Fetva Meclisi
Soru
Hocam, tağut meselesi kafamı karıştırıyor. Buna göre bugün tüm siyasi unsurları, olguları reddetmemiz mi gerekiyor?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Küfrün her şeyi kötü olmayabilir ama bir küfrün kökten karşısındayız. İyisine iyi deriz ama o iyi, bizi onlara yaklaştırmaz.
Selamünaleyküm. 'İslam Devleti' olmayı kabul etmeyen bir devlet elbette, bir Müslüman'ın 'devletim' diyebileceği bir devlet değildir. Bir de İslam ile savaşma durumu varsa söylenecek söz yoktur. Bu durumda Müslüman, ister imam olsun ister başka bir vasıfta biri, o devleti hak ve uygun buluyorsa yani içinden benimsiyorsa, onaylıyorsa onun arkasında gerçekten namaz kılınmaz. Böyle değil de şartların getirdiği bir zorunluluk olarak görüyor ve daha iyi bir durum için gayret ediyorsa 'tağutun adamı' olarak gösterilmesini kabul edemeyiz. Zira tağutun adamı olmak, dinden çıkmaktır. Allah muhafaza buyursun.
Aleykümselam. İki şeyi unutma: - Bunları yazıp çizenlerden, konuşanlardan askerlik yapmayan var mı? Demek ki, ortada bir zaruret var. Gerçekçi olmak gerekir. - Askerliğe gelince tağut da, vatandaşlığa ve keyifli yaşamaya gelince tağut değil mi? Bu iki sorunun cevabı ile dengeli düşünmeye çalış. Allah'a emanet ol.
Biz insanlar olarak Allah'a iman ederiz veya birileri etmez. Allah’a iman ettiğimize göre imanımızı da Allah kabul eder veya etmez. Bizim gibi bir insanın imanımızı kabul etme ya da reddetme hakkı yoktur. Âlimlerin “iman şöyle olur, şunu yapan imana aykırı düşmüş olur” gibi beyanları bize yol göstermiş olur. Başkalarının imanları ile oynamak, yok kabul etmek ateşle oynamaktır. Allah Teâlâ hepimize akıl fikir versin. Kâfirler dururken mümin olduğunu söyleyenlerle uğraşmak akıl işi değildir diye düşünürüz. Herkesin önceliği kendi imanı olmalıdır. İmanın içini salih amellerle doldurmak da ikincil hedefi olmalıdır. İmanla yaşayıp ölmek Allah'a iman etmiş bütün nesillerin en büyük emelidir. Başkalarını dinden atmak, imanlarını şöyle veya böyle yok kabul etmek Müslümanca değildir, akıllıca da değildir. Eğer iman hususunda bildiğimiz hakikatlere ters bir durum görürsek onu söyleriz, ikaz ederiz ama şahıslar üzerinden kimseyi “sen şöylesin” şeklinde mahkeme kararı gibi kararlarla itham etmeyiz, edemeyiz.
Yaşadığımız şartların getirdiği yeni sorunlar hakkında iki ayrı sorundan söz edebiliriz. Bunların birincisi, açık bir şirk veya haram olan sonuçlara götüren sorunlardır. Bu tür sorunları aslında sorun olarak görmenin de bir gereği yoktur. Müslüman'ın tavrı açık ve nettir. Mesela faiz, ekmek, su gibi çıkmıştır önümüze. Ama bizim tavrımız bellidir. Kıyamete kadar faiz haramdır. Bu kadar. İkinci tür sorunlar, Müslümanların aralarında görüş ayrılığına neden olan, ulemanın farklı içtihatlar yaptığı konulardır. Demokratik bir eyleme iştirak etme veya demokrasiyi kullanma gibi konular böyledir. Bu durumda Müslümanlar olarak kesinlikle birbirimizi incitmeyiz. Tabi olduğumuz âlimlerin görüşüne göre hareket ederiz. Bizim izlediğimiz yolun doğru olduğunu ama diğerlerinin izlediği yolun da doğru olabileceğini, bir noktadan sonra yanıldığımızı anlarsak taassuba kaçmadan o görüşe intikal edeceğimizi bilmeliyiz. Nefislerimize uymadan, şeytanı sevindirmeden yol almanın usulü budur. Allah'a emanet olunuz.
Selamünaleyküm. Burada mümin’in diplomayı ve benzeri değerleri ne gördüğünü bilmemiz gerekiyor. Diploma her şey ise her şey de caiz demektir.Tağut meselesine gelince olaya o kadar dar bakmayın. Tağutun diyarında ticaret yapmak, vatandaş olmak ne ise okuluna göndermek de o olsa gerek.
demokrasi konusundaki diğer fetvalar
Yaşadığımız topraklarda şu anda Şeriat yoktur. Biiznillah bir gün gelecektir. Bu geleceğe gözümüzle kendi elimizi gördüğümüzden daha fazla inanıyoruz elhamdülillah. Parti ve benzeri çalışmaların ne kadar bunun için vesile olacağı ne kadar olmayacağı hususunda bir şey söyleyemem, herkes kendi niyetine göre muhasebe edilecektir. Parti kuranların ne için kurdukları ve sonra ne yaptıkları yani kalplerindeki asıl durum Allah'ın bileceği bir şeydir. Dileriz o yöntemle çalışanlar da ecir kazanmış olsunlar.
Bu konu ile alakalı olarak Yusuf Karadavi hoca efendinin Siyaset ve Din konusundaki kitabını okumanızı tavsiye ederim. Türkiye'deki mevcut durumla alakalı olarak sadece kanaatlerin bulunduğunu, uymanın kati bir fikir beyan etmediğini zannediyorum. Demek istediğim şudur: Bu konuda hâlâ tartışma denebilecek bir sonuç vardır. Ben şahsen kanaati muteber olabilecek biri olarak görmüyorum kendimi. Bu nedenle de 'şu doğrudur' demeyi uygun bulmuyorum. Herkes itibar ettiği âlimin peşinden gitmelidir. Ahirette mesuliyetten kurtaracak olan budur. Allah'a emanet ederim sizi.
Selamünaleyküm. Batının Demokrasisini ‘inanır ve iman eder gibi’ destekleyenin imanını gözden geçirmesini tavsiye ederiz.. ‘Savaş hiledir’ prensibini kullanana ise söyleyecek sözümüz yoktur. Şeriat ile alakalı düşünceleri ise inşaallah dinden çıkma seviyesinde değildir. Allah’a sığınır, yardımını dileriz.
Kalbinizin itiraz ettiği şeyi yapmayın. Kişilerin veya grupların kendi görüşlerini din gibi görmelerine destek olmak zorunda değiliz.
Bir kere böyle bir meselede uzman olmayanın konuşması ne kadar doğru bir iştir, önce bunu düşünmelisiniz. Sıradan bir insan beyin ameliyatı yapabilir mi? Bu da öyledir. Bu konularda söz söylemenin büyük bir vebale girmek olabileceğini unutmayınız. İkinci olarak belirttiğiniz konuda insanın durumu şudur: Allah’ın dinine karşı tez olarak demokrasiyi tercih edenin imanı tehlikededir. Bunun tartışılabilir tarafı da yoktur. Bunun ötesinde şu veya bu yorumla ya da çaresizlikten, alternatifsizlikten ötürü bir araç olarak görmenin ise aynı sonuca götüreceği söylenemez. Bu ikisi ortasında bir yere yerleşmek gerekiyor. Kendinizi bu konuya daraltılmış durumda hissetmeyiniz, rahat olun, ibadetlerinizi yapın ve yolunuza devam edin. Zira çözebileceğiniz bir konuya dalmıyorsunuz bu sözlerle, bilakis kendinizi bunaltıyorsunuz. Allah yardımcımız olsun.
Hayır, asla! Yananla yanmak gerekmiyor. Gündemimizi kendi ekseninde tutmaya çalışana alet olmamız gerekmiyor. Seviyemizi kendi seviyesizliklerine düşürmeye çalışanlara muhatap olmamız gerekmiyor. Biz bir ümmetiz, içimizde her çeşit insan bulunabilir, bulunacaktır da. Dışımızdan da darbe olabilir, içimizden de. İmtihan için bulunduğumuz bu hayatta, nereden geldiğine bakmadan imtihanın gereği olan sebat ve direnci göstermek imanımızın gereğidir. Gündemimiz Kur'an ve Peygamber aleyhisselamdır. Ebedi olarak da böyle kalacaktır. Bu izledikleriniz Allah Teâlâ’nın karşımıza çıkardığı sınama araçlarıdır. Değerlerimize ne kadar bağlı olduğumuzu ve ne kadar esen yele göre sallanan yaprak olacağımızı görmek ister Allah Teâlâ. Sabredip kazanacağız, sebat edenlerden olmaktan başka çaremiz olmadığını bileceğiz. Allah’a emanet ederim sizi.