Fetva Meclisi
Soru
Davet nedir tebliğ nedir? Davetçi ile tebliğ yapan aynı mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
İnsanın nefes aldığı her yer bizim için tebliğ ve davet mekânıdır. Allah rızası için kullanacağımız her kelime bizim için sevap vesilesidir. Allah Teâlâ hiçbir iyiliği zayi etmez. Sonuçları biz değil Allah görecek şuuru ile çalıştıktan sonra cami, vakıf, stat, sokak, dükkan.. Her yer aynı olabilir.
Bir mü'minin en önemli tebliği mü'mince yaşamayı becermesidir. Siz iyi bir mü'min olabildiğiniz zaman varlığınız bir tebliğdir. Sözlü bir tebliğ, bu tebliğin yanında ikinci derece bile kalabilir. Mantığımız bu olmadığı zaman, tebliği bir “iş” gibi yaparız ki o bereketsizdir, sonuç getirmez. Allah korkusu ile yaşayan ihlaslı bir mü'min olun. Olaylarda sabırlı olun. İnsanların kalplerinin Allah’ın iki parmağı arasında olduğunu bilin. Aceleci olmayın. Tebliğin sadece dille yapılmayacağını bilin. Gerisini de Allah’a havale edin.
Aleykümselam. Allah'a davet bütün müminlerin görevidir. Namazı nasıl görüyorsak daveti de öyle görmeye mecburuz. Aksi takdirde dinin emirlerinden seçerek beğenimizi yapmak gibi bir lükse düşmüş oluruz. Şu kadar ki, Allah'a davet ve benzeri belli bir kabiliyet-ilim gerektiren görevler, sırdan her müminin görevi olmaz. Herkes kabiliyetine-ilmine göre o görevi ifa eder. Bir yandan da ilmini geliştirmeye çalışır. Bunun yanında şunu da bilmelisiniz. Acemiliği olmayan bir iş yoktur. Henüz siz yaşınız ve tecrübeniz itibariyle yenisiniz. Kendinizi yeni yeni konuşan bir bebek gibi görebilirsiniz. Her gün biraz daha ilerlersiniz. Çok kitap okuyun, bir. Hiç sıkılmayın, iki. İlk dönemlerde kendinize örnek bir hatip seçip onu taklit edin, üç. Göreceksiniz biiznillah açılacaksınız. Bugünler de tatlı bir hatıra olarak kalacak. Bu ağabeyinize de dua edersiniz. Allah'a emanet olasınız.
İslam’a en iyi davet İslam’ı iyi bir şekilde yaşamaktır. İslam’a iman edenlerin tek yürek gibi olmaları kadar güzel bir davet olamaz. İslam’a davetin nasıllığı konusunda bile tartışanların varlığı gibi açık bir engel olabilir mi Müslüman olacaklar için? Dinimizi yaşamalıyız, davet yaşamamız kadar öncelikli olamaz. Birinci basamağı basmadan da ikinci basamağa basamayız. Almanya’da veya başka bir yerde kural böyledir.
Muhabbet veya davet, mü’min dininin emir ve yasaklarına göre yaşar hayatını.
Selamünaleyküm. Davetçi olmak, iyi bildiğine davet etmektir; her alanın sorumlusu gibi kendini bilen davetli iyi bir davetçi olamaz. Sadece kendinizi oyalarsınız, insanların şüphelerini artırırsınız. Sözünü ettiğiniz mesele, asırlardır konuşuluyor ama mü’minlerden başka kimse de ikna olmuyor. Siz sadece kendinizi meşgul etmek için girmiş olursunuz o tartışmaya. Onun yerine acil konularla yola çıkın. Allah yardımcınız olsun.
davet konusundaki diğer fetvalar
Her şeyden önce alimlerin peygamberlerin varisleri olduğunu bilmek zorundayız. Onlara karşı genel bakışımız saygı ve hürmet üzerine kurulu olmalıdır. Şu kadar ki hiç kimsenin peygamber olmadığını da bileceğiz. Bu doğrultuda şu ilkelere dikkat etmemiz gerekir: Hak yani doğru olan kişilerle değil kişiler hak ile bilinir, ölçülür. Bu şu demektir: Biz birisi öyle dediği için onu hak kabul etmeyiz, hak öyle olduğu için o kişiyi kabul ederiz. Peygamber aleyhisselamdan sonra hiç kimse masum değildir. Hak da kimsenin tekelinde değildir. Herkes doğru da söyle yanlış da söyler olabilir. Her insan hata edebilir, doğruyu da yapmış olabilir. Kimse hatadan korunmuş olmadığı gibi doğru bildiğini söylemekten de kimse kaçınmamalıdır. Büyük bir alim de küçük veya büyük bir yanlış yapmış olabilir. Biz alime hüsnüzan besleriz. Yanlışı üzerine kişilik kurmayız. Bir alim ilimlerden birinde çok iyi ama diğer ilimlerden birinde iyi değil olabilir. Herkes her şeyi bilmek zorunda değildir. Yeni bir alim daha büyük bir alimin hatasını söyleyebilir. Onun görüşlerine katılmayabilir. Edep kuralları içinde kaldığı sürece bu saygısızlık değildir.
Bir mümine kadının çarşı pazara çıkabileceği şekil ve kıyafetle medyaya çıkması caiz olabilir. Taşıyacağı riskler bakımından itiraz edilse de neticede caiz denebilecek bir ruhsat bulunacağını zannediyorum. Ne var ki, erkeklerin bile kendilerini korumakta zorlandıkları o mecralara hanımlarımız girmeseler takvaya daha yakın olan yolu tercih etmiş olurlar. Buna göre de bu işi yapmak için ne söylenebilirse izlemek için de aynı şey söylenmelidir.
Ne güzel düşünmüşsünüz, neden endişe ediyorsunuz ki? Bir vakfa vereceğiniz sadaka ile yapılacak iftar yemek beğenmeyebilecek birilerini çağırıp iftar ettirmenizden daha iyi değil mi? Böyle yapmaya devam edin. Bize Ramazan’ımız lazım, yegâne fırsatımızdır o. Birileri için onu feda edemeyiz. Haneniz mübarek olsun, amelleriniz makbul olsun. Âmin.
Her şeyden önce biz mümin olarak yaptığımız ücretli veya ücretsiz her işimizde Allah’ın rızasını ararız. Bunu aramak imanımızın gereğidir. Sosyal hizmetleri bir kurum olarak gerçekleştirdiğimizde veya birey olarak adına sosyal hizmet denebilecek bir iş gerçekleştirdiğimizde şu sonuçların dünyada iken önümüze çıkmasını isteriz: Allah’ın mükerrem kıldığı insanı mükerrem duruma getiririz yani insan mahlûkatın içindeki en şerefli konumunda olur. Dinimizin insanı kollamadaki temel çizgilerini sabitleştiririz: İnsan için onun dinini, canını, aklını, neslini ve malını koruruz. İnsanın maddi ihtiyaçlarından elden geldiği kadarını karşılarız, muhtaçlığı gideririz. Böylece yaşadığımız toplumun parçalanması veya zayıflamasını engellemiş oluruz. Bu da Müslüman Toplum-Müslüman İnsan profilini gerçekleştirir. Toplumsal barış güçlü olur. Bu ruh ve görüntüdeki Müslüman Toplum, İslam dinini yaymaya biiznillah muktedir olur.
İslam’ın asılacak sancağı değil örnek gösterilecek Musab gibi davetçileri olur. Davetçiler kendilerini örnek olarak vitrine koyamayınca sancak ve flamalar asılmaya başlandı. Allah için, onun dini ve o dinin devleti için iş yapacak olanlar kendilerini “İşte Yesrib’teki Musab!” denecek konuma getirmelidirler. Sancağı melekler de dikerler biiznillah.