İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Hocam, Peygamber efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında mescitlerin çok sade, tek katlı ve süsten uzak olduğunu, şimdiki camilerin ise milyarlar harcanarak yapıldığını, camilere bu kadar para harcanacağına o parayla fakirlere, muhtaçlara yardım yapılmasının daha iyi olacağını söyleyerek camiye gitmeme fikrinde olan insanlar var. Ayrıca, imamlar devletin haram parasından maaş aldıkları için imamlardan ve camiden nefret ediyorlar. Bu yapılanlar doğru mudur?

Cevap

Camiler ve ibadetlerimiz hakkında yazdıklarınız büyük oranda doğrudur. Bundan daha ağırları da yazılabilir. Ne yazık ki hakikat böyledir. Yalnız şunu unutmamalıyız: Her şeye rağmen camiler, bütün eksikliklerine ve iticiliklerine rağmen İslam'ın bu zamandaki camileridir. Biz de bu zamanda İslam'ın Müslümanlarıyız. 'Papaza kızıp oruç bozmak' diye izah edilen atasözünde olduğu gibi camileri, muhtevasındaki bütün eksikliklere rağmen terk edemeyiz. Şeytan bu açığımızı iyi kullanır ve neticede bizi ibadetten külliyen soğutur maazallah. Gidecek ve aslına dönüştürmek için gayret edeceğiz.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

'Papaza kızıp oruç bozmak' şeklinde bir deyim vardır. Camilerimizde şeriatımızın hükümran olmadığı, tartışılması bile gerekmeyecek kadar açık bir hakikattir. Ama biz camisiz de yaşayamayız. Cami seçmek camisiz kalmaktan daha iyi değil midir? Aslı zatında imamların bizi irşad etmeleri gerekirken bizim imamları ikaz ve irşad etmemiz gerekmeye başladı. İmamlarla daha içli dışlı olarak onlara, rızkı Allah'ın verdiğini, Peygamber aleyhisselamın makamında vekil olduklarını nazik bir şekilde hatırlatmamızda yarar var. Ben, imanıma camiyi terk etmeyi sığdıramıyorum. O sözünü ettiğiniz hutbeleri dinlemek zorunda kaldığımda da krizler geçiriyorum. Zor bir imtihandayız; kaçamayız, yılmayız. Camiler tevhid mekânlarıdır. İtham ederken de şirk gibi ağır sözleri kullanmamaya gayret ediniz. Şirk, daha ötesi olmayan en ağır suçların başında geliyor. Kendimizi haksız duruma düşürmeyelim. Allah'a emanet olunuz.

Hocam bazı cuma hutbelerinde bariz dini saptırmaların olduğunu, asıl dinin insan
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

'Papaza kızıp oruç bozmak' diye bir deyim vardır. Camilerin durumu maalesef böyledir. Peygamber vekili olan imamların durumu ortadadır. Buna rağmen camileri terk etmekle iyi bir iş yapmış olmuyoruz. İmamlar, bizi uyandırması gerekirken biz onları uyandırarak yolumuza devam etme pahasına da olsa camilere devam etmeliyiz. Allah'a emanet olunuz.

Bildiğiniz gibi Diyanet'in atadığı günümüz cami imamlarının birçoğunun iyi bir p
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Camiler bu toprakların simgelerdir; içleri boş dururken bile İslam'ı simgelerler. Her cami yarın dolma ihtimali yüksek bir ibadet merkezidir. Olmayan her cami de tekrarı olmayacak umutların heba edilmesidir. Böyle görüyoruz.

Hocam bir fetvanızda ihtiyaç olmasa bile camilerin yapılabileceğini, camilerin İ
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Aleykümselam.Camilerimizdeki imamların bağlı olduğu sistem, bütün Müslümanların bağlı olduğu sistem değil midir? Sıkıntıyı imamların omzuna yükleyip rahatlamaya benziyor bu tavır. Bunun yerine, camilerdeki imamların iyisini, mihraba daha layık olanını seçelim. Camiler bizim olmalıdır. Evet, imamlar arasında ne okuduğunu bile bilemeyecek imamlar vardır, olabilir de. Biz, papaza kızıp oruç bozamayız. Camilere gidin, namaz kılın, camileri imar etmeye katkı sağlayın. Şeytan böylesinden daha fazla etkilenir.

Selamünaleyküm hocam. Öncelikle Allah mücadelelerinizden ötürü sizden razı olsun
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İmamlar, müezzinler de nihayetinde insandırlar; bazı sosyal ihtiyaçlarını, dinlenmelerini, tatillerini tabii karşılamak gerekir. Ancak caminin dibindeki evde oturup tatil günüdür diye namaza gelmeyen imamın, müezzinin nasıl bir amel anlayışına sahip olduğunu kestirmek mümkün değildir. Allah rızası için mi namaz kıldırıyor yoksa daha kaliteli bir iş bulamadığı için mi namaz kıldırıyor onu bilemem. İmamların bulundukları mevki Peygamber aleyhisselamın mevkiidir; onlar peygamber vekilleridirler. O makamın hakkını korumaları, o makam için canlarını feda etmeye hazır olmaları gerekir. Ne yazık ki, imamlar, müezzinler arasında bir zafiyet, devlette daha iyi bir iş bulamadığı için orada bulunma illeti yaygındır. Kesinlikle umumuna teşmil etmemiz doğru değildir ama yaygın tutum da budur. Ben size iki noktada uyarıda bulunayım: 1- Siz, bir de kendi açınızdan bakın konuya; siz cemaat olarak, namaza durduğunda haşyetten kalbi ürperen, kendini cennetlerde hisseden bir imama layıktınız da Allah Teala size öyle birini vermedi mi yoksa tencere yuvarlanıp kapağını mı buldu? Bir de kendi muhasebemizi yapmaya çalışalım. Bunu söylerken imamınızı aklamaya çalışmıyorum. Bu hesabın bir de ters yüzü olduğunu söylemeye çalışıyorum. 2- İmam veya müezzin hepimiz kuluz; hatalı yanlarımız vardır, olabilir de. Hatadan ötürü helak teorileri geliştirme yerine, sıcak ilişkiler geliştirip emri bilmaruf yapsak daha iyi bir iş yapmış oluruz. İmama küsüp camiyi, müderrise küsüp medreseyi terk ederek kimi kazandırabiliriz. Küse küse dünyayı terk etmek zorunda kalırız. Kesinlikle cemaati ve camiyi terk etmeyelim. İmamların açık bir küfrünü, akidedeki bir sıkıntısını görmedikçe namazları camilerde kılacağız. Eğer imamlarımızda, müezzinlerimizde bir sıkıntı varsa o zaman onları ıslah için çalışacağız. Ama nefisleri devreye sokmadan, daha beter hale getirmeden. Aman nefsani iş yapmayalım. Allah Teala, sayinizi meşkür kılsın.

İmamlar, haftasonu bize tatil, diyerek camiye gelmiyorlar. Bununla ilgili bir ay
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Namazımızın dinimizin direği olduğunu, namazsız Müslümanlığın ispat edilmesi zor bir Müslümanlık olduğunu bilmeyenimiz yoktur. Ayrıca başka bir hakikat de namazın dinden kopacak son halka olduğunu, namaz halkası koptuktan sonra İslam adına bir iddianın muteber olmayacağını bilmeyenimiz de yoktur. Bunların yanında iki birbiriyle çelişen görüntü daha vardır ki onları da zikretmeliyiz. Bunlardan biri şudur: Şu asır kadar namaz kılmanın kolay olduğu bir asır herhâlde insanlık görmemiştir. Ne soğuk ne de sıcak artık bir dert değildir. Klimalı camilerimiz var. Sıcak soğuk sulu abdesthanelerimiz var. Halılı camilerde namaz kılabiliyoruz. Ses sistemlerimiz var. Camilerimiz aydınlık; gündüz gece sorunumuz yok. Ne lazımsa namaz için o önümüzde imkân olarak duruyor. Namaz eğitimi ve öğretimi için de bu asırdaki kadar imkân görmemiştir hiçbir asrın insanı. Öte yandan, bu asır kadar namaz kaçırma riski taşınmamıştır herhâlde. Günlük hayatın namaza göre endekslenmesi, namazın önünde arkasında randevu verilebilmesi, eğitimin, ticaretin, siyasetin namaza ayarlanması neredeyse talep edilmesine bile gerek kalmayacak kadar önümüzden uzaklaşmıştır. Namaz kıldırmakla mükellef memurları yönetmek için görevlendirilmiş bulunan ve umumen bir caminin kenarında görev yeri olan müftüler ve personeli dahi yanı başlarındaki camide namaz kılmaya vakit bulamayabilmektedirler. Bunun adı bir çelişkidir. Bir önceki neslin imkânları ile bizim imkânlarımız kıyas kabul etmeyecek kadar farklı iken onların namaz sadakati ile bizim namaz sadakatimiz arasında da kıyas edilemeyecek kadar farklar bulunmaktadır. Diğer yandan da namazın edasına karşı ortaya çıkan engellerden çok, namazın namaz olarak bizi etkilemesine karşı yani namazın huşusuna karşı engeller vardır. Camilerdeki ses düzeninden namazla ilgili görevleri üstlenenlerin namaza ve görevlerine bakışına kadar pek çok sorun, namazın bizi adam etmesine, kötülüklerden alıkoymasına karşı açık veya gizli bir engel oluşturmaktadır. Bizim için değişen bir şey yoktur aslında. Önceki nesilleri şeytan açlık veya benzeri bir tehditle korkutup caminin dışına itiyordu. Bizi de başka şeylerle avucunun içinde tutmaya çalışmaktadır. Yani mesele imtihan meselesidir. Namaza karşı tavrımızın nasıl olacağını görmek istedikten sonra Allah Teâlâ, imtihanın boyutu, çeşidi pek önemli değildir. Ne edip edip namazı öncelikli tutan, namazsız hayatı değersiz bulan, ailede, işte, ticarette, siyasette, seyahatte 'rahmet için önce namaz!' idrakinde olan bir nesil yetiştirmek zorundayız. Namazı kazaya bırakmayı konuşamıyor olmalı idik aslında. Ama şimdi bulunduğumuz nokta şudur: Bari kazasını yap da kurtul, cehennemde kalma! Allah Teâlâ, yardımcımız olsun. Namazın kazası ile alakalı olarak şu notları dikkate alabiliriz. 1- Bir namaz ancak vakti girince, vaktinin sonuna kadar kılınabilir. Önce veya sonra kılınması mümkün değildir. Başlangıç vaktinden son anına kadar bir zaman diliminde kılınan namaza EDA EDİLDİ denir. O süre içinde kılınamayana da KAZAYA KALDI denir. Kazaya kalan bir namaz, ilk fırsatta kılınmalıdır. Kazaya kalma nedeni inkâr etmek, basit görmekten kaynaklanırsa bu dinden çıkmış olmak gibi bir sonuç doğurur. Allah Teâlâ muhafaza buyursun. Uyuya kalma, unutma, eli kolu bağlı bir durumda olma gibi nedenlerle kazaya kalan namaz ilk fırsatta kaza edilir. Çünkü bunlar şer'i bir özür sayılmaktadır. Uzun yıllar namaz kılmayan ve kılmayışının nedeni de TEMBELLİK etrafında dönen nedenlerden biri olan da tevbe eder etmez namazlarını kaza etmelidir. 2- Namazları kazaya bırakmak, tevbe gerektiren bir hatadır. Bu nedenle, namazı kazaya bırakan bıraktığı namazı kaza ettikten sonra, üzerindeki namaz borcundan kurtulmuş olur. Ama ortada bir de vaktindeki bir görevi ihmal etmiş olma suçu vardır. Bu da ayriyeten tevbeyi gerektirmektedir. Yani namazlarını kaza eden, bir de tevbe etmelidir. Çünkü bir namaz borcu bir de namazı vaktinden kaçırma hatası vardır. Kılmak, bunlardan sadece birini gidermektedir. İkincisi ise tevbe ister. 3- Namazlar kaza edilirken sadece farzlar ve vitir namazı kaza edilir. Sünnet namazların kaza edilmesi gerekmez. Çünkü sünnet namazlar, farzlar gibi hesap konusu değildirler. Sadece sabah namazını kılamayan birisi, öğlen namazından önce sabahı kaza ederse sünnetini de kaza edebilir. Ama bu, kaza namazı borcu olanın sünnet namaz kılmasının yasak olacağı anlamı taşımaz. Fakat, borç olan farzları aradan çıkarması makul olandır. Günlük namazları yani kazaya kalmamış vaktinde kılınan namazları kılarken ise sünnetleri de kılar. Dosyasında kaza var diye sünnetleri atlaması gerekmez. 3- Kaza namazları ile alakalı şöyle bir program yapabiliriz: Öncelikle kazaya bırakmama hedefimiz olur. Kazara kazaya kalırsa ilk fırsatta onu kaza ederiz. Geçmişte kazaya kalmışları olan ise, kazaya kalanların dokümanını çıkarır. Şu kadar sabah namazı, şu kadar öğlen şeklinde olur bu. Sonra da kendisine bir plan yapar. Mesela yatmadan önce şu kadar veya her tatil gününde bu kadar gibi bir plan olur bu. Yaptığı plana sadık kalır. Ciddi bir tevbe yapar, pişmanlık içinde olur. Her namaz kılacağı zaman bir ezan okur, o ezanla kılabildiği kadar kaza kılar. Her kaza içinse bir ikamet getirir. Bir defada yüzlerce namaz kılabilir. Fakat mutedil bir ayar yapması daha doğru olur. Bir kerede bir aylık namaza karar verip bir sene ara vermektense her gün bir vakit kaza etmeye karar verip bunu istikrarlı yapması daha doğrudur. Niyet ederken de 'üzerime kaza kalan son şu namaza...' şeklinde niyet eder. Bu şekilde namazları tükenene kadar devam eder. Bu işi yaparken çok dua edip Allah'ın yardımına sığınmalıdır. Müslüman, üzerinde kaza namazı bulunduğunu dillendirmemelidir. Zira namazsızlık bir ayıptır. Ayıplar konuşulmaz. Rabbi ile arasında bir dert olarak kalmalıdır bu. Allah Teâlâ'dan bizi korumasını, namazlılar arasında iken ruhumuzu kabzetmesini niyaz ederiz. Dualar ediniz bize.

Hocam 20 senelik kaza borcum var. Tövbe edip her gün farzları iki kere kılmaya b

cami imamı konusundaki diğer fetvalar

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.