Fetva Meclisi
Soru
Hocam bazı camilerde kametten önce müezzin üç defa İhlâs Suresi okuyor, ardından kamet getirip farz namaza duruyoruz. Bu uygulama dinen doğru mudur? Bid’at sayılır mı, bir sakıncası var mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Bu bakış ve düşünce tarzı doğru değildir. Müslümanların birbirine bakışı hüsnüzan esasına dayanmalıdır. Bir Müslüman’ın aksi bilinmedikçe iyi olduğuna inanmak zorundayız. Bilhassa bidat gibi kişinin imanına zarar verecek kadar hassas bir konuda karar vermek ve verilen kararı uygulamak hatadır, böyle düşünmemelisiniz. Elimizde o kişinin açık bir itirafı veya açık bir uygulaması olmadıkça bir Müslüman için böyle diyemeyiz. Bir başka nokta da bidat tek çeşit değildir. Kişiyi imansız denebilecek bir bataklığa çekebilecek bidat var, o derece olmayan mekruh denebilecek düzeyde bidat var. Üçüncü bir nokta da şudur: Camiler imamların değil Allah’ın evleridir. O iyi bu kötü diye seçmeye kalkarsak tek bir camimiz bile olmayabilir. Kendimizi evliya makamında görüp imamları tenkit ederek bir yere gidemeyiz. Camiye devam edeceğiz. İmamlardaki eksiklikleri birbirimize nasihat mantığı ile gidermeye çalışacağız. Gerekirse resmi makamları yani imamların üstlerini devreye sokacağız ama camiyi terk etmeyeceğiz. Cami üzerinden fitne, fitnelerin en yıkıcısı olabilir maazallah. Şeytana el kaptırmaya karşı dikkatli olalım.
Kandil gecesine mahsus bir ibadetin olmadığı doğrudur. Ama sizin, anlamayacakları şeylerde ailenizi, kardeşlerinizi zorlamanız da hoş değil. Daha sabırlı ve daha ikna edici olmanız gerekir. Derdi ve davası olanlar, zamanı ve şartı çok iyi kullanmalıdırlar. Kandil meselesine gelince, o gecelerin, ashab-ı kiramın 'kutladığı' geceler olmaması hasebiyle bid’at olmadığını söyleyebilecek kimse yoktur. Şu var ki, Müslümanlara dinlerini hatırlatmaya fırsat oluşturması bakımından bu geceleri değerlendirmenin yararlı olacağını söyleyenler için kendileri açısından önemli bir malzeme vardır. Size düşen, kalbinizin rahat etmediği işleri yapmamaktır ama dağıtmayın, tartışmayın. Allah'a emanet olun.
Camiler ve ibadetlerimiz hakkında yazdıklarınız büyük oranda doğrudur. Bundan daha ağırları da yazılabilir. Ne yazık ki hakikat böyledir. Yalnız şunu unutmamalıyız: Her şeye rağmen camiler, bütün eksikliklerine ve iticiliklerine rağmen İslam'ın bu zamandaki camileridir. Biz de bu zamanda İslam'ın Müslümanlarıyız. 'Papaza kızıp oruç bozmak' diye izah edilen atasözünde olduğu gibi camileri, muhtevasındaki bütün eksikliklere rağmen terk edemeyiz. Şeytan bu açığımızı iyi kullanır ve neticede bizi ibadetten külliyen soğutur maazallah. Gidecek ve aslına dönüştürmek için gayret edeceğiz.
Selamünaleyküm. Bid'at, dine ilave yapmaktır ve tehlikelidir. Eğer sizin okuduğunuzu söylediğiniz duayı, yapmak istediğiniz bir dua olarak görüyor ve okuyorsanız, içeriği sakıncalı olmadıkça yapılmasında sakınca olmaz. Ama aynı duayı, 'namazdan sonra ya da filan durumda yapılması gereken dua' hâline getirirseniz bu bir bid'attir, yapılması günah olur. Meseleyi bu şekilde anlayabilirsiniz.
Fatiha'nın Kur'an ayetleri olarak okunması elbette mübarektir ama şu iş için şurada okunsun denmesi ancak nasla mümkün olur. O da yoktur. Buna rağmen, Kur'an'dan bir bölümün ihya edilmesi bakımından bir hasene olarak görüle gelmiştir. Camilerdeki toplu tesbihat için de ayın şeyleri söyleyebiliriz. Kökenini karıştırmamız, onun bid'at olmasından daha büyük bir risk getirecekse böyle şeyleri karıştırmamak ama doğru bildiğini yapmak evladır.
Kıble sorunu olduğu zannedilen camilerle ilgili olarak müftülüklere gerekiyorsa Diyanet’e yazı yazıp inceleme yapılmasını istemek gerekir. Bu, Allah rızası için yapılması gereken bir görevdir. Müftülükler sakıncasız buluyorlarsa namaz açısından fark yoktur. Sakıncalı bulmaya rağmen düzeltilmeden namaz kılınıyorsa başka bir camiye intikal etmeliyiz. Bu nedenle cami ve cemaat bırakılamaz. Bunun haricinde daha takva olan imamı tercih ediniz.
bid'at konusundaki diğer fetvalar
Bidat, ibadet olarak yapılan şeyde olur. Mesela bu süslemeleri orucun şartı imiş gibi yapsa idiniz bidat olurdu. Veya “bunları yapana şu kadar sevap varmış” gibi bir tezle yapsa idiniz o da bidat olurdu. Hâlbuki siz çocuğunuzu Ramazan sevgisiyle büyütmek maksadı ile yapıyorsunuz. Bu bidat değildir, güzel bir iştir. Allah Teâlâ sizi muradınıza erdirsin. Çocuğunuzu salihlerden kılsın. Âmin.
Bidat olmaması için illa ayet veya hadis olması gerekmez. Sahabe ve tabiîn uygulamaları da dinin bir kaynağıdır. Bile isteye namazı terk eden birinin kaza etmesi gerektiği, tarihi uygulamalarda sahabeden itibaren devam eden bir gelenek olmuştur. Hanefi, Şafii ve Maliki mezhepleri bu konuda icma etmiştir. Yani sadece "mezhep çıkardı" diye değil, ümmetin büyük çoğunluğunun uyguladığı bir hükümdür. Bile isteye namazı terk eden bir kişinin tevbe etmesi farzdır. Ancak bu tövbenin kabulü için terk edilen namazların kazası, geçmiş günahın silinmesi adına bir kefaret hükmündedir. Şafii mezhebinde kaza namazın varsa sünneti kılmanın yasak olduğu hakkındaki bilgin de yanlıştır. Şafii mezhebinde bazı âlimler, "çok fazla kaza borcu olan bir kişinin nafile namazlarla meşgul olmaması gerektiğini" söylemişlerdir. Yani öncelikle kazalar tamamlanmalı, sonra nafile namazlara yönelmelidir. Ancak bu, sünnet namaz kılmanın yasak olduğu anlamına gelmez. Özellikle sabah namazının sünneti, Şafii mezhebinde kaza borcu olsa bile terk edilmez. Yani kaza borcun varsa kazaları öncelikli kıl ama sünnetleri bırakmamanı tavsiye ederim.
Sorduğun konu, ulemanın ihtilaf ettiği meselelerden biridir. Bu yüzden meseleye ne “kesinlikle yapılmaz” ne de “şartsız, kayıtsız sünnettir” denilerek yaklaşmak doğru olmaz. Resûlullah Efendimiz ﷺ’in kabir başında doğrudan Kur’an okuduğuna dair sahih bir hadis elimizde yok. Ziyaret ettiğinde selam verir, dua ederdi. Sahabiler de aynı şekilde hareket etmişlerdir. Ancak bu, Kur’an okunamaz anlamına gelmez. Çünkü Kur’an okumak başlı başına bir ibadettir. Kabirde değil evde bile okunsa ruhlara bağışlanabileceği pek çok fakihe göre caizdir. Özellikle Hanefî, Şafii ve Hanbelî fakihlerinden bu yönde görüşler vardır. Hatta bazıları özellikle Yâsîn Suresi’nin okunmasının hem ölmek üzere olana hem de kabirdekine faydalı olacağını belirtmiştir. Bu konuda Hazreti Peygamber’den gelen “Yâsîn okuyunuz” hadisi vardır ama kabirde değil, ölüm anındaki kişiye okunmasına dairdir. Günümüzde kabirde Kur’an okunmasını “bidattir” diye toptan reddedenler varsa da bu işi sırf ibadet niyetiyle, sevabını ölüye bağışlamak niyetiyle yapanları da yadırgamak doğru değildir. Kimse bunu dinin değişmez bir parçası gibi görmüyor, sadece Kur’an’ın rahmetiyle meyyite fayda ulaşsın ümidiyle hareket ediyor. Bu durumda mesele niyete dayanır. Riya, gösteriş, bidatleşmiş toplu uygulamalar, hele hele Kur’an’ı ticarete dökmek gibi yanlışlara bulaşmadan, sessizce okunursa bunda bir sakınca yoktur. Sonuç olarak, Peygamberimiz ﷺ bunu yapmamış olabilir ama bu, yapana günahkâr dememizi gerektirmez. Selef-i Sâlihîn’den bazı âlimler buna cevaz vermiştir. “Bu işi sünnettir.” diye değil, “Rabbim belki kabul eder.” diyerek yapanların hâlini Allah bilir. Yeter ki kimseyi itham etmeyelim, Kur’an’a da saygıda kusur etmeyelim.
Kişi yanlışlıkla üzerinde idrar varken namaz kıldıysa ve hâlâ farkında değilse bu konuda sorumlu değildir. Namazın örttüğü suçlar vardır. Ama idrarın keffareti namaz değil temizliktir. Bir namaza isim verilebilmesi için o namazı Peygamberimizin veya onun ashabının kılmış olması gerekir. Onların kılmadığı bir namazı bir isim altında kılmak bidattir. Dinimizce emredilen ve tavsiye namazlar vardır. Fakat ismini andığınız namaz, bu namazlardan değildir.
Bid’at ibadete ilave yapmaktır. Hoparlör ise günlük hayatı kolaylaştıran aletlerden bir alettir. Onunla daha çok sevap beklemek gibi bir durum söz konusu olmadığına göre hoparlörü veya benzeri bir ses cihazını bidatle bağlantılı tutmak yanlış olur. Evet, gereksiz denebilecek zaman ve mekanlarda kullanılması hatalı olur ama bidat başka bir meseledir.
Bizim gözümüzde Müslüman veya kâfir ayrımı arkasında namaz kılmaya mani olabilecek bir farktır. Mezhepler arası farklılıklarımızı bu noktaya taşımak şeytanın ekmeğine yağ sürmek olabilir.