetinizden dolayı mükâfatlandırsın. Ailelerinizle yaşadığınız bu durum, maalesef birçok Müslüman çiftin karşılaştığı bir zorluktur. Bu meselede size yol gösterecek bazı tavsiyeler sunabilirim. Ailelerinizin hassasiyet eksikliğine rağmen, onların sizin mutluluğunuzu önemseyebileceği bir üslupla konuşmaya çalışın. Onları kırmadan, İslami hassasiyetinizin sizin için ne kadar önemli olduğunu ifade edin. Çalgılı ve karma bir düğün yerine, İslam’a uygun, yine de neşeli ve ailelerinizi memnun edebilecek bir düğün önerisi sunabilirsiniz. İslami değerlere uygun bir düğün mümkün olmuyorsa, sade bir nikâh töreniyle yetinerek Allah’ın emrine uygun bir başlangıç yapabilirsiniz. Allah sizi ve eş adayınızı kolaylıkla ve hayırla evliliğe ulaştırsın.
Sözünü ettiğiniz düğünde alkol kullanılacaksa mesela elbette gitmeyin. Haramlarla bir arada bulunamayız. Düğün günü öncesinde gidip hediyenizi verin, güzellikler dileyin ve görevinizi yapmış olun. Bu konuda asla tartışmaya girmeyin, sert cevaplar vermeyin.
Sizin böyle bir baba gören ilk çocuk olmadığınızı iyi bilin. Bu bir fitnedir, imtihandır. Sizi de böyle sınamayı dilemiştir Allah Teala; gayret edip bu sınavı kazanmalısınız. a- Asla babanızın şirk ve haram olan bir emrine itaat etmeyin, yardım etmeyin. Sizden böyle bir şey isterse nezaketle karşı durun. Ama seviyenizi kesinlikle düşürmeyin. b- Evlat olarak, babanızın babalığını inkâr edemezsiniz. İnkâr etmedikçe de babanızın evladı olarak yapmanız gerekenleri istemeyerek, hoşlanmayarak da olsa yapacaksınız. Mesela hastalanınca ilgileneceksiniz. Ama o, sizden bir şey beklemediği sürece siz bir şey yapmak zorunda değilsiniz. c- Hidayeti için dua etmeye devam edin. Onun kötülüğünü uluorta konuşmayın. Zira siz, onu kötü olarak konuştukça kendinizi de yıprattığınız gibi şeytanın da işini kolaylaştırmaktasınız. d- Annenize sahip çıkın. Onun yanında olun, duasını alın. Fakat, ikisinin arasında hakem ya da savcılık rolüne bürünmeyin. Annenizi mesela döverken annenizi kurtarmaya çalışın ama babanızı ezerek olmasın bu. Çok sabırlı olun; sabrınız sayesinde bu sıkıntınız sevaba dönüşsün. Allah yardımcınız olsun.
Kıymetli kardeşim, olanlar gerçekten üzücü şeyler. Keşke yapmaları gerekeni yapsalardı, hiç olmazsa verilen sözleri tutsalardı. İnna lillahi inna ileyhi raciun. Bununla beraber geçmişte kalmış bir günahtan dolayı artık sen de çok gerilme. Affet. Allah'tan bağışlanma dile. Kendi hayatına olan olumsuz müdahaleleri olabildiğince azalt. İnsanlarla iyi geçin. Allah yardımcın olsun. Allah'a emanet ol.
Kendini savcı yerine koyma. Sadece kendi kulluğunu düşün. Eşine de görüşünü belirt ve ileri gitme. Biraz abartıyorsun.
aile konusundaki diğer fetvalar
Evlenmek, senin hayatını kökten değiştirecek büyük bir karardır. Fedakârlık güzeldir ama akıllıca ve sınırları belirli olduğunda… Senin de hakkın mutlu olmak, korunmak ve değer görmek. Bu hakkı gözeten bir evlilik olacaksa, Allah mübarek etsin. Ama olmayacaksa, sabretmen kayıp değil, rahmet olur. Doğru adımlar atabilmek için kalbinin sesine kulak verecek kimselerle değil de şu hayatın gerçeklerini dikkate alan ve senin iyiliğini düşünen kimselerle istişare et. Kalbin karışıksa ve istişareler netlik vermiyorsa, istihâre en sağlam yol. "Ya Rabbi, bu kul senin rızana uygun mu? Hayrımı oradaysa kalbimi oraya ısındır, değilse uzaklaştır." diye dua et. Kalbinin eğilimi, yolunu aydınlatır.
Dua bir yalvarıştır, yakarıştır. Rabbimiz dua ederken, onun dualarımızı kabul edeceğinden şüphemiz olmamasını istemektedir. Elbette kabulün ne zaman ve nasıl gerçekleşeceğini Allah bilecektir. Hangi dua daha ihlaslıysa, daha samimi ise o kabul olur Allah’ın izniyle. Duada ısrarcı olunabilir fakat mümin, ettiği duanın kabul edilmesi hususunda aceleci olmamalıdır. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin "Sizden herhangi biriniz 'dua ettim de kabul olunmadı' diyerek acele etmediği sürece duası kabul olunur." buyurduğunu hatırlayabiliriz. Zikirde “şu kadar” denebilecek bir sınırı, muayyen bir vakti ve belirli bir pozisyonu yoktur. Kur'an’ımızın ve sünnetimizin gösterdiği bütün zikirler, bütün zamanlar ve bütün durumlar için sınırsız bir şekilde yapılabilir niteliktedir. Herkes gücü yettiğince yapabilir. Zikir yaparken de başka şeyler düşünmek zikri geçersiz kılmaz fakat sadece dille değil de kalben Allah’a yönelerek, ne söylediğinin farkında olarak, Rabbimizin huzurunda olduğumuzun hissi içinde olmaya çalışmak gayemiz olmalıdır. Dua ederken “Ya Allah”, “Ya Rab” dediğimiz gibi herhangi Esma’ül Hüsna’dan olan isimlerinden biriyle de dua edebiliriz. Ya Âlim, ya Kerim, ya Latif yani “Ey Latif Allah’ım! Ey Kerim Allah’ım! Ey Rahim Allah’ım!” diye dua edebilirsiniz. Yeterli olur Allah’ın izniyle. Geçmişteki yanlışlardan samimice tövbe edip istiğfar edebilirsiniz. Mümin erkek veya kadın Allah'tan kendisi için hayırlı olanı ister, bunun için de dua eder. "Allah'ım bana dünya ve ahirette iyilikle beraber olacağım salih bir eş nasip et!" şeklinde dua edebilirsiniz. Rabbimizin size yazdığı nasibi er veya geç sizi bulacaktır. Bundan hiç şüpheniz olmasın. Allah yardımcınız olsun.
İstihare; bir kimsenin yapmak istediği bir şeyin kendisi için hayırlı olup olmayacağı konusunda bir işarete kavuşmak maksadıyla iki rekât namaz kılarak Allah’a dua etmesidir. Efendimiz aleyhisselam işlerinde istihareyi ashabına da çokça tavsiye etmiştir. Mümkünse böyle bir ibadet zihnin daha temiz olduğu yatmadan önceki vakitlerde olması daha çok tavsiye edilmektedir. İstihâre namazının kılınışı ise şöyledir: Birinci rekâtında Fâtiha’dan sonra Kâfirûn sûresi; ikinci rekâtında Fâtiha’dan sonra İhlas sûresi okunur. Namazdan sonra hadisi şerifte belirtilen “istihâre duası” yapılır. Yahut “Allah'ım ben filan işi yapmak istiyorum. Bu benim için hayırlı ise kalbime onu yerleştir. Değilse beni ondan uzak tut.” Şeklinde de dua edebilirsiniz. Bundan sonra yapılacak şey iki üç gün beklemektir. Aradan geçen üç günden sonra, o yapmayı istediği iş, kişinin kalbinde daha sempatik hale gelmiş ise istiharenin sonucu olumludur. Aksi olmuşsa yani, o işten soğumuş ise sonuç olumsuz demektir. Hiçbir sonuca ulaşamamış ise aynı şekilde istihare iki üç kere daha tekrarlanabilir. Mü’minin işinin sonrası için hayırlı olması ve kendisini hayra yöneltmesi adına Allah’tan yardım isteyebilir. İstihare, rüya görmek için yatmak değil Allah’tan hep hayırlı olanı isteme bilincine ulaşmaktır. Sonucunda rüya görmek diye bir husus yoktur, mü’minin kalbini hayra yönelmesi için dua etmesi vardır. Rüya gerekli değildir. Eğer gördüğü bir rüya, kalbinin ona ısınmasına veya soğumasına neden olmuşsa o rüya o zaman istiharenin sonucu olmuş demektir. Kısaca istihareyi bu şekilde özetleyebiliriz. Ancak tekrar belirtmek gerekir: Buradaki şart kişinin belli renkler veya cisimler içeren rüya görmesi istihare şartı değildir. Mü’min için bir sünneti ihya etmesi açısından güzel bir ibadettir. Elbette önemli bir husus var ki; istihare ile istişare etmek sünnete uygun olandır. Mü’min iki işe de muhtaçtır. Elinden gelen bütün çabaları gösterdikten sonra Rabbine manevi olarak danışması güzel olan bir husustur. Bu hususta bilinçli ve dengeli hareket etmek gerekir. Sizin için Rabbim bu hususta hayırlı ve güzel olanı göstersin ve kalbinizi iyiye meylettirsin.
Ortamda tesettür ve mahremiyet kurallarına aykırı bir durum oluşmuyorsa, gelir-masraf dengesi açısından israfa sebep olmuyorsa, vakit zayiatına neden olmuyorsa restoranda yemek yemekte bir sakınca yoktur. Peçe, tesettürün farziyet boyutunu oluşturmadığı için varlığı fazilettir ama yokluğu bir eksiklik değildir. Günümüz şartlarında farz olmayan, takva alanına giren bir konu olduğu için, bu konuda anne babanızın rızasını öncelemelisiniz, onlarla tartışmaya girmemelisiniz. Peçeli olsun ya da olmasın kadının kendisini tesettürü ile koruması esas olandır. Esas olanı elde etmek önceliğimizdir.
Önce şu gerçeği kabul edelim: Kalbinin büyüklüğü seni zorluyor. Sen çok merhametli, çok vicdanlı, çok seven bir insansın. Ama bazen "merhamet yerinde değilse zulme dönüşebilir." Bunun adına İslam’da "zalimliği ödüllendirmek" denir. "Zamanında seni terk eden birine, şimdi hayatını verecek kadar kendini feda etmek..." Bu senin büyüklüğün olabilir ama adaletli bir karar olmayabilir. Şimdi şu soruları cevaplamanı istiyorum: Hasta olmasaydı barışır mıydın ve o seninle barışır mıydı? İleride bu kişi seni yine bırakırsa, tek böbrekle mi kalacaksın? Ailenin rızası olmadan bu kararı almak doğru mu? Sen kötü biri değilsin, kararsızsın. Bu da çok doğal. Allah seni vicdanlı, sevgi dolu bir kalple yaratmış. Ama karşı tarafın seni terk etmiş olması, hastalıkla geri gelmiş olması ve senin bedel ödeyen taraf olman, seni acıtan, yoran bir denklem içinde tutuyor. Lütfen, acın üzerinden büyük kararlar verme. Sevdan, sağlığından kıymetli değil. Merhametin, aklını bastırmamalı. Allah, kendine zulmetmeni senden istemez. Asla ailenden gizli iş yapma. Aksi takdirde aileni de kaybetmek zorunda kalacaksın.
Aile içindeki çatışmalar gerçekten çok zorlayıcı olabilir. Özellikle de miras gibi maddi konular ve hasetler devreye girdiğinde. Bu tür meseleler insanın kalbinde büyük yaralar açabilir ancak unutma ki, Allah bir insanın içindeki sabrı ve samimiyeti görmek ister. Öncelikle, Allah’a olan teslimiyetini ve sabrını güçlendirmek çok önemli. Bütün bu yaşadıkların, Rabbimizin seni denediği bir süreçtir. Zorluklarla karşılaştığında, nasıl davrandığın ve ne kadar sabrettiğin Allah katında değer kazanır. Allah, zorluklar ve sıkıntılarla sabredenleri mükâfatlandırır. O yüzden, sabrını asla kaybetme. İçindeki bu sevgiyi kin haline getiren, duyduğun öfkeyi yenen ve kalbinde ferahlık oluşturmaman için bazı şeylere dikkat edebilirsin: Allah’a güven ve teslim ol: Aile içindeki kötü davranışlar seni kırsa da Allah’a güvenmeyi unutma. O, her şeyin sahibidir ve en iyi takdiri O yapar. Bu yüzden Rabbine güvenmek, sabretmek ve her şeyin sonunda sadece O'na yönelmek sana huzur verecektir. Dua et: Ailene ve kalbine karşı duyduğun bu olumsuz hisleri temizlemek için sürekli dua et. “Ya Rabbi, kalbimdeki öfkeyi ve kinleri al, bana sabır ver.” diye dua etmek, içindeki sıkıntıyı bir nebze olsun hafifletebilir. Allah’ın rızasını gözet: Aile içindeki kırgınlıklar ve olumsuzluklar seni haksız kılmasın. Sen yine de Allah için doğruyu yapmaya devam et. Her defasında sevgiyle yaklaşmaya gayret et. Her zaman kendini doğru yolda tutmaya çalış. Bazen karşındaki insan seni anlamayabilir ya da iyiliğini kötüye çevirebilir ama sen Allah’a rızası için sabırlı kalmaya devam et. Mesafe koymak da bir çözüm olabilir: Eğer sevgi ve iyi niyetin, sürekli kin ve kırgınlığa dönüşüyorsa bir süre mesafe koymak da faydalı olabilir. Hem kendine hem de diğerlerine zarar vermemek adına bir süre uzak durarak kalbini dinlendirebilirsin. Bu, kesinlikle bir küslük değil, sadece içsel huzurunu korumak içindir. Açık iletişim kurmaya gayret et: Mümkünse, aile üyelerinle bu duygu durumunu, seni nelerin üzüp kin duygusuna ittiğini açık bir şekilde paylaşmak da faydalı olabilir. İnsanlar, bazen farkında olmadan birbirini kırabiliyor. Duygusal bir iletişim, bu tür yanlış anlamaları ve kinleri ortadan kaldırabilir. Her ne kadar zorluklarla karşılaşsan da Allah seni en iyi şekilde imtihan ediyor. O yüzden içindeki kinleri arındırıp, sabır ve sevgiyle yaklaşman çok değerli. Allah’ın rızasını kazanarak hareket etmek, sonunda kalbini ferahlatır ve huzur verir. Allah’a emanet ol.