Fetva Meclisi
Soru
Hocam ezan okunurken "Merhaben bil Kâilîne Adlen" diyen kişiye iki milyon hasene yazılacağı, belirli zikirleri okuyan kişinin 100 yıl zikir sevabı alacağı veya geçmiş ve gelecek günahlarının silineceği gibi ifadeleri internette sıkça görüyoruz. Ancak Diyanet’e sorduğumda böyle bir bilgi olmadığını söylediler. Bu tür hadis veya rivayetlerin güvenilirliği hakkında bilgi verebilir misiniz?
Cevap
Benzer fetvalar
İslam Allah'ın dinidir. Bu dini de Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bize bildirmiştir. Hiçbir insanın, hiçbir makamın dinimize tek bir kelime ilave etme yetkisi yoktur. Bir işe ne kadar sevap ne kadar günah verileceğini ancak Allah Teâlâ belirleyebilir. Âyetlerde ve hadislerde geçmeyen değerler değersizdir. Zikrettiğiniz rakamlar genelde bol keseden vaatlerin ötesinde değildir.
Dua bir yalvarıştır, yakarıştır. Rabbimiz dua ederken, onun dualarımızı kabul edeceğinden şüphemiz olmamasını istemektedir. Elbette kabulün ne zaman ve nasıl gerçekleşeceğini Allah bilecektir. Hangi dua daha ihlaslıysa, daha samimi ise o kabul olur Allah’ın izniyle. Duada ısrarcı olunabilir fakat mümin, ettiği duanın kabul edilmesi hususunda aceleci olmamalıdır. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin "Sizden herhangi biriniz 'dua ettim de kabul olunmadı' diyerek acele etmediği sürece duası kabul olunur." buyurduğunu hatırlayabiliriz. Zikirde “şu kadar” denebilecek bir sınırı, muayyen bir vakti ve belirli bir pozisyonu yoktur. Kur'an’ımızın ve sünnetimizin gösterdiği bütün zikirler, bütün zamanlar ve bütün durumlar için sınırsız bir şekilde yapılabilir niteliktedir. Herkes gücü yettiğince yapabilir. Zikir yaparken de başka şeyler düşünmek zikri geçersiz kılmaz fakat sadece dille değil de kalben Allah’a yönelerek, ne söylediğinin farkında olarak, Rabbimizin huzurunda olduğumuzun hissi içinde olmaya çalışmak gayemiz olmalıdır. Dua ederken “Ya Allah”, “Ya Rab” dediğimiz gibi herhangi Esma’ül Hüsna’dan olan isimlerinden biriyle de dua edebiliriz. Ya Âlim, ya Kerim, ya Latif yani “Ey Latif Allah’ım! Ey Kerim Allah’ım! Ey Rahim Allah’ım!” diye dua edebilirsiniz. Yeterli olur Allah’ın izniyle. Geçmişteki yanlışlardan samimice tövbe edip istiğfar edebilirsiniz. Mümin erkek veya kadın Allah'tan kendisi için hayırlı olanı ister, bunun için de dua eder. "Allah'ım bana dünya ve ahirette iyilikle beraber olacağım salih bir eş nasip et!" şeklinde dua edebilirsiniz. Rabbimizin size yazdığı nasibi er veya geç sizi bulacaktır. Bundan hiç şüpheniz olmasın. Allah yardımcınız olsun.
Vahyin ilk indiği yıllara ait tek tek gelen hükümlerin zamanını düşünmelisiniz. Şimdi ise bir bütün olarak dinimizin tamamı elimizdedir elhamdülillah. O zamanki şartların değiştiğini gören sahabiler ilk zamanlarda sakladıklarını son günlerinde tebliğ etmiş oldular. Ara vakitleri kendinizi kültür ve fizik çalışarak da olsak dinçleştirerek, abdest alarak, bir âyet veya hadis ezberleyerek değerlendirmeye çalışın.
İlk hadis kitapları yazılırken içlerinde Peygamber aleyhisselamdan nakledilen dualar ve zikirlerle ilgili bölümler konmaya başlandı. Bazı müellifler ise müstakil DUA KİTABI yazdılar. Ama bunların ortak özelliği rivayet olarak gelen bilgilerden oluşması idi. İlk yazılma tarihinin hicri 195’e dayandığını söyleyebiliriz. Daha sonra hicri 676’da vefat eden Nevevi, meşhur el-Ezkâr isimli eseri ile bu alanda en geniş eseri telif etti. Onun ardından bu konuda yazanların tamamı ondan istifade ettiler. Allah hepsine rahmet etsin. Bu döneme kadar yazılan eserlerin genelinde; Kur'an’dan zikir ve dua ayetleri, Peygamberlerden gelen dua ve zikirler, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden gelen dua ve zikirler, Sahabeden gelen dua ve zikirler, Ehl-i beyt başta olmak üzere salihlerden gelen dua ve zikirler bulunmakta idi. Kaynak olarak da rivayet kitapları kullanılıyordu. Bu müelliflerin özellikle Kur'an ve Sünnet ya da sahabe tercihi yapmaları, onların Allah’a yakın olmayı herkesten daha iyi bilmeleri ve yaşamaları, Arap diline daha iyi vakıf olmaları gibi nedenlere dayanıyordu. Dua ve zikirde vird oluştururken şu inceliklere dikkat edilmelidir: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden nakledilen cümleler olduğu gibi korunmalı ve değiştirilmemelidir. Belli bir vakit gösterilerek nakledilen dua ve zikirlerin vakitleri korunmalıdır. Sabah/akşam duası ya da zikri, sabah duası/zikri, akşam duası/zikri, gece içinde, uyumaya geçince, uyanınca, namazların ardından, şu namazın ardından şeklindeki ifadelerde bir hikmet olacağı unutulmamalıdır. Feyiz ve tesirin o belirtilen zaman diliminde olacağına inanılmalıdır. Mesela “yatarken” okunacağı söylenen bir dua/zikir “kaylule/gün ortası uykusunda” gerekli değildir. Sabah ve akşam namazının ardından on defa “La ilahe illallahu vahdehu la şerike leh, lehulmülkü ve lehulhamdü yuhyi ve yumit ve hüve ala külli şeyin kadir” denmesi tavsiye edilmiştir. Aynı bereketi başka bir namazın ardında bulamayabiliriz. Hadislerde geçen sayılar korunmalıdır. Bir kere, üç kere, dört, on, on bir, yirmi beş, otuz üç, yetmiş, yüz ve yüzden fazla gibi rakamlarda bereket aranmalıdır. Bu zikirleri bu rakamlarla emreden Peygamber aleyhisselamın rakamları hakiki anlamları ile kullandığı, bir mecaz kastetmediği bilinmelidir. Tesbihat ve zikirde zaman ve sayı belirtilmesinin bir eğitim yöntemi olduğu düşünülmelidir. Rakamlı tesbihat ve zikir yapılırken elle sayılabileceği gibi, tesbih veya teknolojik bir sayar cihaz kullanılabilir. Burada önemli olan o kullanılan nesnenin zihni meşgul etmemesidir. Zikirde bereket sürekliliktedir. Bir yapıp bir erteleme yerine süreklilik sağlanmalıdır. Bu yüzden, virdini yani sürekli yaptığı dua veya zikrini o vakitte yapamayanın onu kaza etmesi tavsiye edilmiştir. Hâlbuki farz bir ibadet değildir ama bunu bir eğitim metodu gibi gördüğümüz için sanki kazası yapılıyor gibi kabullenilmesi faydalı olacaktır. Dua ve zikirde sadelik, sessizlik, huzur esas alınmalıdır. Bu bir ibadettir. İbadette en temel iki esas, şeriata uygunluk ve ihlastır.
Selamünaleyküm. Buna tam bir cahillik hastalığı denir. Böyle bir düşünceyi Allah Teâlâ'nın imansız ölmekle bile cezalandırmasından korkarız. Bu bir cahilliktir, mü'min böyle düşünmez.
Selamünaleyküm. Evet, bu bir vakıa olarak önümüzdedir. Din ucuzlamıştır. Girmek zor çıkmak kolay olmuştur. Dileriz bu durum, bizim zamanımız için zikredilmiş olmasın. İmanımız kaybedebileceğimiz son kalemizdir. Ondan sonra kaybedecek bir şeyimiz yoktur.Ölçü olarak insanların bilerek küfre girmelerinin burada vurgulandığını kaydetmeliyiz. Özellikle ihtimalli durumları istisna etmemiz gerekmektedir. Kitleler hâlinde küfre düşmüş insanlar tablosu hoş değildir.
affolunmak konusundaki diğer fetvalar
Şunu kesin bir kural olarak bilmeliyiz: Bir kul günah işlediğinde Allah’a karşı hata etmiş olur. Tevbe ederse ve tevbenin içini doldurursa Allah onu affeder. Tertemiz olur ve öyle dirilir. Bunda şüphemiz yoktur. Kulun işlediği günahın başka bir kulla bağlantısı varsa yani KUL HAKKI söz konusu ise hiçbir tevbe çeşidi o kul hakkını silmez. Allah Teâlâ, kendisine karşı işlenen suçları affediyor, kulun kula karşı hakkını silmiyor. Şehit bile olsa kul, durum budur. Tek çare de suç işleyen kulun hakkını ihlal ettiği kul ile helalleşmesi veya kıyamet günü yüzleşmesidir. Başka bir çare yoktur. Bu kural kesindir ve asla esnek değildir.
Kamuya mal olmuş ve birden çok insanı hatta kitleyi etkilemiş bir hatanın tevbesi evde oturup istiğfar etmek değildir. Tek tek insanları bulup helalleşmek de neredeyse mümkün değildir. Bu nedenle kamuya mal olmuş bu tür hatalar için bir tür KÖTÜ SONUCU GÖSTERME manasında böyle buyurulmuştur. Yoksa tevbe ettikten sonra affolunmayan günah yoktur elbette.
Kadın ve doğum sözcüklerinin mü'mine ve saliha bir kadında birleşimi ile büyük bir ecir oluşacağından şüphe yoktur. O kadar ki Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin, doğum yaparken ölen kadını şehit saydığına dair hadisler vardır. Bu da kadının doğum ile ne büyük bir ecir kazandığını gösterir. Özellikle mücerret bir doğum yapmakla doğumdan önceki hataların affolmasına dair sahih ve sarih bir bilgi sahibi değilim. Tevbe edilmedikçe büyük günahların affolmayacağını bilmeliyiz. Tevbeden sonra ise umudumuz göklerden daha geniştir biiznillah.
Bu düşünceniz işlediğiniz eski hatalardan daha ağır bir hatadır. Siz adeta Allah Teala’nın sizi affedemeyeceğini söylemiş gibi oluyorsunuz. Siz neden tevbenizi yapıp ona sarılmıyorsunuz? Tevbe edin tevbesini koruyan tertemizdir, tertemiz ne demek biliyor musunuz? Şeytan sizi onun için daha ucuz bir yöntemle bitirmek istemektedir, akıllı davranmanız ve sizin onu bitirmeniz gerekir değil mi? Tekrar düşünün ve kendinize yeni bir rota belirleyin. Yapmanız gereken budur.
Büyük günahlardan tevbe edilmesi gerekir. Tevbe, geçmişe pişman olmak ve tekrar yapmamaya ahdetmektir. Tevbe yapılmaması durumunda ya da tevbe kabul edilmemesi hâlinde günahlar ahirete kalmış demektir. Ahirete kalan günahlar da Allah Teâlâ'nın dilemesine göre muamele görür. Ya mağfiret buyurur ya da kulun hak ettiği azabı çekmek üzere cehenneme atılmasını emreder. Allah Teâlâ hepimizi cehenneminden muhafaza buyursun.