Fetva Meclisi
Soru
Hocam gün içinde iç çamaşırıma mezi veya meni gelebiliyor. Terlediğimde bacak arasındaki terin necis olup olmadığı konusunda şüpheye düşüyorum. Özellikle kötü koku nedeniyle tüm terimin necis olduğu hissine kapılıyorum. Bu durum beni vesveseye sokuyor ve ibadetlerimde zorlanmama neden oluyor. Bu konuda nasıl bir çözüm önerirsiniz?
Cevap
Benzer fetvalar
Çamaşırınızda bir ıslaklık görmedikçe şüphelenmeniz de gerekmez. İki üç kere baktığınız halde ıslaklık görmüyorsanız, şüphe ettiğinizde tekrar bakmayın bile. Böylece vesveseyi önlemiş olursunuz. Zira sizin, evlenene kadar bu durumunuz geçmeyebilir. Bir de kendinizi faziletli işlerle yoğun hale getirin aksi takdirde şeytan sizi iyi bir açıktan yakaladığını anlar ve rahat bırakmaz. Son olarak da, penisinizin ucuna küçük bir pamuk parçası koyabilirsiniz. Kısa bir süreliğine bunun da size faydası olur. Ama uzun süre bunu yapmayın. Allah'a emanet olunuz.
Selamünaleyküm. Sizdeki özel duruma bakarak avuç içi kadar ölçüsü ile hareket edebilirsiniz.
Bu vesveseleri ciddiye almayın. Bir insan hakkında apaçık bir şekilde olumsuz bir şey görmedikçe onu yapmış kabul edemeyiz. Evlilik sürecini istişare ile yürütün. Eş adayınızın doğru biri olup olmadığını da sizi tanıyan ve iyiliğinizi isteyen büyüklerinizle istişare edebilirsiniz. Allah yardımcınız olsun. Allah'a emanet olun.
Yaşadığınız zorluk dini bilmekten değil bilmemekten kaynaklanmaktadır. Başka bir mezhebi taklide gerek de duyulmayacak bir kolaylık vardır. Dinimizi kendinize zorlaştırmayın. Vesveseden kurtulmaya çalışın. https://www.sosyaldoku.tv/216-seytan-salincagi/
Sizin sıhhatiniz ve onurunuz üniversiteden çok daha önemlidir. Eğer kendi başınıza yaşayamayacak ve arkadaşlarınızın iğreti bakışlarına muhatap olacaksanız hemen okulu bırakın, adı çıkmış bir üniversiteli olsanız ne olacak? Yine de denemenizde yarar var, yeni ortam sizi biraz daha açabilir. İnşallah sıhhatinize kavuşursunuz.
Selamünaleyküm. Ter, necaset değildir. Namaza engel değildir.
ibadet konusundaki diğer fetvalar
Güzel kardeşim, “İslam nedir?” sorusuna namazdır, hactır gibi cevaplar veririz. Evet doğru. Ancak İslam aynı zamanda, bin kere yıkılsan da, kendinden ve yapabileceklerinden emin olmasan da Allah’ın seni her defasında kaldıracağına, sana o heyecanı, ibadetlerini yapabilecek gücü verebileceğine inanmaktır. Rabbimizden umudumuzu kesemeyiz. Her defasında namazını kılabilen, dinin emirlerini hakkıyla yerine getiren, ahlakı Kur’an’ın tarif ettiği gibi olanlardan olabilmek düştüğümüzde aynı heyecanla yola devam ederek olabilecektir. Tüm ibadetlerini zahiren yapmayı başarabilenlerin de farklı imtihanları var elbette. Sizin imtihanınız da bu. Ama bir gün istediğinizden, hayal ettiğinizden çok daha güzelini verecektir Rabbimiz. Şu an bir sınavda olduğunuzu ve bu isteğinizde ne kadar samimi olduğunuza dair bir teste tabi tutulduğunuzu düşünün. Bu zamanda şeytanın en çok kullandığı silahlarından biri Allah’ın kapısından umutsuz olarak geri dönüleceğini, ne kadar istesen de asla ibadetlerini tam yapamayacağına dair başarısızlık, heyecansızlık vererek sonu olamayan bir döngüye girdiğini vehmettirmektir. Ki bu hastalık olarak bir mümine yeter de artar. Yılmayın ve dua edin kendinize. Ailenizin verdiği tepkilere ve sizi gördüğü konuma rağmen kendinizi yeterli hissetmeyip hep bir adım ilerisi için daha güzeli, olması gereken ne ise onu huzurla, gönül ferahlığı ile yapabilmek için her daim dua edin. Vazgeçmeyin, umutsuzluğa kapılmayın. Tam şeytanı yenecekken onu güldürmeyin. Kırk kere düşseniz de kırk birinciye kalkın. Şeytan sizi etrafınızdakilerin övgüleriyle yeterliymişsiniz gibi hissettirdiği zamanlarda sizden daha iyilere bakın. Çevrenizi değiştirin. Durumu sizden daha iyi olanları gördüğünüz ve duyduğunuz zaman sadece tesettürünüzün yeterli olmadığını ve daha çok dua ederek sımsıkı sarılmanız gerektiğini anlayacaksınızdır. Rabbim yar ve yardımcınız olsun. Allah’a emanet olun.
Niyet ibadetin ruhudur. Aynı rekât sayısı ve aynı vakitte olsa da "sünnet" diye niyet edersen, o namaz sünnet olur. "Kaza" diye niyet edersen, o namaz geçmişteki farzın kazası olur. Yani şeklen aynı olsa da niyet ibadetin yönünü belirler. Bu yüzden "her türlü sünnet yerine geçer" gibi düşünmek doğru değildir. Kaza borcun varsa kaza kılmaya niyet et. Böylece farz borcunu ödersin. Kaza borcun yoksa o zaman sünnet niyetiyle kılarsın, sevabını sünnet olarak alırsın. Resûlullah Efendimiz’in kıldığı namazlar vaktin sünnetidir, kaza değildir. Biz onun izinden giderken, önce üzerimizdeki farz borcunu temizler, sonra sünnetle süsleriz.
Namaz, hem beden sağlığı hem de ruh sağlığı için bir şifa kaynağıdır. Hem dünya hayatınız hem de ahiret saadetiniz için namazı yaşamınızın merkezine koymaya çalışın. Rabbim, sizleri hem korkularınızdan hem de vesveselerden muhafaza etsin ve namazınızı daha büyük bir aşkla kılmanızı nasip etsin.
Tekbir yani ALLAHUEKBER sözü sözlü bir ibadettir. Müslüman’ın dini gereği yapacağı işlerdendir. Aynı zamanda bir zikirdir. Ashabıkiram Allah onlardan razı olsun, sevinecekleri bir şey gördüklerinde veya bilgi edindiklerinde tekbir getirmişlerdir. Yalnız belirttiğiniz şekilde bir uygulama onlardan bize aktarılmamıştır. Bu da bize şunu ilham eder: Yaparsak bir sakıncası yoktur ama o şekliyle yapılması ibadettir diyemeyiz.
Önce nafile ile ne kastediliyor onu bilelim. Nafile farz vacip olmayan ibadet demektir. Mü'min onu yaparsa sevap kazanır, yapmazsa farzdaki gibi günaha girmez. Bu ibadetlere nafile veya sünnet ibadetler denmektedir. Bir başka husus da şudur: Farz olarak bildiğimiz ibadetlerin bir de nafilesi vardır. Mesela namazın, orucun, haccın, kurban kesmenin emir olanı yani farzı olduğu gibi emredilmediği halde sevap kazanmak için yapılanı yani nafilesi vardır. Nafileler mü'min daha çok sevap kazansın, Allah’ın rızasına daha yakın olmak için gayret etsin diyedir. Örnek olarak zekât ibadetini ele alabiliriz. Zekât farz bir ibadettir. Ona benzer olarak vacip olan bir de fitre vardır. Bunların dışında mü'min, daha çok sevap kazanmak için sadaka verir. Bu sadakaya genel olarak nafile denir. Kimi zaman da sünnet olarak da anılır. Bir başka örnek de öğlen namazında görülebilir. Öğlenin farz olarak yani kılmazsan günaha girip ahirette azap çekeceğin bölümü dört rekât farzıdır. O farzın öncesindeki dört ve ardındaki iki rekât ise nafiledir, sünnettir. Şimdi sorunun cevabına girebiliriz: Nafileler farzlara göre daha fazla ve daha çeşitlidir. Ve bu nafileler mü'min onları yapmazsa günah olarak yazılmaz, büyük bir sevap kaybı olur sadece. Mü'min nafileleri yapıp yapmamakta, hemen veya zamana yayarak yapmakta, az veya çok yapmakta serbesttir. Farzlarda ise böyle bir şey olmaz. Emredildiği anda ve emredildiği kadarı ile yapılır. Genel olarak nispeten doğru olarak soruda dillendirilen kural böyle bir kuraldır. Farklı örnekler olarak da şunları belirtebiliriz: Namazda Fatiha’dan sonra ilave olarak Kur'an okunduğunda farzlarda mushaftaki sırayla göre okunmalıdır. Kısa surelerden okunacaksa sıraya dikkat edilmelidir. Nafilelerde ise bu kural daha esnektir. Namazda Kur'an okunurken dua ayetleri geçtiğinde duaya katılmak farzlarda hoş kabul edilmezken nafilelerde sakıncalı bulunmamıştır. Farz kılan biri yorulunca bir yere yaslanamaz, kıyama dikkat eder. Nafilelerde ise bu biraz daha esnektir, yorulunca oturarak da kılabilir. Farz namazda çocuğun imama olması caiz değil iken nafilelerde caizdir. Ramazan orucunda niyetin imsakten önce yapılması şart iken nafilelerde şart değildir. Farklı fakihlerin farklı içtihatları ile bu örnekler onlarca çıkarılabilir. Netice olarak meselemiz, farzlarla nafileler aynı kurallara göre yapıldığı halde nafilelerde biraz daha esnek olunabileceği üzerine kuruludur.
Bu tür vaatlerde bir nafilenin mesela hac gibi bir ibadetle karşılaştırılması ve o nafilenin hacca denk olması söz konusu değildir. Bu haccın kendisine değil haccın sevabına benzetmek olarak anlayabiliriz. Zira hiçbir nafile ibadet İslam'ın beş esasından biri olan hac gibi bir ibadete muadil olamaz.