Fetva Meclisi
Soru
Hocam çevremdeki insanlar giyim kuşamımdan dolayı beni dindar biri olarak görüyor. Ancak ben kendimi öyle görmüyorum çünkü inancım var ama ibadetlerime gereken özeni gösteremiyorum. İnsanlar beni bu konuda övünce utanıyorum ve nasıl bir tavır sergilemem gerektiğini bilemiyorum. Dinimi tam olarak yaşamadığımı, hatta namazımı bile kılmadığımı söylemek istesem de Rabbim günahımı örtüyorsa bunu açığa vurmamam gerektiğini düşünüyorum. Bu durumda nasıl bir yol izlemeliyim?
Cevap
Benzer fetvalar
İnsan olarak sınanmak için bulunuyoruz bu hayatta. Dış düşmanlarla sınandığımız gibi insanlığımız ve imanımız bakımından iç dinamiğimizle de sınanacağız. Mü'min olduğumuzu söylediğimiz gibi o iddiamızın ne kadar yerleşik olduğu da görülecektir. Sizin yaşadığınız da budur. Şeytan size, bu yaşadıklarınızın çökme olduğunu söylerken sizin, içteki birikimin test edildiğini çökme olmadığını fiiliyatınızla söylemeniz gerekirdi. Yani kazanacağınız bir noktada kaybetmeye kayıyorsunuz. Tekrar algılamaya çalışın bu ince çizgiyi, rahat edeceksiniz biiznillah. İnsanların riyakâr olmaları veya olmamaları sizin için önemli olmamalıdır. Siz kendi kimliğinizle yaşayın. Siz dik durun, sabit kalın; çevrenize göre şekillenmeye kalkmayın. Bu da size güç katacaktır. İbadetlerinizde eksiklik olmasın. Bilhassa namazı ayakta tutun ki namaz sizi bu hayatın gelgitlerinden korusun. Kur'an okumaya bakın. İstikrarlı bir Kur'an okuma neticede sulanması ihmal edilmeyen bitki gibi içimizdeki iman hissiyatını aktif hâle getirecektir. Duanızı eksik etmeyin. Her gün binlerce kere güzel duaları tekrar tekrar dillendirin. Duanız kadar güçlü hissedersiniz kendinizi. Allah yardımcınız olsun.
Mümin, yolunu Allah ile yürüyen insandır. Sadece sen değilsin bu bunalımı yaşayan; hangi genç, hangi mümin elini kolunu sallayarak dinini yaşayabildi. Mümin olmak ve dinini yaşamak rahatça namaz kılmak, oruç tutmak ve zikir yapmak değildir, böyle olmamıştır hiç. Allah muhakkak imtihan edecek, içindeki samimiyeti ve direnci görecek. Bunun çaresi yoktur. Kimi dışarıda izlediğimiz gibi zalimlerin silahı ile bu imtihanı görür. Kimi fakirlikle boğuşur. Kimi medyaya esir kalır. Bir başkası da senin gibi kendi öz ailesi tarafından dışlanır. Ama herkesin hedefi aynıdır: İyi mümin olmak. Direneceksin, yıkılmayacaksın. Bugün değilse yarın evlenirsin meraklanma. Temel ilkelerden taviz verme. Biraz esnetilebilecekleri ise esnet zamanla. “Olmaz/olmuyor” sözünü kullanma. “Olacak, olana kadar direneceğim” demeye alıştır kendini. Bu arada dua etmeyi asla ihmal etme. Çok dua et, Allah çevrendekilerin kalbini yumuşatsın. Hazır ol, bu büyük mücadeleyi kazanmaya hazır ol.
Yaşadığımız hayat aslında olduğu gibi imtihandır. Siz de yaşadığınız bu süreci her ayrıntısıyla imtihan olarak kabul edin. Herkes bir çeşit imtihan olacak. Sizin sınavınız da bu. Şeytanın sizi sendeletmeye çalıştığı bu süreçte daha sıkı tutunmaya çalışarak, bunun için ter akıtarak, mücadele ederek geçirdiğiniz müddetçe kazanacaksınız. Yılıp bir kenara yığılmaktansa sabredip sebat ederek kazanmaya çalışın. Bulunduğunuz noktada şeytan yorgunluğunuzla, tahammüllünüzün azalmasıyla, nefse süslü, cazip gelenlerle vurmaya çalışıyor. Rabbimize kul olmak, nefislerimize ağır gelecek imtihanlara karşı hazır yaşamaya çalışmak demektir aslında. Şeytan, Allah'ın kulu olmaya çalışan her tesettürlü mümin kadını içinde bulunduğu hayat üzerinden kıyaslar yaptırarak yıpratmaya çalışır. Tesettür, mümin kadınlar için bir nefis mücadelesidir. Tesettürümüz, Rabbimize ne kadar samimi bir kul olmak istediğimizi ispatlayabileceğimiz, şeytanın fısıltılarına, kandırmalarına rağmen dimdik sokaklarda gezip gezemeyeceğimizi göstereceğimiz, dünyada akıttığımız terlerin karşılığını cennette en güzel şekilde almayı umacağımız, kıymeti ancak Rabbimizin katında verilebilecek kadar şerefli bir ameldir. Başörtüye sadece dünyalık gözüyle “saçları örten bir kumaş, filanca rengin tenime daha çok yakışması” mantığı ile bakılırsa bu durumda ömrü de kısa bir amel olur. Ancak ahirette beni azaptan kurtaracak, cennette en özel, en kıymetli, en şerefli yere taşıyabilecek iş olarak baktığımızda caddede tesettürünle yürümenin nasıl bir izzet olduğunu hissettirecektir Rabbim. Tesettür konusu şu an sizin imtihanınız. Buna sabretmeniz, nefsinizle mücadele etmeniz, Rabbinizden yardım istemeniz bir sonraki imtihanınızla karşılaştığınızda sizi daha güçlü bir irade sahibi haline getirecektir. Sabredin. Etrafınızdaki insanları, arkadaşlarınızı sizin kıyafetinizi benimseyenlerden oluşturun. Şimdiye kadar bildiklerinizi yeterli görmeyin. Devamlı okuyun. Daha çok öğrendikçe aldığınız keyfin, lezzetin arttığını fark edeceksiniz. En çok da kendinizi bolca dua edin.
Sizin bu şikâyetiniz neredeyse her Müslüman'ın öyle veya böyle şikâyetidir. Çünkü biz, bir kulluk savaşı veriyoruz. Şeytana mağlup olmadan Rabbimize kavuşmayı diliyoruz. Kesinlikle bu bir mücadeledir; temenni ile, umutla elde edilir bir şey değildir. Sizi bu hâlinizle, başkasını da bir başka şey ile oyalayacaktır şeytan. Biz ise, imtihanımız her ne ise onu başarmak için uğraşacağız. Peygamberlerden bir peygamber bile olsak durum bu olacaktı. Siz, 1- İmanınızı tartışma konusu yapmayın, öyle bir ortamda bulunmayın, 2- Asla, Allah'tan ve rahmetinden umut kesmeyin. 3- Fasıklarla beraber bulunmayın, onların gündemlerine katılmayın. 4- Yaptığınız ibadetleri az bile olsa asla küçük ve basit görmeyin. Bir kere 'Sübhanellah' demenin cennet demek olduğunu bilin. 5- Sizden daha iyi olduklarına itimat ettiğiniz bir grubun içinde bulunun. Onlarla programlı bir şekilde işler yapın. 6- Dengeli işler yapın; sadece zikir, sadece siyaset, sadece oruç gibi işler yapmayın. Farzların bütününü, nafilelerin de yapabildikleriniz kadarını yapmaya çalışın. Gerisini de Allah'a bırakın; şeytan, tevazu kılıfı ile sizi tuzağa düşürmesin. İyi haberlerinizi bekleriz. Allah'a emanet olunuz.
Elhamdülillah Allah’a ve onun iman edin dediklerine iman ediyorsunuz. Hayat buradadır. Bu iman var oldukça sizde can var demektir. Can varken de umutsuz kalmayız. Evet, namaz kılmak ve namaza âşık olmak mesela gerekli olandır ama bu gerekliliği bir seviye olarak görüp o seviyeye henüz tırmanamadığınızı da düşünebilirsiniz. Gayret ederseniz bir gün o seviyeye de tırmanırsınız biiznillah. Şeytan mevcut durumu takıntınız hâline getirip sizi yoldan çevirmesin sakın. Bilin ki, bu durumunuz imanınıza zarar vermemektedir. İnsan olarak iş yapmaktan, yük kaldırmaktan uzak durmak istiyor olabiliriz ama yüreğimiz dinimizi içine bastıktan sonra biiznillah yoldayız demektir. Gayret ve dua ile bu engel de aşılabilir. Allah yardımcınız olsun.
Böyle bir sıkıntı hissetmeniz, aktif bir iman sahibi olmanızdandır Allah’ın izni ile. Demek ki, insanlık ve din sizi ilgilendiriyor. Ne mutlu size. Bu günler de yarınlar da Allah’ındır. Dünya da onundur Samanyolu da. Biz de kullarıyız. O dilediğini yapıyor ve bizi sınıyor. Evet, bin bir komplonun içinde yaşıyoruz bu hayatı ama umudumuz bütün komplolardan daha büyük olmalıdır. Kırk kere ölsek de kırk birinciye imanla yaşama heyecanı taşıyacağımız gibi gözümüzün önünde cereyan eden bu olayları da kırk katı olsa bile zihnimizi teslim etmeyeceğimiz bir basiretle izleyeceğiz. İman ederek yaşamak bunu gerektirir. İnsanlık ve ümmet için yapılacak en büyük iş, tek kalmaya hazır bir mümin olmaktır. Mümin kadın profilini kaybolmaktan kurtarabilir bir örnek olarak kalmanız büyük bir nimettir sizin için ve yapmanız gereken en önemli görevdir. Erimeyen çekirdek, kaybolmayan Âsiye örneği olarak kalın. Siz Kur'an okurken sesinizi dinleyen melekler sizi o Rabbi ile konuşur gibi Kur'an okuyan kadın sesi olarak göklere taşısın. Siz daha istersiniz, daha ne yapacaktınız? Namaz öyle, sadaka öyle, iffetinizi korumanız öyle, yuvanız öyle... Siz umutsunuz varlığınızla, gerisi ayrıntıdır. Allah’a emanet olunuz.
ibadet konusundaki diğer fetvalar
Vesvese, şeytanın özellikle de ibadetlerini zorlaştırmak için en çok kullandığı yöntemlerden biridir. Eğer mezi veya meni geldiğinden kesin emin değilsen hiç kafana takma! Sadece şüphe üzerine iç çamaşırını değiştirmek, yıkanmak ya da namazdan kaçınmak vesveseye girer. Bacak arasındaki ter necis değildir. Bunu aklına getiren vesveseyi önemseme ve onunla savaş!
Niyet ibadetin ruhudur. Aynı rekât sayısı ve aynı vakitte olsa da "sünnet" diye niyet edersen, o namaz sünnet olur. "Kaza" diye niyet edersen, o namaz geçmişteki farzın kazası olur. Yani şeklen aynı olsa da niyet ibadetin yönünü belirler. Bu yüzden "her türlü sünnet yerine geçer" gibi düşünmek doğru değildir. Kaza borcun varsa kaza kılmaya niyet et. Böylece farz borcunu ödersin. Kaza borcun yoksa o zaman sünnet niyetiyle kılarsın, sevabını sünnet olarak alırsın. Resûlullah Efendimiz’in kıldığı namazlar vaktin sünnetidir, kaza değildir. Biz onun izinden giderken, önce üzerimizdeki farz borcunu temizler, sonra sünnetle süsleriz.
Namaz, hem beden sağlığı hem de ruh sağlığı için bir şifa kaynağıdır. Hem dünya hayatınız hem de ahiret saadetiniz için namazı yaşamınızın merkezine koymaya çalışın. Rabbim, sizleri hem korkularınızdan hem de vesveselerden muhafaza etsin ve namazınızı daha büyük bir aşkla kılmanızı nasip etsin.
Tekbir yani ALLAHUEKBER sözü sözlü bir ibadettir. Müslüman’ın dini gereği yapacağı işlerdendir. Aynı zamanda bir zikirdir. Ashabıkiram Allah onlardan razı olsun, sevinecekleri bir şey gördüklerinde veya bilgi edindiklerinde tekbir getirmişlerdir. Yalnız belirttiğiniz şekilde bir uygulama onlardan bize aktarılmamıştır. Bu da bize şunu ilham eder: Yaparsak bir sakıncası yoktur ama o şekliyle yapılması ibadettir diyemeyiz.
Önce nafile ile ne kastediliyor onu bilelim. Nafile farz vacip olmayan ibadet demektir. Mü'min onu yaparsa sevap kazanır, yapmazsa farzdaki gibi günaha girmez. Bu ibadetlere nafile veya sünnet ibadetler denmektedir. Bir başka husus da şudur: Farz olarak bildiğimiz ibadetlerin bir de nafilesi vardır. Mesela namazın, orucun, haccın, kurban kesmenin emir olanı yani farzı olduğu gibi emredilmediği halde sevap kazanmak için yapılanı yani nafilesi vardır. Nafileler mü'min daha çok sevap kazansın, Allah’ın rızasına daha yakın olmak için gayret etsin diyedir. Örnek olarak zekât ibadetini ele alabiliriz. Zekât farz bir ibadettir. Ona benzer olarak vacip olan bir de fitre vardır. Bunların dışında mü'min, daha çok sevap kazanmak için sadaka verir. Bu sadakaya genel olarak nafile denir. Kimi zaman da sünnet olarak da anılır. Bir başka örnek de öğlen namazında görülebilir. Öğlenin farz olarak yani kılmazsan günaha girip ahirette azap çekeceğin bölümü dört rekât farzıdır. O farzın öncesindeki dört ve ardındaki iki rekât ise nafiledir, sünnettir. Şimdi sorunun cevabına girebiliriz: Nafileler farzlara göre daha fazla ve daha çeşitlidir. Ve bu nafileler mü'min onları yapmazsa günah olarak yazılmaz, büyük bir sevap kaybı olur sadece. Mü'min nafileleri yapıp yapmamakta, hemen veya zamana yayarak yapmakta, az veya çok yapmakta serbesttir. Farzlarda ise böyle bir şey olmaz. Emredildiği anda ve emredildiği kadarı ile yapılır. Genel olarak nispeten doğru olarak soruda dillendirilen kural böyle bir kuraldır. Farklı örnekler olarak da şunları belirtebiliriz: Namazda Fatiha’dan sonra ilave olarak Kur'an okunduğunda farzlarda mushaftaki sırayla göre okunmalıdır. Kısa surelerden okunacaksa sıraya dikkat edilmelidir. Nafilelerde ise bu kural daha esnektir. Namazda Kur'an okunurken dua ayetleri geçtiğinde duaya katılmak farzlarda hoş kabul edilmezken nafilelerde sakıncalı bulunmamıştır. Farz kılan biri yorulunca bir yere yaslanamaz, kıyama dikkat eder. Nafilelerde ise bu biraz daha esnektir, yorulunca oturarak da kılabilir. Farz namazda çocuğun imama olması caiz değil iken nafilelerde caizdir. Ramazan orucunda niyetin imsakten önce yapılması şart iken nafilelerde şart değildir. Farklı fakihlerin farklı içtihatları ile bu örnekler onlarca çıkarılabilir. Netice olarak meselemiz, farzlarla nafileler aynı kurallara göre yapıldığı halde nafilelerde biraz daha esnek olunabileceği üzerine kuruludur.
Bu tür vaatlerde bir nafilenin mesela hac gibi bir ibadetle karşılaştırılması ve o nafilenin hacca denk olması söz konusu değildir. Bu haccın kendisine değil haccın sevabına benzetmek olarak anlayabiliriz. Zira hiçbir nafile ibadet İslam'ın beş esasından biri olan hac gibi bir ibadete muadil olamaz.