Diyanet Fetva Kurulu
Soru
İhram namazının hükmü nedir?
Cevap
Benzer fetvalar
Namazların ilk iki rek'atında Fâtiha’dan sonra Kur’ân’dan bir miktar daha okumak (zamm-ı sûre) vaciptir. Vaciplerin kasten terk edilmesi günahtır, unutarak terk edilmesi veya geciktirilmesi ise günah olmaz, fakat namazın sonunda sehiv secdesi yapılması gerekir. Buna göre, bir imam dört veya üç rek'atlı farz namazların ilk iki rek'atında, Fâtiha’dan sonra bir sûre veya bir miktar âyet okumamışsa, bu sûre veya âyetleri üçüncü ve dördüncü rek'atlarda Fâtiha’dan sonra okusa da okumasa da sehiv secdesi yapması gerekir. Çünkü namazdaki bir vacibi geciktirmiş veya terk etmiştir (Kâsânî, Bedâi‘, 1/166; Merğinânî, el-Hidâye, 1/74).
İhram, hac ve umre ibadetini yapmaya niyet etmek ve telbiye getirmektir. Hanefîlere göre niyet ve telbiye, ihramın rüknüdür. Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelîlere göre ise niyet, ihramın rüknü olup telbiye getirmek sünnettir. Dolayısıyla bu mezheplere göre hac veya umreye niyet eden fakat telbiye getirmeyen kişi ihrama girmiş sayılır. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/135; İbn Cüzey, el-Kavânîn, 87; İbn Kudâme, el-Kâfî, 1/483; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/233) Niyette esas olan, kalben yapılması olmakla birlikte dil ile söylemek evlâdır. Telbiyeyi zaman zaman tekrarlamak ise sünnettir. (İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 2/434; Şeyhîzâde, Mecma‘u’l-enhur,1/267-268, 270) İhrama giren kimseye sair zamanlarda mubah olan bazı fiilleri yapmak, ihramlı olduğu müddetçe yasak hâle gelir. Bunlara ihram yasakları denir. İhrama girdikten sonra erkekler için elbise giyme yasağı başladığından erkeklerin izâr ve ridâ denilen ihram örtülerine bürünmeleri gerekir. Kadınların ihrama girdikten sonra bürünmesi gereken özel bir kıyafet bulunmayıp sadece yüzlerini açık tutmaları yeterlidir.
Kişi yanlışlıkla üzerinde idrar varken namaz kıldıysa ve hâlâ farkında değilse bu konuda sorumlu değildir. Namazın örttüğü suçlar vardır. Ama idrarın keffareti namaz değil temizliktir. Bir namaza isim verilebilmesi için o namazı Peygamberimizin veya onun ashabının kılmış olması gerekir. Onların kılmadığı bir namazı bir isim altında kılmak bidattir. Dinimizce emredilen ve tavsiye namazlar vardır. Fakat ismini andığınız namaz, bu namazlardan değildir.
Dört rek’atlı sünnet namazlarda her iki rek’at müstakil kabul edildiğinden (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/16-17) birinci ve ikinci rek’atta okunan zamm-ı sûreleri üçüncü ve dördüncü rek’atta da okumak, namaza bir zarar vermez. Ancak bilenlerin başka âyet/sûre okuması daha doğru olur.
İhlas suresi zaten Felak suresinden öncedir. Okunurken önce o okunur. Şu kadar ki birinci rekâtta İhlas suresi okunursa ikinci rekâtta Felak okunması durumunda ikinci rekâtın kıraati birinci rekâtın kıraatinden uzun olacağı için mekruh kabul edilir. Öyle veya böyle namazın sıhhatine yani kabul olmasına etkisi yoktur bu okumanın.
Seferi olan sünnet namazları kılmayabilir. Kılarsa tam kılar.
HAC ve UMRE konusundaki diğer fetvalar
Mikâtın dışında kalan belde ve ülkelerde oturanlara “âfâkî” denir. Âfâkîlerden hac veya umre yapmak maksadıyla Hicaz’a gidenler için geldiği bölge veya ülkeye göre ihrama girme yerleri, bizzat Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından belirlenmiştir. “Mikât” denilen bu yerler beş tanedir. İbn Abbas’ın (r.a.) şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Hz. Peygamber (s.a.s.), Medineliler için Zülhuleyfe’yi, Şamlılar için Cuhfe’yi, Necidliler için Karnü’l-menâzil’i ve Yemenliler için Yelemlem’i mikât olarak belirledi. Bunlar, belirtilen bölge veya ülke yönünden gelen diğer belde yolcuları için de mikâttır.” (Buhârî, Hac, 7-13 [1524-1531], Cezâü’s-sayd, 18 [1845]; Müslim, Hac, 11-18 [1181-1183]) Başka bir hadiste buna Iraklılar için “Zâtüırk” ilave edilmiştir. (Ebû Dâvûd, Menâsik, 8 [1739]; Nesâî, Menâsikü’l-hac, 19 [2653]) Eğer hac veya umre yolcusunun yolu bu noktalardan geçmiyorsa yolcu, buraların hizalarında ihrama girer. Cidde, ulemânın cumhuruna göre Hill’den (mikât içinden) sayılmaktadır. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/476) Buna göre âfâkîler, Cidde’de ihrama giremez. İster deniz yoluyla ister hava yolu ile gelsinler kuzey ve batı istikametinden gelenler Cuhfe hizasını geçmeden ihrama girmelidirler.
Hanefî mezhebine göre ne maksatla olursa olsun, Şâfiî mezhebine göre ise hac veya umre yapmak amacıyla Harem bölgesine girmek isteyen kişinin, mikâttan ihramlı geçmesi gerekir. Hac veya umreye giderken sebebi ne olursa olsun ihrama girmeksizin mikât sınırından geçen kişi, henüz hac menâsikinden birine başlamadan önce geri dönüp âfâkîler için olan bir mikât mahallinden ihrama girerek tekrar içeri girerse bir ceza gerekmez. Geri dönmezse Hanefîlere göre bulunduğu yerden ihrama girer ve bir koyun veya keçi kurban eder. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/164-165; Nevevî, el-Mecmû‘, 7/10-14) Buna “ceza hedyi” denir. Bu tür kurbanlar, Harem sınırları içinde kesilmek kaydıyla kurban bayramı günlerinde kesilebileceği gibi diğer günlerde de kesilebilir. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/181; Nevevî, el-Mecmû‘, 7/499)
İhrama girdikten sonra hasta olduğu için en az bir gündüz veya bir gece elbise giyen kişi, iyileşir iyileşmez tekrar ihram bezlerine bürünerek tavaf ve sa‘yini yapar. Bu durumdaki kişi bir küçükbaş hayvan kesmek, üç gün oruç tutmak veya altı fakire sadaka vermek seçeneklerinden birini tercih edebilir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/164; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/294; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/300) Giyim süresi bir gündüz veya bir geceden az olursa bir sadaka-i fıtr verir veya bir gün oruç tutar. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/488; Mekkî, İrşâdü’s-sârî, 472-473)
Hac ve umre ziyareti için Medine-i Münevvere’de kalınan süre içinde beş vakit namazın Mescid-i Nebevî’de kılınmasına özen gösterilir. Hz. Peygamber (s.a.s.), Mescid-i Nebevî’de kılınacak bir namazın, Mescid-i Harâm hariç diğer mescitlerde kılınan bin namazdan daha faziletli olduğunu bildirmiştir. (Buhârî, Fazlü’s-salât, 1 [1190]; Müslim, Hac, 505-506 [1394]) Halk arasında Medine’de sekiz gün kalıp kırk vakit namaz kılmanın gerekli olduğu kanaati yaygın hâle gelmiştir. Bu kanaatin dayanağı, sıhhati tartışmalı olmakla birlikte Hz. Peygamber’den (s.a.s.) rivayet edilen şu hadistir: “Kim benim şu mescidimde, bir tek vakti geçirmeksizin kırk vakit namaz kılarsa kendisi için cehennemden berat ve azaptan kurtuluş yazılır. O kişi, nifaktan da uzak olur.” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 3/155 [12605]) Hadis âlimleri, gerek senet gerekse metin açısından bu rivayetin sıhhatinin tartışmalı olduğunu ifade etmişlerdir. (bk. Elbânî, Silsiletü’l-ehâdîsi’z-za‘îfe, 1/540-541 [364]; Rifâ‘î, el-Ehâdîsü’l-vâride fî fezâili’l-Medîne, 435-436) Fıkıh eserlerinde de hacı adaylarının Mescid-i Nebevî’de kırk vakit namazı ihmal etmemeleriyle ilgili vurgulu hükümler yer almamıştır. Bu bağlamda kırk vakit namaz konusuyla ilgili şu hadisin metin itibarıyla daha sahih olduğu bilinmektedir: “Kim ilk tekbire yetişmek kaydıyla kırk gün cemaatle namaz kılarsa o kimse için iki şeyden beraat gerçekleşir: Cehennem ateşinden ve nifaktan.” (Tirmizî, Salât, 64 [241]) Buna göre Medine’de kalış zamanı yeterli olan kişilerin, sayı hesabı yapmaksızın Hz. Peygamber’in (s.a.s.) mescidinde, onun Ravzası’nın yanında cemaatle namaz kılmaya devam etmeleri yerinde bir davranış olacaktır. Fakat organizasyon açısından daha kısa süre kalmak zorunluluğu doğarsa bu da anlayışla karşılanmalı ve kırk vakit kılamamanın bir eksiklik olacağı zannedilmemelidir. Zira Mescid-i Nebevî’de kırk vakit namaz kılmak, haccın ne farzı ne vâcibi ne de sünnetidir. Dolayısıyla haccın tamamlanmasının bu namazlara bağlanmaması gerekir.
Umre ihramına girdiği hâlde henüz tavaf ve sa‘y yapmadan bir gündüz veya gece süresince elbise giyen kişinin, öncelikle elbisesini çıkartıp ihram bezlerine bürünerek tavaf ve sa‘yini yapması gerekir. Ancak ihramlı iken bir gündüz veya gece süresince elbise giymiş olduğu için küçükbaş hayvan kurban eder, daha az bir süre giymiş ise sadaka verir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/488) Şâfiî mezhebine göre ise cezanın gerekmesi için bir günün veya gecenin geçmesi gerekmediğinden bu kişi küçükbaş hayvan kurban etme, üç gün oruç tutma veya altı fakire sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/383; Remlî, Nihâyetü’l-muhtâc, 3/358; Dimyâtî, Hâşiye, 2/365; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/429-430)
Mescid-i Harâm, Meş‘ar-i Harâm, Arafat başta olmak üzere Mekke, hac ile ilgili rükün ve şartların ifa edildiği yerler olması bakımından Müslümanların gönlünde belli bir kutsallığa sahiptir. Bu kutsallık, o bölgelerin taşına, toprağına, bitkisine ve hayvanına değil bizzat mekânların kendisine aittir. Dolayısıyla Hicaz’dan teberrük amacıyla toprak veya taş getirmenin herhangi bir dayanağı yoktur. (Serahsî, el-Mebsût, 30/161) İslâm âlimlerinin büyük çoğunluğu, bunu doğru bulmamış ve bunun mekruh olduğunu söylemişlerdir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/454-455)