İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Müslüman öldükten sonra, onun ruhu için okunan Kur’an ve Mevlitler cennete girmesini sağlar mı?

Cevap

Akıl der ki; ‘Ne yaparsan onu bulursun. Elin eşeğine binen erken inermiş!’ Müslüman, öldükten sonrası için çalışır. Öldükten sonra ona gönderileceklere güvenen ipe un sermektedir. Herkes en güzel amelleri yapsın diye bu âleme gönderdi Rabbimiz bizi. Aklın emri, ‘Yap, git!’ şeklindedir. Ölen bir Müslüman’ın ardından yapılan sevap maksatlı işlerin ona ulaşması hakkında âlimlerin görüşlerini şöyle özetleyebiliriz: a- İman, tevhit gibi temeller dünyada iken ve herkesin kendisi için yapabileceği işlerdir. Ölen biri için toplanıp, iman gönderme yapılamaz. b- Şu işlerin, ölen bir Müslüman’a sevap kaynağı olacağında âlimlerin görüş birliği vardır: - Su kaynağı oluşturma, mescit inşa etme, vakıf kurma gibi sadaka türleri, ölmüş bir Müslüman için yapıldığında faydası vardır. Bu konuda hadisler açıktır. - Ölmüş bir Müslüman adına yapılan haccın ona yararı vardır. Bu konuda da hadis vardır. - Ölü adına oruç tutulması halinde ölü o orucun sevabından yararlanır. Bunları, ölünün varisleri veya başka bir Müslüman’ın yapması arasında fark yoktur. c- Ölen Müslüman’ın ardından Kur’an okunup, sevabının ona bağışlanması hakkında âlimler ihtilaf etmişlerdir. İmam Şafii’nin başını çektiği bir grup, böyle bir bağışın yapılamayacağını söylemiştir. Âlimlerin büyük bölümünün görüşü ise ücret karşılığı olmayan Kur’an tilavetinden hâsıl olacak sevabın ölmüş bir Müslüman’a bağışlanabileceği şeklindedir. Bu kural, para verilip okutulan Kur’an için geçerli değildir. Ücret karşılığı yapılan iş, ibadet olamayacağı için ondan bir sevap da oluşmayacağından, diriye veya ölüye bir faydasının olması mümkün değildir. Yaygın bir şekilde insanların bunu yapmış olmaları durumu değiştirmez. Bir grup insanın Kur’an üzerinden ticaret yapması olmazları olur hale getirmiyor. d- Mevlit, Kur'an gibi okutulması ibadet olan bir iş olarak görülmemelidir. İbadetler ancak Allah tarafından belirlenebilir. Mevlit, içinde mübarek ve mukaddes kelimelerin geçtiği bir şiir demetidir. Üç Müslüman bir araya geldiklerinde de mübarek kelimeler konuşurlar. Salâvatlar getirirler. Bu onların yaptığının da ibadet olmasını gerektirmez. Kur’an gibi algılanan hiçbir şey değerli olamaz. İbadet kitabı Kur’an’dır. Özet olarak diyebiliriz ki: Ölen Müslüman’a ibadetlerin ve sadakaların sevabı gider. İbadet ticaret için olmayan, sırf Allah Teâlâ için yapılan işe denir.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Yapılan ibadetin ve hayırların sevaplarının başkasına bağışlanması caizdir. Kişi, okuduğu Kur’ân-ı Kerîm'in, yaptığı hatmin ve işlediği bir hayrın sevabını başkasına bağışlayabilir. İster sağ ister ölmüş olsun, kendisine sevap bağışlanan kimsenin, bundan yararlanacağı umulur. Zira Hz. Peygamber'in (s.a.s.) cenazeye Fâtiha sûresini okuduğu ve tavsiye ettiği, (İbn Mâce, Cenâiz, 22 [1495, 1496]) yine Abdullah bin Ömer'in (r.a.) ölülerin ruhuna Bakara sûresinden okunabileceğini güzel gördüğü rivâyet edilmektedir. (Beyhâkî, es-Sünenü’l-kübrâ, 4/93 [7068]) Başkası tarafından bağışlanan sevapla, bir kimsenin bizzat yapması gereken ibadet borçları ödenmiş olmaz ise de bunlar iyilik ve sevaplarının çoğalmasına ve derecesinin yükselmesine vesile olabilir. Benî Seleme kabilesinden bir adam, annesi ve babası öldükten sonra, onlara bir iyilik yapıp yapamayacağını sorduğunda, Hz. Peygamber (s.a.s.) “Evet, onlara rahmet dilemek, onlar için istiğfâr etmek, vasiyetlerini yerine getirmek, akrabaları ile ilgilenip onlara karşı üzerine düşeni yapmak, dostlarına hürmet edip ikramda bulunmaktır.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 128 [5142]; İbn Mâce, Edeb, 2 [3664]) şeklinde cevap vermiştir. Annesinin aniden öldüğünü, şayet konuşabilseydi sadaka verilmesini vasiyet edeceğini zannettiğini belirterek, onun adına sadaka verirse sevabının kendisine ulaşıp ulaşmayacağını soran sahabiye; “Evet, ulaşır. Onun namına sadaka ver.” (Buhârî, Vesâyâ, 19 [2760]; Müslim, Zekât, 51 [1004]) buyurmuşlardır.

Yapılan hayrın veya okunan Kur’an’ın sevabı ölen kimseye bağışlanabilir mi?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İyi veya normal, her türlü Müslümanlığın tek ölçüsü Kur’an’dır. Herkesin Müslümanlığı yaşadığı Kur’an kadardır. Kur’an bir kenara bırakıldıktan sonra, Müslümanlığın değeri olmaz. Gözle görülüp, elle tutulacak ölçülerden söz edeceksek, genel olarak Müslümanlığın insanda görülmesi gereken karakterleri şunlardır: İyi Müslüman salih amel yapan insandır: Salih amel, Allah’ın razı olduğu ve insanlığa yararlı olan işlerin adıdır. İbadet, infak, insanlığa faydalı bir sanat ve benzeri işler salih ameldir. İyi Müslüman niyeti Allah rızası olan insandır: Allah için olmayan hiçbir işin değeri olmayacağı için, salih bir amel de yapılmış olsa ahiret ölçülerinde değersizdir. Onun için Müslüman, tarlasını ekerken dahi Allah rızasını amaçlar. O takdirde de kargaların tarlasından yediği bile onun hanesine sevap olarak yazılır. Kediye verdiği bir lokma ona sadaka olur. Allah rızası dışında neyi kast ederse etsin, velev ibadet görüntülü bir iş yapmış olsa dahi yaptığı boştur. İyi Müslüman ilim sahibidir: Dinini yaşayacak kadar din ilmi, hayatını izzetli bir şekilde yaşayacak kadar beşeri ilim sahibidir. Cehaleti asla kabullenmez. Beşikten mezara kadar ilim peşindedir. Yaşlanması veya aciz düşmesi ilim yolundan geri koymaz onu. Çünkü o ilimle Allah’ın rızasını ummaktadır. İyi Müslüman bir sosyal faaliyet içindedir: İnsanlığa faydalı herhangi bir işte muhakkak bulunur. Dernekte bulunur, vakıfta bulunur. Mahalle mescidini temizler. Düşkünlere yardım eder. Hasta ziyaret eder. Sokağını temizler. Kendinden küçük yaştakilere ilim öğretir. Ama muhakkak bir faaliyette bulunur. Bulunduğu faaliyetten maddi çıkar beklemez. Allah için yapar yaptığını. İyi Müslüman tevekkül sahibidir: İnsan olarak yapabileceğini yapar. Onun görevi bittiyse, gönlü rahat uyur. Olanda hayır vardır diye bekler. Allah’ın işinde hikmetler arar. Ama bunu tembelliğine kılıf yapmaz. İyi Müslüman günah ortamında durmaz: İyilerle beraber olmaya çalışır. Günah işlenen yerlerden kaçar. Her şeye rağmen bir günah işlerse derhal tevbe eder. Günahları biriktirmez. Allah’ın iyi kullarını sever. Günahkâr kullarından ve kâfirlerden nefret eder. İyi Müslüman Kur’an hizmetkârıdır: Onu okur ve onunla amel eder olduğu gibi, onu öğreten, yayılmasına çalışan biri olarak yaşamaya gayret eder. Kur’an için ne yaptım sorusu onun zihninde her gün sorgulanan bir soru olarak kalır. Kur’an’a hizmetten doymaz. İyi Müslüman iyiliği emreden kötülükten alıkoyandır: Sadece kendisinin iyi olmasıyla yetinmez. İyilik yayılmazsa kötülüğün yayılacağını, kötülük yayıldıktan sonra da ‘iyi’ olmanın yeterli olmayacağını bilir. İyilerin en tabii mücahidi olmaya çalışır. Allah’tan başkasından çekinmez. Kınayıcının kınamasına aldırmaz. İyi Müslüman ahlaklıdır: İslam’ı temsil etmenin kimlik kartında ‘Müslüman’ yazmasıyla olmayacağını bilir. Yürüyen Kur’an, yürüyen hadis olmaya çalışır. Ahlakı da İslam toplumunun ahlakıdır. İthal ahlakı, yabancı kültürü etkin görmez. İyi Müslüman iyi bir eştir: Eşine karşı ‘iyi’ olmanın Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin karakteri olduğunu, karakterde ona benzemedikçe, iyiliğe ulaşılamayacağını bilir. İyi eş olmak için eziyete katlanır. Sabreder. Sabrının karşılığını da Allah’tan bekler. İyi Müslüman çok çocuk yetiştirir: Ümmete yapılabilecek en büyük hizmetin insan yetiştirmek olacağını bildiğinden, ne kadar çok çocuk yetiştirirse, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin onunla o kadar övüneceğini bilir. Çocuk yetiştirmeyi cihad mertebesinde görür. İyi Müslüman boş işle ilgilenmez: Kendisini ilgilendirmeyen işlerle uğraşmamanın iyi Müslümanlık olduğunu bilir. İyi Müslüman dengeli insandır: Onun ibadeti işini, işi ibadetini ezmez. İbadetinde ciddi ve yoğun olduğu gibi günlük maişetinde de ciddi ve yoğundur. Namaz kıldığı için işini aksatmaz. İşi olduğu için namazını savsaklamaz. Dünya ile ahiret arasında tam bir denge kurar. İyi Müslüman mücahiddir: Malıyla cihad eder. Bedeni ile cihad etmesi gereken yerde de bedenini Allah yolunda feda etmeye hazırdır. Can gerektiğinde de canını verir. İyi Müslüman çok dua eder: Sadece namazlardan sonra veya hatimlerin ardından dua etmekle ya da dualara amin demekle yetinmez. Namaz gibi, duaya da vakit ayırır. Çok dua eder. Sürekli okuduğu dua kitabı vardır. Dilini duadan kuru tutmaz. İyi Müslüman muhasebe yapar: Hesaba çekilmeden kendini hesaba çekmesini bilir. Hatalarından dolayı helallik istemesi gerekiyorsa helallik ister. İstiğfar etmesi gerekiyorsa istiğfar eder. İyi Müslüman ümmetinin dertleriyle ilgilenir: Onun ırkı, köyü din kardeşlerini ihmal etmesine neden olmaz.

İyi Müslüman’ın ölçüsü nedir? Veya şu işleri yapana iyi Müslüman denir, denebile
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Müslümanlığın tek ölçüsü Kur’an’dır. Herkesin Müslümanlığı yaşadığı Kur’an kadardır. Kur’an bir kenara bırakıldıktan sonra, Müslümanlığın değeri olmaz. Gözle görülüp, elle tutulacak ölçülerden söz edeceksek, genel olarak Müslümanlığın insanda görülmesi gereken karakterleri şunlardır: -İyi Müslüman salih amel yapan insandır: Salih amel, Allah’ın razı olduğu ve insanlığa yararlı olan işlerin adıdır. İbadet, infak, insanlığa faydalı bir sanat ve benzeri işler salih ameldir. -İyi Müslüman niyeti Allah rızası olan insandır: Allah için olmayan hiçbir işin değeri olmayacağı için, salih bir amel de yapılmış olsa ahiret ölçülerinde değersizdir. Onun için Müslüman, tarlasını ekerken dahi Allah rızasını amaçlar. O takdirde de kargaların tarlasından yediği bile onun hanesine sevap olarak yazılır. Kediye verdiği bir lokma ona sadaka olur. Allah rızası dışında neyi kast ederse etsin, velev ibadet görüntülü bir iş yapmış olsa dahi yaptığı boştur. -İyi Müslüman ilim sahibidir: Dinini yaşayacak kadar din ilmi, hayatını izzetli bir şekilde yaşayacak kadar beşeri ilim sahibidir. Cehaleti asla kabullenmez. Beşikten mezara kadar ilim peşindedir. Yaşlanması veya aciz düşmesi ilim yolundan geri koymaz onu. Çünkü o ilimle Allah’ın rızasını ummaktadır. -İyi Müslüman bir sosyal faaliyet içindedir: İnsanlığa faydalı herhangi bir işte muhakkak bulunur. Dernekte bulunur, vakıfta bulunur. Mahalle mescidini temizler. Düşkünlere yardım eder. Hasta ziyaret eder. Sokağını temizler. Kendinden küçük yaştakilere ilim öğretir. Ama muhakkak bir faaliyette bulunur. Bulunduğu faaliyetten maddi çıkar beklemez. Allah için yapar yaptığını. -İyi Müslüman tevekkül sahibidir: İnsan olarak yapabileceğini yapar. Onun görevi bittiyse, gönlü rahat uyur. Olanda hayır vardır diye bekler. Allah’ın işinde hikmetler arar. Ama bunu tembelliğine kılıf yapmaz. -İyi Müslüman günah ortamında durmaz: İyilerle beraber olmaya çalışır. Günah işlenen yerlerden kaçar. Her şeye rağmen bir günah işlerse derhal tevbe eder. Günahları biriktirmez. Allah’ın iyi kullarını sever. Günahkâr kullarından ve kâfirlerden nefret eder. -İyi Müslüman Kur’an hizmetkârıdır: Onu okur ve onunla amel eder olduğu gibi, onu öğreten, yayılmasına çalışan biri olarak yaşamaya gayret eder. Kur’an için ne yaptım sorusu onun zihninde her gün sorgulanan bir soru olarak kalır. Kur’an’a hizmetten doymaz. -İyi Müslüman iyiliği emreden kötülükten alıkoyandır: Sadece kendisinin iyi olmasıyla yetinmez. İyilik yayılmazsa kötülüğün yayılacağını, kötülük yayıldıktan sonra da “iyi” olmanın yeterli olmayacağını bilir. İyilerin en tabii mücahidi olmaya çalışır. Allah’tan başkasından çekinmez. Kınayıcının kınamasına aldırmaz. -İyi Müslüman ahlaklıdır: İslam’ı temsil etmenin kimlik kartında “Müslüman” yazmasıyla olmayacağını bilir. Yürüyen Kur’an, yürüyen hadis olmaya çalışır. Ahlakı da İslam toplumunun ahlakıdır. İthal ahlakı, yabancı kültürü etkin görmez. -İyi Müslüman iyi bir eştir: Eşine karşı “iyi” olmanın Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin karakteri olduğunu, karakterde ona benzemedikçe, iyiliğe ulaşılamayacağını bilir. İyi eş olmak için eziyete katlanır. Sabreder. Sabrının karşılığını da Allah’tan bekler. -İyi Müslüman çok çocuk yetiştirir: Ümmete yapılabilecek en büyük hizmetin insan yetiştirmek olacağını bildiğinden, ne kadar çok çocuk yetiştirirse, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin onunla o kadar övüneceğini bilir. Çocuk yetiştirmeyi cihad mertebesinde görür. -İyi Müslüman boş işle ilgilenmez: Kendisini ilgilendirmeyen işlerle uğraşmamanın iyi Müslümanlık olduğunu bilir. -İyi Müslüman dengeli insandır: Onun ibadeti işini, işi ibadetini ezmez. İbadetinde ciddi ve yoğun olduğu gibi günlük maişetinde de ciddi ve yoğundur. Namaz kıldığı için işini aksatmaz. İşi olduğu için namazını savsaklamaz. Dünya ile ahiret arasında tam bir denge kurar. -İyi Müslüman mücahittir: Malıyla cihad eder. Bedeni ile cihad etmesi gereken yerde de bedenini Allah yolunda feda etmeye hazırdır. Can gerektiğinde de canını verir. -İyi Müslüman çok dua eder: Sadece namazlardan sonra veya hatimlerin ardından dua etmekle ya da dualara âmin demekle yetinmez. Namaz gibi, duaya da vakit ayırır. Çok dua eder. Sürekli okuduğu dua kitabı vardır. Dilini duadan kuru tutmaz. -İyi Müslüman muhasebe yapar: Hesaba çekilmeden kendini hesaba çekmesini bilir. Hatalarından dolayı helallik istemesi gerekiyorsa helallik ister. İstiğfar etmesi gerekiyorsa istiğfar eder. -İyi Müslüman ümmetinin dertleriyle ilgilenir: Onun ırkı, köyü din kardeşlerini ihmal etmesine neden olmaz. Kadından iki türlü hizmet beklenir. Birincisi kadının, erkeğinin iffetini koruması, onun cinsel ihtiyaçlarını tatmin etmesi ve bu cinsel ihtiyacın tabii bir sonucu olarak eşine çocuk vermesi hizmetidir. İkinci hizmet de, bugünkü evliliklerin neredeyse tamamen özdeş anlamı hâline gelen ev hizmetleridir. Bu hizmetler evi süpürmekten yemek pişirmeye, bulaşığa ve benzeri erkeğin “yapmayacağı” kabul edilen hizmetlere kadar uzanmaktadır. Kadının birinci hizmet türünün tartışılması gerekmiyor. Zaten evlilik esasen birinci türdeki hizmetler için vardır. İkinci türdeki hizmetlere gelince, bu türdeki hizmetler için ümmetin müçtehitlerinin iki görüş beyan ettiklerini görüyoruz. a- Büyük çoğunluğu oluşturan müçtehitlere göre kadın, kocasının ikinci türdeki hizmetlerini görmek zorunda değildir. b- Hanefi mezhebindeki müçtehitlerin içtihatlarına göre ise kadının erkeğinin ikinci türdeki hizmetlerini de görmesi dinen vazifesidir. Ancak onların getirdiği “dinen vazifesidir” kaydı, meselenin hukuka intikal etmesi durumunda kadına bir mecburiyet getirilemeyeceğine de işaret etmektedir. Ortada şöyle bir durum vardır: Kadına, erkeğinin bulaşığını yıkamayı, evini süpürmeyi, tarlasında çalışmayı emreden bir âyet ve hadis yoktur. Evet, pek çok hadiste kadının çalışmalarından, iş yapmasından söz edilmektedir ama onlar, açık bir ifade ile kadına çalışmayı emretmemektedir. Hâlbuki kadının birinci türdeki işiyle alakalı birden çok âyet ve hadis vardır ve onlar gayet açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Bu durum, müçtehitlerin farklı içtihatlarda bulunmalarına neden olmuştur. Bir aile içinde erkek ve kadın, neyi ne kadar yapacaklarına dair hukuki istinatlara başvurduktan sonra o ailede, İslam’ın insanlardan beklediği aile ciddiyeti bulunamaz. Meseleye vacip midir Sünnet midir mantığından önce, aile istikrarı için hangisi gereklidir şeklinde bakmak gerekiyor. Şeriatımızın kurduğu dengenin formülü şudur: Marûf ölçüsünde iş yürütmek. Marûfun en net ifadesi, karşındakini takdir etmek, kendin için istediğini onun için de istemek, kendin için hoşlanmayacağına onun için de razı olmamaktır. Buna insanlık da diyebiliriz. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin, “Âişe yemek yap, su ver.” gibi ifadeler kullandığını, eşlerinin de ona hizmetten zevk aldıklarını görüyoruz. İş resmiyete döküldükten sonra, bir evde haklı yoktur. Anlayış ve fedakârlık ise huzurun kaynağı, bereketin kendisidir. Buharî’nin rivayet ettiği meşhur “Hepiniz çobansınız.” hadisinde de kadın için “Kadın da eşinin evinde çobandır.” ifadesi iyi düşünülmelidir. Evet, kadına evde iş görmeyi emreden âyet yoktur, hadis yoktur ama başta Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin hanımları annelerimiz olmak üzere, ashabın kadınları un öğüttüler, yemek yaptılar, çamaşır yıkadılar, hayvanların bakımlarını yaptılar. Bunları da doğurdukları beş, on çocukla beraber yaptılar. Âişe annemiz radıyallahu anha, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden söz ederken: “Evinin işine yardım eder, namaz vakti geldiğinde de namaza çıkardı.” demiştir. Meselenin ruhu buradadır. Allah rızası için yapılan, içine dünyalık bir maksat karışmayan her iş değerlidir. Yeter ki Allah için yapılmış olsun, usulüne uygun yapılmış olsun. Bu ibadettir, değerlidir. Ancak; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin şeriatına aykırı olan bir işten sevap beklenecek, ibadet maksatlı bir iş çıkmaz. Bu kuralımız olsun.

Hocam örnek Müslüman bir kadın nasıl olmalıdır, nelere dikkat etmelidir? Kocasın
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Sorduğun konu, ulemanın ihtilaf ettiği meselelerden biridir. Bu yüzden meseleye ne “kesinlikle yapılmaz” ne de “şartsız, kayıtsız sünnettir” denilerek yaklaşmak doğru olmaz. Resûlullah Efendimiz ﷺ’in kabir başında doğrudan Kur’an okuduğuna dair sahih bir hadis elimizde yok. Ziyaret ettiğinde selam verir, dua ederdi. Sahabiler de aynı şekilde hareket etmişlerdir. Ancak bu, Kur’an okunamaz anlamına gelmez. Çünkü Kur’an okumak başlı başına bir ibadettir. Kabirde değil evde bile okunsa ruhlara bağışlanabileceği pek çok fakihe göre caizdir. Özellikle Hanefî, Şafii ve Hanbelî fakihlerinden bu yönde görüşler vardır. Hatta bazıları özellikle Yâsîn Suresi’nin okunmasının hem ölmek üzere olana hem de kabirdekine faydalı olacağını belirtmiştir. Bu konuda Hazreti Peygamber’den gelen “Yâsîn okuyunuz” hadisi vardır ama kabirde değil, ölüm anındaki kişiye okunmasına dairdir. Günümüzde kabirde Kur’an okunmasını “bidattir” diye toptan reddedenler varsa da bu işi sırf ibadet niyetiyle, sevabını ölüye bağışlamak niyetiyle yapanları da yadırgamak doğru değildir. Kimse bunu dinin değişmez bir parçası gibi görmüyor, sadece Kur’an’ın rahmetiyle meyyite fayda ulaşsın ümidiyle hareket ediyor. Bu durumda mesele niyete dayanır. Riya, gösteriş, bidatleşmiş toplu uygulamalar, hele hele Kur’an’ı ticarete dökmek gibi yanlışlara bulaşmadan, sessizce okunursa bunda bir sakınca yoktur. Sonuç olarak, Peygamberimiz ﷺ bunu yapmamış olabilir ama bu, yapana günahkâr dememizi gerektirmez. Selef-i Sâlihîn’den bazı âlimler buna cevaz vermiştir. “Bu işi sünnettir.” diye değil, “Rabbim belki kabul eder.” diyerek yapanların hâlini Allah bilir. Yeter ki kimseyi itham etmeyelim, Kur’an’a da saygıda kusur etmeyelim.

Hocam, Peygamberimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, kendi dönem
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Yapıp gittiklerimizin bize yararı olduğu kesindir. Başkalarının yapıp gönderdiği ise bir umuttur. Sizin tarif ettiğiniz türdeki işlerin Sünnet'te benzeri yoktur. 'Şöyle olsa böyle olur...' türünden içtihatlara dayanmaktadır. En iyisi siz, salih amelleri biriktirip gitmeye bakın. Varsa kurtuluş odur. Allah'a emanet olun.

Yaşadığım yerde ölmüşlerimize tevhit, salavat ve hatim okunur, bağışlanır. Bunla
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İslam akıl dini değildir; akıllıların dinidir. Biz, Allah’ın hükümlerini aklımızın süzgecinden geçirip puanlama yapma durumunda olamayız. Aklımızı o hükümleri daha iyi anlama ve sonuçları düşünmede kullanırız. Allah’ın hükümleri dışındaki işleri ise, aklımızın süzgecinden geçirir, uygun veya değil deriz. İslam, teslim olmanın adıdır. Tesbihat ve benzeri konulardaki rakamlar, bir ayet veya hadise dayalı olarak yapılmıyorsa, o rakamların bir bağlayıcılığı yoktur. Otuzu ile ellisi aynıdır. Eğer ayet ve hadisten birinin emri veya tavsiyesi olarak yapılıyorsa, o sayı, yapılan işin kendisi kadar önemlidir. Otuz üç dendiyse, ne otuz iki ne de otuz dört bir anlam ifade etmez. Deneni yapmak ve denenle sınırlı kalmayı benimsemek aynı anlamda ciddiyet ve teslimiyet göstergesidir. Kanunlara bağlılıkla, ilahi emirlere bağlılık arasında böyle bir fark vardır. Bazı kanunları vatandaşlar benimsemez; kanuna uymayanın düşeceği cezalı duruma düşmemek için, benimsemeden ve zevk almadan o kanuna uyar. Müslüman, Rabbinin emrine itaat ederken böyle değildir. Sadece kendisine emredilene bakar. O, emredileni içeriğini beğendiği ve faydalı gördüğü için değil, emredeni sevdiği için yapar. Bunu vergi ile zekâta uyarlayabiliriz. Vatandaşlar vergiyi, en küçük limitlerle hesap eder ve son gün ödemeye çalışırken zekâtın en asgarisini soruşturmazlar. Elbette buradaki incelik, emreden makamın niteliğinden kaynaklanmaktadır. Emreden Allah ve Resûlü olduktan sonra, emre konu olan şeyin niteliği tahlil bile edilmez. Nitekim şehadete teşvik edilen noktalarda hiçbir sahabi Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme, ‘neden öleceğini, ölmek yerine başka bir bedel ödese kabul edilip edilmeyeceğini’ sormamıştır. En soğuk ve en ürkütücü kelime olan ölüm bile Allah ve Peygamber’i isteyince sempatik olmuştur. Bazı ibadetlerdeki sayılar konusunda bilgimiz olabilir. Bu bilgimiz bizim sadece daha şevk ve heyecanla o işi yapmamızı sağlar. Bağlılık ve edamıza etkisi olmaz, olmamalıdır. En yakın örnek olarak namazların rekât sayısını inceleyebiliriz. Hiçbir namazın neden kaç rekât kılındığını bilmiyoruz. Biri iki, diğeri dört, öbürü üç rekât kılınıyor. Asırlardan beri bir Müslüman çıkıp, akşam namazının üç rekât olması, namaz ahengimi bozdu veya iki rekâtlı sabah namazı daha zevkle kılınıyor gibi bir safsataya düşmemiştir. Neden akşamın üç, sabahın iki rekât olduğu ile ilgilenen olmadı. Namaz kılmada eksiği bulunanlar bu tür hikmetleri kurcalamayı beceri zannetmişlerdir. Benzer bir durum da Kâ’be’nin tavafında vardır. Neden yedi rakamı tavafın esasıdır? Filanca yedi defa döndü de ondan, gibi söylemler, bilgi olarak doğru olsa da bizi bağlama bakımından önemli değildir. İslam, teslim olmaktır. Müslüman teslim olandır. Bu teslimiyet de gönülden ve severek olur. Rabbimizin rızası için ne yaparsak ondan lezzet almaya çalışır, portakalın kabuğunda hikmet ararken suyunu gömleğimize akıtmayız.

Namazdan sonra yapılan tesbihat, otuz üç rakamıyla sınırlı tutuluyor. Bazı yerle

dini sorular konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Elbette şeytan bu tür vesveseleri beyne sokup, moral kırdıracaktır. Doğru son söz Allah’ındır. O ne yazdıysa o gerçekleşecek. Ama Allah, kuluna, kulun yapacağı şeyleri yazmıştır. Sonunda nereye gideceğini bildiği için Allah öyle yazmıştır. Kadere gerçekten iman eden, hiç oturamaz. Değil tembelleşmek aksine, normalden daha fazla çalışır. Allah kaderi yazdı fakat yazdığı şeyi bize göstermedi. Firavun bile son ana kadar beklendi. Son kararla ilgili kimsenin bilgisi olmadığına göre herkes en büyük hedefe doğru koşmak durumunda olacaktır. Kadere iman, rahatlığın sediri değil teşvikin kırbacıdır.

Kadere iman bir anlamda tembelliğe teşvik değil midir? Her şey kaderde yazılı is
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

1- Uyku, Rabbimizin bize lütfettiği en büyük nimetlerinden biridir. Hatta yeme içme nimetlerinden daha önemli olduğu söylenebilecek durumlar bile vardır. Bütün nimetler gibi uyku da nimet olduğu için, imtihan konusudur. Nasıl ekmeğe karşı nimet olduğu için titiz davranıyoruz, aynı titizliği uykuya da göstermemiz gerekir. Ekmeği nankörlüğümüzden ötürü, azap sebebi yapmamaya çalıştığımız gibi uykuyu da özenle kullandığımız bir nimet haline getirmeliyiz. Vaktinde ve düzenli uyku uyumak gerekir. Normal şartlarda yedi saat uyku idealdir. Aynı saatte başlayıp aynı saatte bitirilen yedi saatlik uyku dinlendirir, enerji verir. Farklı zamanlarda, istikrarsız bir uyku baş ağrısı nedenidir. Havalandırılmış odalarda uyunmalıdır. Uykudan en az üç saat önce yemekle ilişki tamamen kesilmelidir. Akşam yemekleri asla ağır yemekler olmamalıdır. Ramazan ayında iftar da buna dâhildir. 2- Bu ölçülerle sürdürülen uyku namaza engel olmaz. Allah’ın izniyle iki aylık bir istikrarla insan saat kurmadan bile namaza kalkabilir. Genelde gecenin ileri saatlerine kadar beklendiği ve akşamları ağır yiyecekler yendiği için uyunan uyku, uyku işlevi görmemekte ve sabah namazına kalkmak, kalkınca şuurunu toplamak zor olmaktadır. Kısacası, namaza kalkmayı becermek elimizdedir. 3- Namaz kaçırmak insanın başına gelebilecek bir kaza türüdür. On yılda bir meydana gelebilir. Süreklileşmesi çok kötü bir durum. İstiğfar etmek gerekir. Kalktığınızda kerahet vakti geçmişse hemen kaza etmeniz yine de güzel. Lakin sürekli olması tehlikelidir.

Uykuya karşı zafiyetim var. Namaza kalkmakta zorlanıyorum. Sabah namazlarını kal
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bu ümmetin dış düşmanları kadar iç düşmanları da olacaktır. Yer yer iç düşmanlar daha yoğun da olabilecektir. Buna hazır olmamız gerekir. Sözünü ettiğiniz örnekler ne yazık ki, içimizden üremiş unsurlardır. Tartışarak, cevap yetiştirerek onları daha fazla bileylemiş olabiliriz. Hedefimiz öncelikli olarak kendi imanımızı ve safiyetimizi korumak olmalıdır. Onları düzeltmeye çalışırken kendimizi helak edersek daha kötü bir sonuca katlanırız maazallah. Tavsiyemiz kendimizi korumaktır. Onları ilim adamlarına havale etmekte yarar var.

Bazı hocalar var, Kur’an-ı Kerim’de yanlışlar bulduklarını iddia ediyorlar. Bazı
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kur’an olduğu gibi şifadır. Kur’an’ın şifa olduğunda hiçbir şüphemiz yoktur. Peki, neye şifadır? Hangi hastalıklar onunla iyileşir? Kur’an ruhi hastalıkların, fiziki boyutu bulunmayan hastalıkların şifasıdır, bir. Mü’minin moral kaynağıdır, manevi desteğidir, iki. İyi bir dua kaynağıdır, onu okuyan kendine dua etmiş olur, üç. Cin ve şeytan kaynaklı sıkıntılara karşı koruyucudur, dört. Bu dört konunun dışında, Kur’an’ın ecza dolabında bekletilecek suresi, ayeti yoktur. O mübarek kitabı, basit şeyler için kullanıp, menfaatlerine alet edenler çok ağır bir hata işlemektedirler. Kur’an ruhların iksiridir. O iksiri, dünyalık için alet etmek bir vebaldir. Hastalar, ölüler için bulunmaz kitap olarak gösterilen Kur’an, faizi en büyük haramlardan gösteriyor, dikkat eden yok. Ticarette, siyasette yok sayılan Kur’an, dispanser kitabı gibi görülmek isteniyor. Kur’an’ımızı böyle şeylerden tenzih ederiz. Kur’an’ın tamamı şifa maksadı ile okunabilir. Özellikle isim verilecekse, Fatiha, İhlâs, Felak-Nas sureleri ve Ayetelkürsi okunabilir. Halis bir niyetle biiznillah şifa kaynağıdırlar.

Hastalara Kur’an okuduklarını gördüm. Hangi sure hangi hastalık için okunur? Bun
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Mü'min cambazlık etmez, hileli iş yapmaz, savaşacaksa savaşını da aleni yapar. Öyle bir hileyi fetva üzerinden yapamazsınız.

Devlet memuru olarak çalışmaktayım. Faizli bankalardan geri ödememek üzere yüklü
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Osmanlı Devleti, Müslüman liderlerin yönettiği, halkının büyük bölümünün Müslüman olduğu, yürütmede İslam’a itibar eden bir devlettir. Allah yolunda cihad etmiş, İslam’a hizmet etmekle iftihar etmiş, camilerin, medreselerin ihya edildiği bir devlettir. Yıkılışından bir asır geçtikten sonra, Osmanlı’nın iyiliği veya kötülüğü hakkında isteyen istediği kadar belge oluşturabilir. İnsaflı bir mü’min ise şuna dikkat eder: Bir kere, İslam’ın altı asır bu tarafa taşınması için Allah, Osman’ın çocuklarını seçmiştir. Bu bir şereftir. Osmanlı hiçbir zaman dinin yan tarafında durmadı, laik bir tavır sergilemedi. ‘İslam için varız, ilâyikelimetullah içiniz!’ dediler. İslam Devleti’nin ideal örneği ise Medine’de Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin kurduğu ve raşit halifelerin sürdürdüğü devlettir.

Osmanlı Devleti, İslam Devleti midir?

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.