Fetva Meclisi
Soru
Hocam bir arkadaşla İslam’a davet hakkında tartıştık. Sadece derslere katılıp (Arapça, Akide, Fıkıh) İslam’a daveti ihmal eden çok arkadaş gördüğünü söylüyor ve aslında temel bilgilerle de davet işlemi gerçekleşmesi gerektiğini savunuyor. Delil olarak da Mekke dönemini gösteriyor ve bu dönemin bizim durumumuza uyduğunu söylüyor. Ben bu derslerin de çok önemli olduğunu savundum ve bu ilimlerde sadece zaruri bilgilerle yetinmemek gerektiğini öne sürdüm. Özellikle ev sohbetlerinde sadece temel bilgilere sahip olan kardeşlerimiz toplandıklarında fikir alışverişi yapıldığında hatalı anlayışlar meydana çıkıyor. İslam’a davetin Almanya’da nasıl olması gerektiğine dair net bir çizgi belirtmemiz mümkün mü? Bireyler kendilerince ne yapabilirler?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Size dualar ederiz, Allah yardımcınız olsun. Dersleri veya kitaplarımızı tercüme etmeden önce sizin için daha yararlı olacak şekilde özetleyin, özeti tercüme edip anlatın. Evet, bu sorun oldukça derin bir sorun. İnşallah sizin de bir katkınız olur ve melekler size sadakayı cariye olacak sevaplar yazarlar. Allah işinize bereket, kalbinize ihlâs nasip etsin.
Okuduğunuz ilmihal kitabından daha fazla akaid bilgisi sizin için bile bile kafa karıştırmaktır. Siz dininizi yaşamak için öğreniyorsanız, size gerekmez. Hayır, tartışmak ve felsefesini yapmak için ise bulduğunuzu dinleyin, gördüğünüzü izleyin o zaman. Allah yardımcımız olsun. Bize bizi cennete götürecek bilgiler gerekiyor.
Kalbinizin itiraz ettiği şeyi yapmayın. Kişilerin veya grupların kendi görüşlerini din gibi görmelerine destek olmak zorunda değiliz.
Değerli kardeşim, Dinimiz İslam sayesinde ebedi cennetler göreceğiz biiznillah. Dünya ve ahiret saadetimizdir dinimiz. Dinimiz bize cennet verecekken biz ona neden bir şeyler vermeyelim? Çok doğru ve hassas düşünmüşsünüz, Allah sizden razı olsun. Dinimize hizmet asla ilahiyat okumuşların veya hocaların tek başına yapacağı bir iş değildir. Maalesef, diyebilirim ki o zikrettikleriniz umumiyetle dinden geçinmekle bilinirken sizin gibi büyük düşünenler dinlerini ayakta tutuyor olabilmektedir. Allah Teâlâ sizi de bizi de dinine hizmette muvaffak kılsın. Size özet olarak şu noktaları yazabilirim, inşaallah başarılı olur ve meleklerin defterlerinize salih ameller yazmasına vesile olur. Her şeyden önce bu mesele İSLAM İÇİN VE İSLAM İLE YAŞAMA meselesidir. Zihniniz ve hissiyatınız bununla dolu olmalıdır. İslam için yaşamayı bir ideal olarak görmelisiniz. Size bu düşünceyi veren ya da bunu artıran kitapları okuyun, arkadaşlar edinin, sohbetler dinleyin. Kendi ekseninde kalmayı yoğunlaştıran kitapları okumayın, sohbetleri dinlemeyin, o tür arkadaşlardan ve ortamlardan uzak durun. Siz Müslümansınız, İslam için var olacaksınız elbette. Hiç kimse kalmasa da siz var olacaksınız. Dininize hizmet heyecanınız rüyalarınıza kadar sirayet etsin. Yapabileceğini bir işin muhakkak var olduğuna inanın her zaman. İslam için bir şeyler yapmak sıradan bir iş hatta bir ibadet değildir. Bilakis en şerefli amellerden biridir. Zira İslam’a hizmetin diğer bir adı da ‘Allah’a davettir.’ Allah’a davet en şerefli ve en kazançlı iştir. Allah’a yani tevhide davet etmek peygamberlerin başını çektiği büyük bir mesleğe sahip olmak demektir. Fussilet suresinin otuz üçüncü âyeti bunu gayet açık bir dille beyan etmektedir. Sahih bir hadiste Peygamber aleyhisselam efendimiz, bir kişinin hidayetine sebep olmayı dünyadaki pek çok şeyden daha hayırlı göstermiştir. İslam’a hizmet etmek yani ona davet etmek elbette bir uzmanlık, belli bir ilim birikimi ister ama bu durum, bildiğin kadarının hocası olmaya mani değildir. Doğru olarak bildiğini bilmeyene öğretmek, bir ibadetin yapılmasına vesile olmak, kendisi bilemeyenin bir bilene gitmeyi öğretmesi âlim olmadan da yapılabilecek işlerdendir. Alkolün haram olduğunu söylemek mesela âlim olmayı gerektirecek çapta bir bilgi değildir. Herkes Kur'an öğretemeyebilir ama Kur'an öğretmeyi teşvik edebilir, propagandasını yapabilir. Herkes bir cami yaptırma kudretinde olmayabilir ama yapabileceği teşvik edebilir. Bununla da hayra vesile olduğu için o hayrı yapan gibi sevap kazanır. Herhangi bir hayır çeşidi için durum böyledir. İyi iş yapmak ve bunu İslam için değerlendirmek sadece insanlara ‘Müslüman ol!’ demekle sınırlı tutulabilecek düzeyde değildir. Öyle bir din tebliği şüphesiz önemli ve gereklidir ama insanlar arasındaki dargınlıkları gidermek, yetimlere sahip çıkmak, yemek yedirmek, kimsesizlerin kimsesi olmaya çalışmak da yapılabilecek işler arasındadır. Herkesin mesleğini ve işini dinine hizmete dönüştürmesi mümkündür. İyi bir niyet ve örnek insan olma gayreti bu alanda yapılabilecek işlerdendir. İslam’a yapılabilecek en büyük hizmetlerden biri de ona zarar vermemektir. Müslümanlar arasında parçalanma nedeni olmamak, bireysel hayatta kötü örnek olmaktan kaçınmak gibi hassasiyetlere dikkat edilmesi bile din için yapılabilecek ve yapılması gereken işlerdendir.
Evet, bu sorun size mahsus bir sorun değildir. Kitleler bazında sahiplenilmiş bir din davasından ne yazık ki her alanda yoksunuz. Bu da gösteriyor ki Rabbimiz bizi, bulunduğumuz alanlarda tek başına bir ümmet gibi görmek istiyor. Kimse yoksa sen varsın ya! Peygamberlerin ve onların izinden gidenlerin kaderi budur. Ne mutlu size ki bu yalnızlığı dert edinmemeye hazırsınız. Kalabalıkları beklemeyin, kendinizi dik tutarak tek başına bir ümmet olmaya çalışın. Yüreğiniz dininizi ve bütün insanlığı kuşatacak çapta olsun. Yalnızlıktan yılmayın. Mahzun olmayın. Şeytanın size yapabileceği baskılardan biri budur; kimse yok diyecektir size. Melekler var ve sizin büyük yüreğiniz var Allah’ın izni ile. İmanınızı her an çalınabilecek bir mücevher gibi koruyun. Şüpheler ve tereddütler ortamına bulaşmamaya çalışın. Size yenilik ve atılım gibi gösterilebilecek ama imanınızı sarsacak ortamlardan, fikirlerden uzak durun. Haramlardan kaçının, haram şüphesinden bile uzak durun. Namaz başta olmak üzere ibadetlerinize ciddiyetle sarılın. Kur'an okuyun. Mü'min kardeşliği korumayı imanınızın gereği olarak bilin. Bulunduğunuz ortamın doğal İslam davetçisi olarak yaşayın. Kalbinizin Allah ile bağlantısını güçlü tuttuğunuz sürece de işte siz, insanlık oldunuz ümmet oldunuz tek başınıza. İlgilenmeyin gerisi ile o zaman. Allah yardımcınız olsun, yolunuz mübarek olsun.
Aleykümselam. Bilerek ve dikkat etmeyerek yanlış yapan vebale girer. Bunun dışında hata etme korkusuyla dinimize hizmetten geri kalamayız.
akide konusundaki diğer fetvalar
İnna lillahi ve inna ileyhi raciûn! Bizim bizden asırlar önce ölmüş bir büyüğümüzün imanını irdeliyor olmamız ne kadar ağır bir takıntıdır. Selefiye kimdir, selefi olmayan kimdir? İki ayrı dinden mi söz ediliyor? Asıl sorulması gereken ise İmam Azam rahmetullahi aleyhin nasıl ondan onlarca sene sonra gelen birinin yani İmam Maturidi'nin mezhebinden olabileceği değil midir? Dikkat ederseniz, iman gibi bir konuda nefislerimizi tatmin etmeyi bir iş zannediyoruz. Allah Teâlâ akıbetimizi hayır kılsın. Âmin.
Elbette Müslüman bir insan için zorunlu bilgi denebilecek bilgiler vardır. Bu bilgiler yaşadığı dünya hayatının gerektirdiği zorunlu bilgiler olabileceği gibi dini için zorunlu bilgiler de olabilir. Eski ulemamız bu bilgi türüne ZARURAT-I DİNİYYE BİLGİSİ (din için zorunlu olan bilgiler) adını vermişlerdir. Bu kavrama yakın bir kavram olarak icma, avam bilgisi, mütevatir, değişmez sabiteler, bilinmemesi Müslüman için uygun olmayan meseleler olarak da anılabilir ama bu ifadelerin farklı açılımları da vardır. Bu tür zorunlu bilgilerin kaynağı naslar ve icmadır. Genel olarak Müslüman için zorunlu denebilecek bilgiyi şöyle tarif edebiliriz: “Âlim ve âlim olmayanın bilmek açısından aynı olduğu, bir özel tahsil gerekmeden öğrenilebilen tartışmasız konulardır.” Bu tarifin açılımı yapıldığında görülecektir ki, zorunlu bilgilerde: Âlimlere ait özel bilgi yoktur. İnsanlar arasında yaygın olduğu için derin bir araştırma gerektirmeyen bilgilerdir. Bu bilgiler nesilden nesile aktarılarak Müslümanlar arasında yayılmıştır. Bazı âlimlerin veya bir âlimin ortaya attığı özel bir görüş için bu kural geçerli değildir. Herkesin bildiği açık bilgilerden oluşur. Bu bilgiler zamanla değişmez, içtihat alanına girmez yani bu konularda içtihat yapılamaz, tartışılamaz. Bu bilgilerin varlığı dinin temel kurallarını oluşturduğu için akla göre olması gerekmez, akıl mantık üzerinden değerlendirilemez. Akide, ibadet ve ahlâka ait genel kurallardan oluşur. Bu konuları bilememek bilmeyen için özür kabul edilebilir. İnkâr eden için ise “dinin temellerinden birini inkâr etme” kuralı işleyebilir.
KURTARDI sözcüğü, Allah Teâlâ için kullanıldığı gibi kullanılırsa elbette bundan akidevi bir sorun çıkar. Öyle değil de “kurtulmasına sebep oldu” anlamında kullanılırsa bir sakınca oluşmaz biiznillah.
Akide: İnanılan esaslara verilen isimdir. Şeriat: İbadet ve hayat kurallarının dine göre belirlenmesidir. Fıkıh: Dine dair bilgilerin kaynakları ile öğrenilmesidir.
'Vela ve Bera' mü'minin mü'min ile kâfirin de kâfir ile olması anlamına anlaşılmalıdır. İki cephe var bu dünyada: Mü'minler ve kâfirler. Eğer bir mü'min kendini, kâfirlerin yanında da durabilecek anlayışta görüyorsa işte tehlike budur ve bu iman açısından sıkıntıdır. Meseleyi böyle anlayabilirsiniz.
Bunun temelinde asıl tereddüt, Peygamber aleyhisselam ve elimizdeki kitap olan Kur'an'dadır. Siz yanlış bir soruyu irdeliyorsunuz. Bu irdelemenizin nedeni de hissedin veya etmeyin piyasadaki mevcut din üzerinden yürütülen felsefeli tartışmalara takılmaktır. İstiğfar edin, imanınızla alakalı bataklıklara yaklaşmayın. Allah yardımcımız olsun.