Fetva Meclisi
Soru
Hocam sosyal medyada Keffâretü’l-Bevl namazını anlatan bir video var. Birinci rekâtta bir Fatiha yedi Kevser, ikinci rekâtta bir Fatiha yedi ihlas şeklinde anlatılıyor. Böyle bir namaz var mıdır? Eğer böyle bir namaz yoksa kılmanın hükmü nedir?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Namazınızın kabulü açısından hiçbir sakınca yoktur. Harika bir iş yapmışsınız. Allah mübarek etsin. Namazla yücelesiniz. Öğrenmeye gayret edin. Bir zaman sonra bunlar sadece hatıralarda kalır, çok şey öğrendiğinizi görürsünüz. Mübarek olsun yolunuz.
Cemaatle namaz kılmanız güzel bir şey, Allah Teâlâ kabul buyursun. Bir ilmihal kitabından namazla ilgili bölümleri güzelce oku ki, yaptığını tam yapmış olasın. Dikkat edeceğin hata ihtimallerini şu şekilde sıralayabiliriz: - Dört rekaatlı bir namazın ilk oturuşunu, sehiv secdesini unutursan peşindekiler de sana uyarlar, sakıncası olmaz. - Fazladan secde yaparsan sana uymazlar, beklerler. - Unutarak beşinci rekaata kalkarsan eğer teşehhüdü unutmuş idiysen arkandakiler bekler, teşehhüdü yaparlar. Sen dalgınlıkla o rekaatın secdesine de gidersen herkesin namazı bozulmuş olur. Eğer teşehhütten sonra beşinci rekaata kalkarsan secdeye varmadan önce geri dönüp selam verirsen mesele yok, vermezsen arkandakilerin namazı tamam olur, senin namazında tekrar gerekir. Bu tür hatalarda arkandakilerin 'subhanellah' diyerek seni ikaz etmeleri gerekir.
Bundan sonra düzgün okuyarak kılınız. Allah Teâlâ geçmiş hatalarımızı mağfiret bulursun.
Bir Müslüman vefat ettiğinde ona bir kere namaz kılınır. Cenaze namazının tekrarı mekruhtur. Cemaat olarak kılınan namazı kılmamış olanların ikinci bir cenaze namazı yapmalarına Hanefi mezhebi dışındaki müçtehitler olumlu bakmışlardır. Buna göre de İstanbul’da namaz kılındı ise köyde yeni bir cemaat yapıldığında İstanbul’da namaza katılmamış olanlar oradaki namazı kılabilirler. Netice olarak ikinci bir namaz kılmak haram değildir. Edebe uygun olmayan bir hareket olarak yapılmasa daha iyi olurdu deriz. Allah Teâlâ mü'min ölülerimize rahmeti ile muamele buyursun. Bize de ibret almayı ve o hâllere girince rahmet görmeyi nasip buyursun.
İhrama girecek kişinin iki rek‘at ihram namazı kılması sünnettir. Şayet kerahet vakti ise ihram namazı kılınmamalıdır. Mikât mahallinde kılınamaması hâlinde Mekke’ye geldikten sonra da kılınabilir. Bunun için maddî bir ceza gerekmez. İçinde bulunulan vaktin namazını kılmak da bu iki rek‘at namazın yerine geçer. Bu namazın ilk rek‘atında Fâtiha’dan sonra “Kâfirûn”, ikinci rek‘atında ise “İhlâs” sûrelerinin okunması faziletlidir. (el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/223)
Birinci rekâtı idrak etmiş olmanızla biiznillah namaz kılınmış olur. Kalbiniz rahat etsin istiyorsanız onu tekrar kılın yani kaza edin.
bid'at konusundaki diğer fetvalar
Böyle bir uygulama sahabenin yaşadığı ibadet hayatında yoktu. Dolayısıyla dinin temellerinden değildir. Yapılması doğru mudur değil midir boyutu da herkese göre değişken olabilir. Bizim kanaatimiz şudur: Böyle bir uygulama emredilen ibadetlerde yoktu. Dolayısıyla bid’attir. Yapılınca mükemmel bir iş yapılmış olmaz ama başka bir sorun yokmuş gibi bunu gündem yapmanın da manası yoktur.
Bidat, ibadet olarak yapılan şeyde olur. Mesela bu süslemeleri orucun şartı imiş gibi yapsa idiniz bidat olurdu. Veya “bunları yapana şu kadar sevap varmış” gibi bir tezle yapsa idiniz o da bidat olurdu. Hâlbuki siz çocuğunuzu Ramazan sevgisiyle büyütmek maksadı ile yapıyorsunuz. Bu bidat değildir, güzel bir iştir. Allah Teâlâ sizi muradınıza erdirsin. Çocuğunuzu salihlerden kılsın. Âmin.
Bidat olmaması için illa ayet veya hadis olması gerekmez. Sahabe ve tabiîn uygulamaları da dinin bir kaynağıdır. Bile isteye namazı terk eden birinin kaza etmesi gerektiği, tarihi uygulamalarda sahabeden itibaren devam eden bir gelenek olmuştur. Hanefi, Şafii ve Maliki mezhepleri bu konuda icma etmiştir. Yani sadece "mezhep çıkardı" diye değil, ümmetin büyük çoğunluğunun uyguladığı bir hükümdür. Bile isteye namazı terk eden bir kişinin tevbe etmesi farzdır. Ancak bu tövbenin kabulü için terk edilen namazların kazası, geçmiş günahın silinmesi adına bir kefaret hükmündedir. Şafii mezhebinde kaza namazın varsa sünneti kılmanın yasak olduğu hakkındaki bilgin de yanlıştır. Şafii mezhebinde bazı âlimler, "çok fazla kaza borcu olan bir kişinin nafile namazlarla meşgul olmaması gerektiğini" söylemişlerdir. Yani öncelikle kazalar tamamlanmalı, sonra nafile namazlara yönelmelidir. Ancak bu, sünnet namaz kılmanın yasak olduğu anlamına gelmez. Özellikle sabah namazının sünneti, Şafii mezhebinde kaza borcu olsa bile terk edilmez. Yani kaza borcun varsa kazaları öncelikli kıl ama sünnetleri bırakmamanı tavsiye ederim.
Bizim gözümüzde Müslüman veya kâfir ayrımı arkasında namaz kılmaya mani olabilecek bir farktır. Mezhepler arası farklılıklarımızı bu noktaya taşımak şeytanın ekmeğine yağ sürmek olabilir.
Sorduğun konu, ulemanın ihtilaf ettiği meselelerden biridir. Bu yüzden meseleye ne “kesinlikle yapılmaz” ne de “şartsız, kayıtsız sünnettir” denilerek yaklaşmak doğru olmaz. Resûlullah Efendimiz ﷺ’in kabir başında doğrudan Kur’an okuduğuna dair sahih bir hadis elimizde yok. Ziyaret ettiğinde selam verir, dua ederdi. Sahabiler de aynı şekilde hareket etmişlerdir. Ancak bu, Kur’an okunamaz anlamına gelmez. Çünkü Kur’an okumak başlı başına bir ibadettir. Kabirde değil evde bile okunsa ruhlara bağışlanabileceği pek çok fakihe göre caizdir. Özellikle Hanefî, Şafii ve Hanbelî fakihlerinden bu yönde görüşler vardır. Hatta bazıları özellikle Yâsîn Suresi’nin okunmasının hem ölmek üzere olana hem de kabirdekine faydalı olacağını belirtmiştir. Bu konuda Hazreti Peygamber’den gelen “Yâsîn okuyunuz” hadisi vardır ama kabirde değil, ölüm anındaki kişiye okunmasına dairdir. Günümüzde kabirde Kur’an okunmasını “bidattir” diye toptan reddedenler varsa da bu işi sırf ibadet niyetiyle, sevabını ölüye bağışlamak niyetiyle yapanları da yadırgamak doğru değildir. Kimse bunu dinin değişmez bir parçası gibi görmüyor, sadece Kur’an’ın rahmetiyle meyyite fayda ulaşsın ümidiyle hareket ediyor. Bu durumda mesele niyete dayanır. Riya, gösteriş, bidatleşmiş toplu uygulamalar, hele hele Kur’an’ı ticarete dökmek gibi yanlışlara bulaşmadan, sessizce okunursa bunda bir sakınca yoktur. Sonuç olarak, Peygamberimiz ﷺ bunu yapmamış olabilir ama bu, yapana günahkâr dememizi gerektirmez. Selef-i Sâlihîn’den bazı âlimler buna cevaz vermiştir. “Bu işi sünnettir.” diye değil, “Rabbim belki kabul eder.” diyerek yapanların hâlini Allah bilir. Yeter ki kimseyi itham etmeyelim, Kur’an’a da saygıda kusur etmeyelim.
Farz namaz sonrasındaki tesbihat konusunda farklı rivayetler vardır. Sizin belirttiğiniz şeyler arasında yasak olan yoktur. Tertip açısından da yasak düzeyinde bir durum yoktur. Dünya kelamı konuşmadan yapılabilen kadar yapılabilir bu zikirler yeter ki bir hadiste tavsiye edilmiş olsun.