Fetva Meclisi
Soru
Yaşadığım yerde ölmüşlerimize tevhit, salavat ve hatim okunur, bağışlanır. Bunların ölmüşlere mi faydası olur, yoksa okuyanlara mı? Hasıl olan sevabı Peygamberimize, sahabeye, tabiine vs. ölmüşlerimize bağışlıyorlar. Bu ne demek? Kuran’da sünnette böyle bir uygulama var mı? Sevabı kesip kesip paylaştırıyorlar. Anlayamadım ben bu hususu hocam. Sanki karpuz paylaştırıyorlar gibi, sevabı paylaştırıyorlar.
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Allah için, ücretsiz yapılan bir işin sevabı ölmüş birine hediye edilir ama bunun ticareti yoktur.
Sorduğun konu, ulemanın ihtilaf ettiği meselelerden biridir. Bu yüzden meseleye ne “kesinlikle yapılmaz” ne de “şartsız, kayıtsız sünnettir” denilerek yaklaşmak doğru olmaz. Resûlullah Efendimiz ﷺ’in kabir başında doğrudan Kur’an okuduğuna dair sahih bir hadis elimizde yok. Ziyaret ettiğinde selam verir, dua ederdi. Sahabiler de aynı şekilde hareket etmişlerdir. Ancak bu, Kur’an okunamaz anlamına gelmez. Çünkü Kur’an okumak başlı başına bir ibadettir. Kabirde değil evde bile okunsa ruhlara bağışlanabileceği pek çok fakihe göre caizdir. Özellikle Hanefî, Şafii ve Hanbelî fakihlerinden bu yönde görüşler vardır. Hatta bazıları özellikle Yâsîn Suresi’nin okunmasının hem ölmek üzere olana hem de kabirdekine faydalı olacağını belirtmiştir. Bu konuda Hazreti Peygamber’den gelen “Yâsîn okuyunuz” hadisi vardır ama kabirde değil, ölüm anındaki kişiye okunmasına dairdir. Günümüzde kabirde Kur’an okunmasını “bidattir” diye toptan reddedenler varsa da bu işi sırf ibadet niyetiyle, sevabını ölüye bağışlamak niyetiyle yapanları da yadırgamak doğru değildir. Kimse bunu dinin değişmez bir parçası gibi görmüyor, sadece Kur’an’ın rahmetiyle meyyite fayda ulaşsın ümidiyle hareket ediyor. Bu durumda mesele niyete dayanır. Riya, gösteriş, bidatleşmiş toplu uygulamalar, hele hele Kur’an’ı ticarete dökmek gibi yanlışlara bulaşmadan, sessizce okunursa bunda bir sakınca yoktur. Sonuç olarak, Peygamberimiz ﷺ bunu yapmamış olabilir ama bu, yapana günahkâr dememizi gerektirmez. Selef-i Sâlihîn’den bazı âlimler buna cevaz vermiştir. “Bu işi sünnettir.” diye değil, “Rabbim belki kabul eder.” diyerek yapanların hâlini Allah bilir. Yeter ki kimseyi itham etmeyelim, Kur’an’a da saygıda kusur etmeyelim.
Selamünaleyküm. Bir mü'minin yaptığı ibadetlerden birinin ecrini ölmüş bir mü'min'e bağışlaması vardır. Bunun ücretle veya gösteriş maksatlı bir ortamda yapılması ibadet olmayacağı için öylesinin bağışlanması söz konusu değildir. Bunların hiç birini de ashap yapmamıştır.
Selamünaleyküm. Bu husus insanların ölmüşlerine karşı tatmin oldukları bir durumu yansıtmaktadır. Din adına geçinenler de bundan kazanç elde ettikleri için bunu yaşatmaktadırlar. Kimsenin bunu kaldırmaya gücü yetmez bu nedenle. Biz, tebliğimizi yapar gerisini karıştırmayız.
Yapılan ibadetin ve hayırların sevaplarının başkasına bağışlanması caizdir. Kişi, okuduğu Kur’ân-ı Kerîm'in, yaptığı hatmin ve işlediği bir hayrın sevabını başkasına bağışlayabilir. İster sağ ister ölmüş olsun, kendisine sevap bağışlanan kimsenin, bundan yararlanacağı umulur. Zira Hz. Peygamber'in (s.a.s.) cenazeye Fâtiha sûresini okuduğu ve tavsiye ettiği, (İbn Mâce, Cenâiz, 22 [1495, 1496]) yine Abdullah bin Ömer'in (r.a.) ölülerin ruhuna Bakara sûresinden okunabileceğini güzel gördüğü rivâyet edilmektedir. (Beyhâkî, es-Sünenü’l-kübrâ, 4/93 [7068]) Başkası tarafından bağışlanan sevapla, bir kimsenin bizzat yapması gereken ibadet borçları ödenmiş olmaz ise de bunlar iyilik ve sevaplarının çoğalmasına ve derecesinin yükselmesine vesile olabilir. Benî Seleme kabilesinden bir adam, annesi ve babası öldükten sonra, onlara bir iyilik yapıp yapamayacağını sorduğunda, Hz. Peygamber (s.a.s.) “Evet, onlara rahmet dilemek, onlar için istiğfâr etmek, vasiyetlerini yerine getirmek, akrabaları ile ilgilenip onlara karşı üzerine düşeni yapmak, dostlarına hürmet edip ikramda bulunmaktır.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 128 [5142]; İbn Mâce, Edeb, 2 [3664]) şeklinde cevap vermiştir. Annesinin aniden öldüğünü, şayet konuşabilseydi sadaka verilmesini vasiyet edeceğini zannettiğini belirterek, onun adına sadaka verirse sevabının kendisine ulaşıp ulaşmayacağını soran sahabiye; “Evet, ulaşır. Onun namına sadaka ver.” (Buhârî, Vesâyâ, 19 [2760]; Müslim, Zekât, 51 [1004]) buyurmuşlardır.
Selamünaleyküm. Mü'min, kalbinin rahat ettiği işi yapar. Zorlama ile din olmaz. Bırakın kimin ne ile amel ettiğini, siz tututğunuz dalın sağlam olduğuna inanıyorsanız onu salmayın.
bağışlamak konusundaki diğer fetvalar
Selamünaleyküm. Buradaki vermenin niteliği önemlidir. Eğer vakfedilmiş ise bu durumda geri dönülmemesi gerekir. Vakıf değil de kullanma izni şeklinde verilmiş ise iznin sona erdirilmesinde bir sakınca yoktur. Herhalukârda aynı hizmet devam etse daha iyi olur. Ancak sizin açınızdan bir mesele yoktur.
Piyango hangisi olursa olsun; kumardır, haramdır. Öyle bir malı elde eden önce istiğfar etmelidir. Tekrar yapmamaya azmetmelidir. Elde ettiği malı da asla sadaka vermek gibi bir niyete girmeden ya bir fakire ya da bir derneğe vermelidir. İstiğfarı ise hiç unutmamalıdır.
Eğer size vakfın yetkili kimsesi kullanmanızı söyledi ise sizin açınızdan bir vebal olmaz biiznillah.
Bu para için FAİZ şartları oluşmuyor. Temiz bereketli bir para da diyemeyiz. Bir kuruma vererek en iyisini yapmış olursunuz. Allah Teâlâ iman hassasiyetimizi daim kılsın.
Böyle yaptı isen yeterli. Allah affetsin hepimizi.