Fetva Meclisi
Soru
Hocam, Peygamberimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, kendi döneminde vefat eden sahabilerine cenazelerinde veya daha sonra kabir ziyaretlerinde Yasin Suresi, Fatiha Suresi gibi Kur’an ayetlerini okumuş mudur? Bu konuda net ve sahih bir hadis delili var mıdır? Efendimizin yıldızlar gibi parlayan şerefli nesilleri olan sahabe, tâbiîn ve tebe-i tâbiîn bu uygulamayı yapmış mıdır? Bu konuyla ilgili bazı videolarınızda veya yazılarınızda -eğer yanlış anlamadıysam- büyük âlimlerin bu uygulamaları yaptığını ve onayladığını, dolayısıyla “yapılmaz, edilmez” diyemeyeceğimizi ifade ediyorsunuz. Eğer Peygamber Efendimiz böyle bir uygulama yapmadıysa, kabirlerde nasıl bir usul takip ettiğini sahih ve delilli olarak öğretir misiniz? Bu uygulama bidat midir, değil midir? Biliyorum ki, iman elden gidiyorken böyle önemi daha düşük meseleler sizi üzüyor olabilir. Ancak yine de bu konuda bana cevap vermenizi istirham ediyorum.
Cevap
Benzer fetvalar
1- Mezarlıklarda muayyen olarak yapılması gereken bir okuma Sünnet'i yoktur. İbadet olan Kur'an'ın okunmasının diriye de ölüye de fayda vereceği ise kesindir. Mevcut riyakâr ve ekonomik maksatlı okumalar dışında ihlaslı bir okumanın ise biiznillah faydası vardır. Esas olan, mü'min ölüye selam vermektir. Bunun ötesi ise bir umuttur. Allah Teâlâ'dan önceden salih amellere bizi muvaffak kılmasını dileriz. 2- Muhiddin Arabî hakkında iki zıt kutup niteliğinde görüşler vardır. Bir görüş onu, zirvelerin zirvesinde görürken bir görüş de en dipte görmektedir. Bu da onun tartışılabilir bir kimlik sahibi olduğunu gösterir. Nitekim İmam Rabbanî de onu diğer evliya gibi müdafaa etmemektedir. Son şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi ise onun hakkında çok ağır sözler kullanmaktadır. Hesabı Allah'a havale edilmiş biri olarak görüp durmak en güzelidir, diye düşünüyorum. 3- Ölmüş mü'minin ardından ibadet olan her şey on sevap olması için yapılabilir ama bunun ticari olmamamsı, herhangi bir ibadetin kabulüne mani bir aksaklık olmadan yapılması şarttır.
1- Mezarlıklarda muayyen olarak yapılması gereken bir okuma Sünnet'i yoktur. İbadet olan Kur'an'ın okunmasının diriye de ölüye de fayda vereceği ise kesindir. Mevcut riyakâr ve ekonomik maksatlı okumalar dışında ihlaslı bir okumanın ise biiznillah faydası vardır. Esas olan, mü'min ölüye selam vermektir. Bunun ötesi ise bir umuttur. Allah Teâlâ'dan önceden salih amellere bizi muvaffak kılmasını dileriz. 2- Muhiddin Arabî hakkında iki zıt kutup niteliğinde görüşler vardır. Bir görüş onu, zirvelerin zirvesinde görürken bir görüş de en dipte görmektedir. Bu da onun tartışılabilir bir kimlik sahibi olduğunu gösterir. Nitekim İmam Rabbanî de onu diğer evliya gibi müdafaa etmemektedir. Son şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi ise onun hakkında çok ağır sözler kullanmaktadır. Hesabı Allah'a havale edilmiş biri olarak görüp durmak en güzelidir, diye düşünüyorum. 3- Ölmüş mü'minin ardından ibadet olan her şey on sevap olması için yapılabilir ama bunun ticari olmamamsı, herhangi bir ibadetin kabulüne mani bir aksaklık olmadan yapılması şarttır.
Yapıp gittiklerimizin bize yararı olduğu kesindir. Başkalarının yapıp gönderdiği ise bir umuttur. Sizin tarif ettiğiniz türdeki işlerin Sünnet'te benzeri yoktur. 'Şöyle olsa böyle olur...' türünden içtihatlara dayanmaktadır. En iyisi siz, salih amelleri biriktirip gitmeye bakın. Varsa kurtuluş odur. Allah'a emanet olun.
Selamünaleyküm. Allah için yapılmış bütün ibadetlerin sevabı ölmüş insanlara bağışlanabilir. Bu husus ulemamız arasında reddedilen bid'atler arasında değildir. Ancak meseleyi 'ölüye Kur'an okuma' şeklinde uygularsak bir sürü tartışma çıkar. O tartışmalar arasında ne ölü ne de diri bir şey kazanamaz. Bir ibadetin sevabını ölüye bağışlamakla ölüye Kur'an okumak arasındaki farkı iyi anlamaya çalışalım.
Yapılan ibadetin ve hayırların sevaplarının başkasına bağışlanması caizdir. Kişi, okuduğu Kur’ân-ı Kerîm'in, yaptığı hatmin ve işlediği bir hayrın sevabını başkasına bağışlayabilir. İster sağ ister ölmüş olsun, kendisine sevap bağışlanan kimsenin, bundan yararlanacağı umulur. Zira Hz. Peygamber'in (s.a.s.) cenazeye Fâtiha sûresini okuduğu ve tavsiye ettiği, (İbn Mâce, Cenâiz, 22 [1495, 1496]) yine Abdullah bin Ömer'in (r.a.) ölülerin ruhuna Bakara sûresinden okunabileceğini güzel gördüğü rivâyet edilmektedir. (Beyhâkî, es-Sünenü’l-kübrâ, 4/93 [7068]) Başkası tarafından bağışlanan sevapla, bir kimsenin bizzat yapması gereken ibadet borçları ödenmiş olmaz ise de bunlar iyilik ve sevaplarının çoğalmasına ve derecesinin yükselmesine vesile olabilir. Benî Seleme kabilesinden bir adam, annesi ve babası öldükten sonra, onlara bir iyilik yapıp yapamayacağını sorduğunda, Hz. Peygamber (s.a.s.) “Evet, onlara rahmet dilemek, onlar için istiğfâr etmek, vasiyetlerini yerine getirmek, akrabaları ile ilgilenip onlara karşı üzerine düşeni yapmak, dostlarına hürmet edip ikramda bulunmaktır.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 128 [5142]; İbn Mâce, Edeb, 2 [3664]) şeklinde cevap vermiştir. Annesinin aniden öldüğünü, şayet konuşabilseydi sadaka verilmesini vasiyet edeceğini zannettiğini belirterek, onun adına sadaka verirse sevabının kendisine ulaşıp ulaşmayacağını soran sahabiye; “Evet, ulaşır. Onun namına sadaka ver.” (Buhârî, Vesâyâ, 19 [2760]; Müslim, Zekât, 51 [1004]) buyurmuşlardır.
Aleykümselam. Bunun ifade edilebileceği tek kelime 'boş iş' olabilir. İnsan israfı, umut hayali başkası değil. Allah kurtarsın sizi. Mücadele edebileceğinizi zannetmem; gençsiniz. Yaşlı bir imam için daha kolay olabilirdi.
bid'at konusundaki diğer fetvalar
Bidat olmaması için illa ayet veya hadis olması gerekmez. Sahabe ve tabiîn uygulamaları da dinin bir kaynağıdır. Bile isteye namazı terk eden birinin kaza etmesi gerektiği, tarihi uygulamalarda sahabeden itibaren devam eden bir gelenek olmuştur. Hanefi, Şafii ve Maliki mezhepleri bu konuda icma etmiştir. Yani sadece "mezhep çıkardı" diye değil, ümmetin büyük çoğunluğunun uyguladığı bir hükümdür. Bile isteye namazı terk eden bir kişinin tevbe etmesi farzdır. Ancak bu tövbenin kabulü için terk edilen namazların kazası, geçmiş günahın silinmesi adına bir kefaret hükmündedir. Şafii mezhebinde kaza namazın varsa sünneti kılmanın yasak olduğu hakkındaki bilgin de yanlıştır. Şafii mezhebinde bazı âlimler, "çok fazla kaza borcu olan bir kişinin nafile namazlarla meşgul olmaması gerektiğini" söylemişlerdir. Yani öncelikle kazalar tamamlanmalı, sonra nafile namazlara yönelmelidir. Ancak bu, sünnet namaz kılmanın yasak olduğu anlamına gelmez. Özellikle sabah namazının sünneti, Şafii mezhebinde kaza borcu olsa bile terk edilmez. Yani kaza borcun varsa kazaları öncelikli kıl ama sünnetleri bırakmamanı tavsiye ederim.
Bidat, ibadet olarak yapılan şeyde olur. Mesela bu süslemeleri orucun şartı imiş gibi yapsa idiniz bidat olurdu. Veya “bunları yapana şu kadar sevap varmış” gibi bir tezle yapsa idiniz o da bidat olurdu. Hâlbuki siz çocuğunuzu Ramazan sevgisiyle büyütmek maksadı ile yapıyorsunuz. Bu bidat değildir, güzel bir iştir. Allah Teâlâ sizi muradınıza erdirsin. Çocuğunuzu salihlerden kılsın. Âmin.
Böyle bir uygulama sahabenin yaşadığı ibadet hayatında yoktu. Dolayısıyla dinin temellerinden değildir. Yapılması doğru mudur değil midir boyutu da herkese göre değişken olabilir. Bizim kanaatimiz şudur: Böyle bir uygulama emredilen ibadetlerde yoktu. Dolayısıyla bid’attir. Yapılınca mükemmel bir iş yapılmış olmaz ama başka bir sorun yokmuş gibi bunu gündem yapmanın da manası yoktur.
Bid’at ibadete ilave yapmaktır. Hoparlör ise günlük hayatı kolaylaştıran aletlerden bir alettir. Onunla daha çok sevap beklemek gibi bir durum söz konusu olmadığına göre hoparlörü veya benzeri bir ses cihazını bidatle bağlantılı tutmak yanlış olur. Evet, gereksiz denebilecek zaman ve mekanlarda kullanılması hatalı olur ama bidat başka bir meseledir.
Kişi yanlışlıkla üzerinde idrar varken namaz kıldıysa ve hâlâ farkında değilse bu konuda sorumlu değildir. Namazın örttüğü suçlar vardır. Ama idrarın keffareti namaz değil temizliktir. Bir namaza isim verilebilmesi için o namazı Peygamberimizin veya onun ashabının kılmış olması gerekir. Onların kılmadığı bir namazı bir isim altında kılmak bidattir. Dinimizce emredilen ve tavsiye namazlar vardır. Fakat ismini andığınız namaz, bu namazlardan değildir.
Bizim gözümüzde Müslüman veya kâfir ayrımı arkasında namaz kılmaya mani olabilecek bir farktır. Mezhepler arası farklılıklarımızı bu noktaya taşımak şeytanın ekmeğine yağ sürmek olabilir.