Fetva Meclisi
Soru
Hocam ben İslam’ı yaşamaya ve kendime temiz bir çevre oluşturmaya çalışıyorum. Bazen bu çevrenin dışına çıkıp bazı insanlara tavsiyeler vermeye çabalıyoruz. Fakat öyle bir kesim var ki hem Müslümanım diyor hem de en temel İslami kuralları reddediyor. Öyle ki gerçeği tüm açıklığıyla önüne sersek yine burun kıvırıyor. Medyada kâfirlerin Müslümanlar hakkında tüm söylediklerini adeta ezberlemişler, tekrarlayıp duruyorlar. Bu tür kesimden uzak mı kalmak uygundur yoksa yanlışlarını açıklayıp sonuna kadar uyarmak mı gereklidir?
Cevap
Benzer fetvalar
Mü'min olarak yaşamak, küfrün tuzaklarına düşmemek olduğu kadar nefsin ve şeytanın hilelerine de takılmamaktır. Bir de en az onlar kadar önemli bir imtihan da çevre bataklığında boğulmamaktır. Çünkü çevremizi yok saymaya gücümüz yetmez. Zaten mümkün de değildir. İnsanların hepsinin iyi olduğu bir toplum düşünülemez. Toplum ne olursa olsun, mü'min olarak şahsiyetimizi korumak ve Allah'ın istediği tarzda yaşamak hedefimiz olmalıdır. Elbette tam istenen gibi olmayacaktır. Ama bizim hedefimiz en iyisine doğru koşmaktır. Durduk yerde sorun üretmeye de gerek yoktur. Kâfir kâfirliğini yapacak biz de imanımızın gereğini. Kendimizi müdafaa etmek zorunda kalmadıkça da sorun üreten olmayacağız. Zaten bizim samimi yaşantımız, Allah'ın yardımının bizimle olmasını sağlayacak, kalpler bizim lehimize yumuşayacaktır.
Tam bir fitne zamanında yaşıyoruz. İmanın fitneye kapılma ihtimali yüksek olan bir zamandır bu zaman. Buna göre de bir mü'min olarak ilk ve öncelikli vazifemiz, imanımızı korumak olmaktır. Başkaları ile ilgilenirken biz eriyor olabiliriz. İmanımızı, salih amellerimizi, mü'min çevremizi, cihat heyecanımızı, ahiret endişemizi eskitmeden korumakla başlayan bir görevimiz vardır. Bu bölümü teminat altına almalıyız. İkinci olarak da şunu bileceğiz: Biz kuluz. İnsanlar da bizim gibi kuldurlar. Kalplerimiz Allah Teâlâ'nın elindedir. Hidayet etmek onun işidir. Biz ses çıkarırız, yol alırız; neticeyi Allah Teâlâ verir. Sanki her sözümüz bir kişiyi hidayete erdirecek gibi bir beklenti içinde olamayız. Görevimizi iyi belirleyelim. Bizim görevimiz hidayete erdirmek değil hidayete davet etmektir. Bunu becerebilirsek gerisini Allah Teâlâ kolaylaştırır. Üçüncü olarak da şunu bileceğiz: İnsanlar sözlerden çok örneklerden etkilenirler. Biz iman iddiası olan mü'minler olarak iyi mü'min olma gayretinde olacağız. 'Bütün dünya fesada boğulsa ben tek başıma son iyi mü'min örneği olarak kalacağım' şuuru bize hakim olmalıdır. Başarı burada gizlidir. Anlatan, anlattığını kendi üzerinde örneklendiremeyen mü'min başarılı olamaz. Resmi görevli, memur mantıklı hocalık başarısızlık bir numaralı örneğidir. Bir başka temel husus da şudur: İnsanların kul olmaları ile alakalı derdi olanlar insanlarla mal ilişkisine girmeyecekler. Mal alıp verme ile sürdürülen ilişkilerin üzerine imani etki geliştirmek zordur. Ve özellikle Allah Teâlâ'nın bizi başarılı kılması için samimi dualar yapmaya mecburuz. Duamız kadarız biz, duamız! Rabbim muvaffak kılsın.
Bir kere böyle bir meselede uzman olmayanın konuşması ne kadar doğru bir iştir, önce bunu düşünmelisiniz. Sıradan bir insan beyin ameliyatı yapabilir mi? Bu da öyledir. Bu konularda söz söylemenin büyük bir vebale girmek olabileceğini unutmayınız. İkinci olarak belirttiğiniz konuda insanın durumu şudur: Allah’ın dinine karşı tez olarak demokrasiyi tercih edenin imanı tehlikededir. Bunun tartışılabilir tarafı da yoktur. Bunun ötesinde şu veya bu yorumla ya da çaresizlikten, alternatifsizlikten ötürü bir araç olarak görmenin ise aynı sonuca götüreceği söylenemez. Bu ikisi ortasında bir yere yerleşmek gerekiyor. Kendinizi bu konuya daraltılmış durumda hissetmeyiniz, rahat olun, ibadetlerinizi yapın ve yolunuza devam edin. Zira çözebileceğiniz bir konuya dalmıyorsunuz bu sözlerle, bilakis kendinizi bunaltıyorsunuz. Allah yardımcımız olsun.
Hayır, asla! Yananla yanmak gerekmiyor. Gündemimizi kendi ekseninde tutmaya çalışana alet olmamız gerekmiyor. Seviyemizi kendi seviyesizliklerine düşürmeye çalışanlara muhatap olmamız gerekmiyor. Biz bir ümmetiz, içimizde her çeşit insan bulunabilir, bulunacaktır da. Dışımızdan da darbe olabilir, içimizden de. İmtihan için bulunduğumuz bu hayatta, nereden geldiğine bakmadan imtihanın gereği olan sebat ve direnci göstermek imanımızın gereğidir. Gündemimiz Kur'an ve Peygamber aleyhisselamdır. Ebedi olarak da böyle kalacaktır. Bu izledikleriniz Allah Teâlâ’nın karşımıza çıkardığı sınama araçlarıdır. Değerlerimize ne kadar bağlı olduğumuzu ve ne kadar esen yele göre sallanan yaprak olacağımızı görmek ister Allah Teâlâ. Sabredip kazanacağız, sebat edenlerden olmaktan başka çaremiz olmadığını bileceğiz. Allah’a emanet ederim sizi.
Biz insanlar olarak Allah'a iman ederiz veya birileri etmez. Allah’a iman ettiğimize göre imanımızı da Allah kabul eder veya etmez. Bizim gibi bir insanın imanımızı kabul etme ya da reddetme hakkı yoktur. Âlimlerin “iman şöyle olur, şunu yapan imana aykırı düşmüş olur” gibi beyanları bize yol göstermiş olur. Başkalarının imanları ile oynamak, yok kabul etmek ateşle oynamaktır. Allah Teâlâ hepimize akıl fikir versin. Kâfirler dururken mümin olduğunu söyleyenlerle uğraşmak akıl işi değildir diye düşünürüz. Herkesin önceliği kendi imanı olmalıdır. İmanın içini salih amellerle doldurmak da ikincil hedefi olmalıdır. İmanla yaşayıp ölmek Allah'a iman etmiş bütün nesillerin en büyük emelidir. Başkalarını dinden atmak, imanlarını şöyle veya böyle yok kabul etmek Müslümanca değildir, akıllıca da değildir. Eğer iman hususunda bildiğimiz hakikatlere ters bir durum görürsek onu söyleriz, ikaz ederiz ama şahıslar üzerinden kimseyi “sen şöylesin” şeklinde mahkeme kararı gibi kararlarla itham etmeyiz, edemeyiz.
Selamünaleyküm. Çok çocukça ve boş bir işin içinde kalmışsınız. Başka işiniz mi yoktur, internetten dua edecek kadar boş musunuz?