Fetva Meclisi
Soru
Tebliğ her Müslümanın görevidir. Bir kişinin imanını kurtarmanın çok hayırlı olduğunu biliyoruz. Fakat biz Müslüman bir ülkede, hem de genellikle müspet bir çevrede yaşıyoruz. Genel itibariyle baktığımızda imam camiye gelen cemaate, bir vakıf ve dernek üyesi olan kişilere hakikatler anlatmaya çalışıyor. Bu konuda Peygamberimizin işaret ettiği hayırlı kişilerden olur muyuz?
Cevap
Benzer fetvalar
Bir mü'minin en önemli tebliği mü'mince yaşamayı becermesidir. Siz iyi bir mü'min olabildiğiniz zaman varlığınız bir tebliğdir. Sözlü bir tebliğ, bu tebliğin yanında ikinci derece bile kalabilir. Mantığımız bu olmadığı zaman, tebliği bir “iş” gibi yaparız ki o bereketsizdir, sonuç getirmez. Allah korkusu ile yaşayan ihlaslı bir mü'min olun. Olaylarda sabırlı olun. İnsanların kalplerinin Allah’ın iki parmağı arasında olduğunu bilin. Aceleci olmayın. Tebliğin sadece dille yapılmayacağını bilin. Gerisini de Allah’a havale edin.
Selamünaleyküm. Bu tespitiniz doğrudur, herkesin ekmek ticareti yaptığını düşündüğümüz bir pazar yerini andırıyor bu çalışma. Ortada bir eksiklik vardır ama eksiklik var diye de olanı reddetmemiz gerekmiyor. Başta siz olmak üzere eksiklik görenler gördükleri eksikliği gidermek için çalışacaklardır. Ayrıca yaygın olan sizin tespitinizdir ama İslam'ı bir bütün olarak ele alanların da varlığını inkâr etmemiz gerekmez. En iyisini bulmaya çalışırız, buluncaya kadar da eldekini değerlendiririz, böylesi daha iyidir. Allah yardımcımız olsun.
Bu iki kavramı ortak anlamda kullanmakta sakınca olmamakla beraber şu ayrıntıları not edebiliriz: Davet İslam'a çağrıdır. Tebliğ ise dinin ayrıntıları ile ilgilenip insanların daha iyi bir dindarlık yaşamaları için çalışmaktır. Buna göre de: Davet vazifesi herkesin görevidir. Her Müslüman, Müslüman olmayanları dine davet eder. Bu görev için de derin bir ilim sahibi olmak gerekmez. Tebliğ yapmak ise İslam'a girmiş olanları veya İslam üzere olup da İslam ruhunu yitirmiş olanları eğitmek olduğu için belli bir düzeyde ilim sahibi olmayı gerektirir. Bu nedenle tebliğ adeta peygamberlerin ve onların varislerinin görevi gibidir. Davet ile ilgilenenlerin davet ettikleri toplumların dillerini, kültürlerini ve benzeri ayrıntılarını bilmeleri davetin başarısı için gerekli iken tebliğ ile ilgilenenlerin başkalarının kültürlerini bilmeleri gerekmez. Sonuç olarak bir kademelendirme yapacak olursa önce davet kademesi gelir sonra da tebliğ kademesi gelir diyebiliriz.
Bu tür sosyal iletişim alanları “din tebliği açısından” güvenli ve etkili bir alan olarak görülmemektedir. Sahipsiz ve kuralsız bir meydan gibi durmaktadır. Orayı tebliğ alanı gibi görmemenizi tavsiye ederiz. Getireceği ile götüreceği arasında oran belli değildir. Kendinizi yetiştirin, çevrenize etki etmeye çalışın.
İmamlar, müezzinler de nihayetinde insandırlar; bazı sosyal ihtiyaçlarını, dinlenmelerini, tatillerini tabii karşılamak gerekir. Ancak caminin dibindeki evde oturup tatil günüdür diye namaza gelmeyen imamın, müezzinin nasıl bir amel anlayışına sahip olduğunu kestirmek mümkün değildir. Allah rızası için mi namaz kıldırıyor yoksa daha kaliteli bir iş bulamadığı için mi namaz kıldırıyor onu bilemem. İmamların bulundukları mevki Peygamber aleyhisselamın mevkiidir; onlar peygamber vekilleridirler. O makamın hakkını korumaları, o makam için canlarını feda etmeye hazır olmaları gerekir. Ne yazık ki, imamlar, müezzinler arasında bir zafiyet, devlette daha iyi bir iş bulamadığı için orada bulunma illeti yaygındır. Kesinlikle umumuna teşmil etmemiz doğru değildir ama yaygın tutum da budur. Ben size iki noktada uyarıda bulunayım: 1- Siz, bir de kendi açınızdan bakın konuya; siz cemaat olarak, namaza durduğunda haşyetten kalbi ürperen, kendini cennetlerde hisseden bir imama layıktınız da Allah Teala size öyle birini vermedi mi yoksa tencere yuvarlanıp kapağını mı buldu? Bir de kendi muhasebemizi yapmaya çalışalım. Bunu söylerken imamınızı aklamaya çalışmıyorum. Bu hesabın bir de ters yüzü olduğunu söylemeye çalışıyorum. 2- İmam veya müezzin hepimiz kuluz; hatalı yanlarımız vardır, olabilir de. Hatadan ötürü helak teorileri geliştirme yerine, sıcak ilişkiler geliştirip emri bilmaruf yapsak daha iyi bir iş yapmış oluruz. İmama küsüp camiyi, müderrise küsüp medreseyi terk ederek kimi kazandırabiliriz. Küse küse dünyayı terk etmek zorunda kalırız. Kesinlikle cemaati ve camiyi terk etmeyelim. İmamların açık bir küfrünü, akidedeki bir sıkıntısını görmedikçe namazları camilerde kılacağız. Eğer imamlarımızda, müezzinlerimizde bir sıkıntı varsa o zaman onları ıslah için çalışacağız. Ama nefisleri devreye sokmadan, daha beter hale getirmeden. Aman nefsani iş yapmayalım. Allah Teala, sayinizi meşkür kılsın.
Mümin insanın kalbi iyi bir ölçektir; onların gerçekten muhtaç olduklarına inanıyorsanız verin. Yoksa vermezsiniz.
cami imamı konusundaki diğer fetvalar
Camiler ve ibadetlerimiz hakkında yazdıklarınız büyük oranda doğrudur. Bundan daha ağırları da yazılabilir. Ne yazık ki hakikat böyledir. Yalnız şunu unutmamalıyız: Her şeye rağmen camiler, bütün eksikliklerine ve iticiliklerine rağmen İslam'ın bu zamandaki camileridir. Biz de bu zamanda İslam'ın Müslümanlarıyız. 'Papaza kızıp oruç bozmak' diye izah edilen atasözünde olduğu gibi camileri, muhtevasındaki bütün eksikliklere rağmen terk edemeyiz. Şeytan bu açığımızı iyi kullanır ve neticede bizi ibadetten külliyen soğutur maazallah. Gidecek ve aslına dönüştürmek için gayret edeceğiz.
Selamünaleyküm. Sana verilen için haramdır diyemeyiz ama imamlık makamının ağırlığını zedeleyeceğini diyebiliriz. Almamak şiarınız olsun. Veren el olun. Alınca da başka kanala aktardığınızı onlara gösterin. Verirken hoş verirler de sonra onu iyi değerlendirir insanlar.