Fetva Meclisi
Soru
Hocam son zamanlarda bazı şahsiyetlerce İslam’a karşı yapılan sözlü saldırılar var. Bu saldırılara karşı duruş sergilemek amacı ile İslam’ı savunup, karşı kesimle tehdit ve restleşmeye varan açıklamalar duyuyoruz. Maalesef bu durumu şikâyet edeceğimiz bir hilafet makamımız da bulunmuyor. Demokrasi ile yönetilen şu zamanda bu tür İslam karşıtlarına karşı tavrımız ne olmalıdır? Tavrımız sert olması gerekiyor ise bu sertlik ne derecede olmalıdır? Mutlaka birilerini çokça rahatsız edecek söylemlerde bulunmak mı lazımdır? Bu tür kişilere karşı hiddetli olmak bizim için övünç kaynağı olabilir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Seviyemizi kaybederek yaptığımız hiçbir iş ibadet değeri taşımaz. İbadet değeri taşımayan bir işi nasıl yapabiliriz? Öyle olacaksa neden “biz” sözcüğünü kullanalım? Hayır, bin kere ölsek ve tekrar dirilsek biz, bu ümmetin adamı olmanın kalitesini koruyacağız biiznillah. Ümmet-i Muhammed olmanın farkı budur. Ölüme bile seviye getiren ve ölürken dahi seviyesini koruyan ümmetiz biz. İçimizde bizden olmayı hak etmedikleri hâlde bulunanlar veya bir yolla bulundurulanlar bizim karakterimizi bozabilirse bu, onların başarısından çok bizim zafiyetimizden olur. Bu zamanda Rabbim bizi böyle sınamayı murat etti, bizim vazifemiz yıkılmadan ayakta kalarak, sabrı en derin manaları ile yaşayarak Allah’ın rızasını kazanacağımız işleri yapmaktır. Çok dua edelim Allah Teâlâ, elimizi, ayağımızı, dilimizi, gözümüzü ve hatta kulağımızı kaldırmasın. Size dualar ederim.
İşte bu bir imtihandır; mü'min olduğu söylenen toplumun ortasında kâfirlerden beklenecek söz ve tavırlarla karşılaşmak! Bu bir imtihandır, biz de o imtihanı kazanmak zorundayız. Mü'min kimliğimizle var olup o kimliğin hakkını verme heyecan ve aşkı ile yaşayacağız. Her türlü şeytan darbesine karşı uyanık olacağız. Bu darbe mü'min olmayanlardan, mü'min olduğunu zannedip yanıldıklarımızdan hatta gaflete düşmüş mü'minlerden gelebilir. Biz yıkılmamak için hazır bulunacağız. Günlük ve sıradan cedelleşmelerin dinimize bir faydası olmadığı gibi bizim dindarlığımızı eritmeye sebebiyeti vardır. Soru soranın sorusuna cevap veririz ama cevabımızı tartışarak kendimizi ve heyecanımızı eritmeyiz. Temel mantığımız bu olacak. Bizim beraberimizde ve çevremizde melekler ve şeytanlar bulunuyor. Tavırlarımız ve sözlerimizden meleklerin sevinmesine yönelik tercihimizi hiç kaybetmeyeceğiz. Ve bileceğiz ki, bu mantığımızın karşılığında Allah’tan ecir bulacağız biiznillah. Sizlere dualar ederim, sizden de dua beklerim.
Bir kere böyle bir meselede uzman olmayanın konuşması ne kadar doğru bir iştir, önce bunu düşünmelisiniz. Sıradan bir insan beyin ameliyatı yapabilir mi? Bu da öyledir. Bu konularda söz söylemenin büyük bir vebale girmek olabileceğini unutmayınız. İkinci olarak belirttiğiniz konuda insanın durumu şudur: Allah’ın dinine karşı tez olarak demokrasiyi tercih edenin imanı tehlikededir. Bunun tartışılabilir tarafı da yoktur. Bunun ötesinde şu veya bu yorumla ya da çaresizlikten, alternatifsizlikten ötürü bir araç olarak görmenin ise aynı sonuca götüreceği söylenemez. Bu ikisi ortasında bir yere yerleşmek gerekiyor. Kendinizi bu konuya daraltılmış durumda hissetmeyiniz, rahat olun, ibadetlerinizi yapın ve yolunuza devam edin. Zira çözebileceğiniz bir konuya dalmıyorsunuz bu sözlerle, bilakis kendinizi bunaltıyorsunuz. Allah yardımcımız olsun.
Tam bir fitne zamanında yaşıyoruz. İmanın fitneye kapılma ihtimali yüksek olan bir zamandır bu zaman. Buna göre de bir mü'min olarak ilk ve öncelikli vazifemiz, imanımızı korumak olmaktır. Başkaları ile ilgilenirken biz eriyor olabiliriz. İmanımızı, salih amellerimizi, mü'min çevremizi, cihat heyecanımızı, ahiret endişemizi eskitmeden korumakla başlayan bir görevimiz vardır. Bu bölümü teminat altına almalıyız. İkinci olarak da şunu bileceğiz: Biz kuluz. İnsanlar da bizim gibi kuldurlar. Kalplerimiz Allah Teâlâ'nın elindedir. Hidayet etmek onun işidir. Biz ses çıkarırız, yol alırız; neticeyi Allah Teâlâ verir. Sanki her sözümüz bir kişiyi hidayete erdirecek gibi bir beklenti içinde olamayız. Görevimizi iyi belirleyelim. Bizim görevimiz hidayete erdirmek değil hidayete davet etmektir. Bunu becerebilirsek gerisini Allah Teâlâ kolaylaştırır. Üçüncü olarak da şunu bileceğiz: İnsanlar sözlerden çok örneklerden etkilenirler. Biz iman iddiası olan mü'minler olarak iyi mü'min olma gayretinde olacağız. 'Bütün dünya fesada boğulsa ben tek başıma son iyi mü'min örneği olarak kalacağım' şuuru bize hakim olmalıdır. Başarı burada gizlidir. Anlatan, anlattığını kendi üzerinde örneklendiremeyen mü'min başarılı olamaz. Resmi görevli, memur mantıklı hocalık başarısızlık bir numaralı örneğidir. Bir başka temel husus da şudur: İnsanların kul olmaları ile alakalı derdi olanlar insanlarla mal ilişkisine girmeyecekler. Mal alıp verme ile sürdürülen ilişkilerin üzerine imani etki geliştirmek zordur. Ve özellikle Allah Teâlâ'nın bizi başarılı kılması için samimi dualar yapmaya mecburuz. Duamız kadarız biz, duamız! Rabbim muvaffak kılsın.
Bu ümmetin dış düşmanları kadar iç düşmanları da olacaktır. Yer yer iç düşmanlar daha yoğun da olabilecektir. Buna hazır olmamız gerekir. Sözünü ettiğiniz örnekler ne yazık ki, içimizden üremiş unsurlardır. Tartışarak, cevap yetiştirerek onları daha fazla bileylemiş olabiliriz. Hedefimiz öncelikli olarak kendi imanımızı ve safiyetimizi korumak olmalıdır. Onları düzeltmeye çalışırken kendimizi helak edersek daha kötü bir sonuca katlanırız maazallah. Tavsiyemiz kendimizi korumaktır. Onları ilim adamlarına havale etmekte yarar var.
Güzel kardeşim, “İslam nedir?” sorusuna namazdır, hactır gibi cevaplar veririz. Evet doğru. Ancak İslam aynı zamanda, bin kere yıkılsan da, kendinden ve yapabileceklerinden emin olmasan da Allah’ın seni her defasında kaldıracağına, sana o heyecanı, ibadetlerini yapabilecek gücü verebileceğine inanmaktır. Rabbimizden umudumuzu kesemeyiz. Her defasında namazını kılabilen, dinin emirlerini hakkıyla yerine getiren, ahlakı Kur’an’ın tarif ettiği gibi olanlardan olabilmek düştüğümüzde aynı heyecanla yola devam ederek olabilecektir. Tüm ibadetlerini zahiren yapmayı başarabilenlerin de farklı imtihanları var elbette. Sizin imtihanınız da bu. Ama bir gün istediğinizden, hayal ettiğinizden çok daha güzelini verecektir Rabbimiz. Şu an bir sınavda olduğunuzu ve bu isteğinizde ne kadar samimi olduğunuza dair bir teste tabi tutulduğunuzu düşünün. Bu zamanda şeytanın en çok kullandığı silahlarından biri Allah’ın kapısından umutsuz olarak geri dönüleceğini, ne kadar istesen de asla ibadetlerini tam yapamayacağına dair başarısızlık, heyecansızlık vererek sonu olamayan bir döngüye girdiğini vehmettirmektir. Ki bu hastalık olarak bir mümine yeter de artar. Yılmayın ve dua edin kendinize. Ailenizin verdiği tepkilere ve sizi gördüğü konuma rağmen kendinizi yeterli hissetmeyip hep bir adım ilerisi için daha güzeli, olması gereken ne ise onu huzurla, gönül ferahlığı ile yapabilmek için her daim dua edin. Vazgeçmeyin, umutsuzluğa kapılmayın. Tam şeytanı yenecekken onu güldürmeyin. Kırk kere düşseniz de kırk birinciye kalkın. Şeytan sizi etrafınızdakilerin övgüleriyle yeterliymişsiniz gibi hissettirdiği zamanlarda sizden daha iyilere bakın. Çevrenizi değiştirin. Durumu sizden daha iyi olanları gördüğünüz ve duyduğunuz zaman sadece tesettürünüzün yeterli olmadığını ve daha çok dua ederek sımsıkı sarılmanız gerektiğini anlayacaksınızdır. Rabbim yar ve yardımcınız olsun. Allah’a emanet olun.
demokrasi konusundaki diğer fetvalar
Varsayımlara cevap bulmak zordur. Bir aklın ürettiği soruya başka hangi akıl cevap verse eksik kalır. Buna dikkat ederek size şunu söyleyebilirim: Demokrasi veya başka bir sistem, sonuç şu olurdu: Orada yaşamaz ve hicret ederdi. Dönüp orayı fethederek Mekke yapardı, tevhidin dışındaki ayrıntılara da takılmazdı. İşin özeti budur.
Kalbinizin itiraz ettiği şeyi yapmayın. Kişilerin veya grupların kendi görüşlerini din gibi görmelerine destek olmak zorunda değiliz.
Bu konu ile alakalı olarak Yusuf Karadavi hoca efendinin Siyaset ve Din konusundaki kitabını okumanızı tavsiye ederim. Türkiye'deki mevcut durumla alakalı olarak sadece kanaatlerin bulunduğunu, uymanın kati bir fikir beyan etmediğini zannediyorum. Demek istediğim şudur: Bu konuda hâlâ tartışma denebilecek bir sonuç vardır. Ben şahsen kanaati muteber olabilecek biri olarak görmüyorum kendimi. Bu nedenle de 'şu doğrudur' demeyi uygun bulmuyorum. Herkes itibar ettiği âlimin peşinden gitmelidir. Ahirette mesuliyetten kurtaracak olan budur. Allah'a emanet ederim sizi.
Mü'min, Allah'ın dinine aykırı olan bir işte ve anlayışta bulunmaz. Bu temel ilkemizdir. Şu veya bu diyerek de her şeyi kara listeye alıp yok sayması da beklenemez mü'minden. Zira Allah Teâlâ mü'mine takatı kadar kulluk yapmasını emretmiştir; kaldıramadığını yapmak mü'minden beklenmez. Buna göre: a- İmana aykırı olan ne varsa onu reddetmek imanın gereğidir yani imandan taviz verilmez. Bir tağut konusunu da bu şekilde anlarız, tağutun imanımızdan taviz koparmasını kabul edemeyiz. b- Yaşadığımız hayatın içinde tağutla kesiştiğimiz durumlarda da zorunlu olanlar ve keyfi olanlar diye ikiye ayırırız. Zorunlu olanları alır gerisini kabul etmeyiz. Görüldüğü gibi kesip atmak gerekmiyor. Tıpkı teslim olup erimek de gerekmediği gibi.
Yaşadığımız topraklarda şu anda Şeriat yoktur. Biiznillah bir gün gelecektir. Bu geleceğe gözümüzle kendi elimizi gördüğümüzden daha fazla inanıyoruz elhamdülillah. Parti ve benzeri çalışmaların ne kadar bunun için vesile olacağı ne kadar olmayacağı hususunda bir şey söyleyemem, herkes kendi niyetine göre muhasebe edilecektir. Parti kuranların ne için kurdukları ve sonra ne yaptıkları yani kalplerindeki asıl durum Allah'ın bileceği bir şeydir. Dileriz o yöntemle çalışanlar da ecir kazanmış olsunlar.