Fetva Meclisi
Soru
Hocam İmamı Azam’ın itikadı müphem mi? Bazı selefiler bir takım deliller getirip İmamı Azam’ın selefiye akidesinden olduğunu söylüyorlar bu doğru mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Biz ve siz, inşaallah ashabı kiramın itikadı üzereyiz. Saydığınız isimler itikat koymuş/koyabilecek kimseler değildir. Onlar bizim sınıf öğretmenlerimiz durumundadır. Anlamadıklarımızı bize izah etmişlerdir. O kadar.
İmam Azam -Allah ona rahmet etsin- bu Ümmet'in büyüklerinden ve ilimde ilklerindendir. Açtığı çığır o kadar büyüktür ki, talebelerinin sürdürdüğü ilim yolu, onlarla anılacak kadar büyük ve geniş bir yol olarak devam etmiştir. Bu bir berekettir. Fakat şunu kesin bir ölçü olarak bilelim: İmam Azam da, talebeleri de biz de hepimiz Ashabı kiramın akidesindeyiz. Başka akideden olmak insanı cennete koymaz. Aradaki duyduğumuz isimler sadece ara durakların isimleridir. İstasyonumuz ashabın istasyonudur. Allah'a emanet olasınız.
Mü'minlerin itikatta tabi oldukları ekollerle alakalı olarak kati bir tasnif yapmak mümkün değildir diyebiliriz. Sathi bir tasnif yapabiliriz. O tasnif de şöyle olabilir diye zannederiz: Umumen iki gruba ayrılır: İlk çekirdek nesil olan Ashab-ı Kiram’ı esas alan ekoller. Bunlara EHL-İ SÜNNET adını veririz. Bunlar da kendi içlerinde Eş’ariler, Maturidiler ve Selefiler olmak üzere üç gruba ayrılabilir. Dört mezhebin umumiyeti bu grup içindedir. Ehl-i Sünnet dışında kalan farklı gruplar. Bunlar başta Şiiler olmak üzere pek çok isimle anılabilirler.
Eş'arilik ve Maturidilik bu dinin iman edenlerinin mezheplerindendir. Kimsenin kimseyi dışlamaya hakkı yoktur.
Sizin vebaliniz yoktur bunda.
Sen Kur'an’a göre Müslümansın. Başka bir isim Müslümanlık değildir, Müslümanlık öğreten bir ekoldür sadece. Dolayısıyla böyle şeylerle meşgul olarak şeytana yardım etmemelisin. İmanını açık tehlikelerle yüzleştirme, ibadetlerini yap ve çevrene dikkat et. Gerisinde de Allah’ın yardımına güven.
akide konusundaki diğer fetvalar
İslam’a en iyi davet İslam’ı iyi bir şekilde yaşamaktır. İslam’a iman edenlerin tek yürek gibi olmaları kadar güzel bir davet olamaz. İslam’a davetin nasıllığı konusunda bile tartışanların varlığı gibi açık bir engel olabilir mi Müslüman olacaklar için? Dinimizi yaşamalıyız, davet yaşamamız kadar öncelikli olamaz. Birinci basamağı basmadan da ikinci basamağa basamayız. Almanya’da veya başka bir yerde kural böyledir.
Elbette Müslüman bir insan için zorunlu bilgi denebilecek bilgiler vardır. Bu bilgiler yaşadığı dünya hayatının gerektirdiği zorunlu bilgiler olabileceği gibi dini için zorunlu bilgiler de olabilir. Eski ulemamız bu bilgi türüne ZARURAT-I DİNİYYE BİLGİSİ (din için zorunlu olan bilgiler) adını vermişlerdir. Bu kavrama yakın bir kavram olarak icma, avam bilgisi, mütevatir, değişmez sabiteler, bilinmemesi Müslüman için uygun olmayan meseleler olarak da anılabilir ama bu ifadelerin farklı açılımları da vardır. Bu tür zorunlu bilgilerin kaynağı naslar ve icmadır. Genel olarak Müslüman için zorunlu denebilecek bilgiyi şöyle tarif edebiliriz: “Âlim ve âlim olmayanın bilmek açısından aynı olduğu, bir özel tahsil gerekmeden öğrenilebilen tartışmasız konulardır.” Bu tarifin açılımı yapıldığında görülecektir ki, zorunlu bilgilerde: Âlimlere ait özel bilgi yoktur. İnsanlar arasında yaygın olduğu için derin bir araştırma gerektirmeyen bilgilerdir. Bu bilgiler nesilden nesile aktarılarak Müslümanlar arasında yayılmıştır. Bazı âlimlerin veya bir âlimin ortaya attığı özel bir görüş için bu kural geçerli değildir. Herkesin bildiği açık bilgilerden oluşur. Bu bilgiler zamanla değişmez, içtihat alanına girmez yani bu konularda içtihat yapılamaz, tartışılamaz. Bu bilgilerin varlığı dinin temel kurallarını oluşturduğu için akla göre olması gerekmez, akıl mantık üzerinden değerlendirilemez. Akide, ibadet ve ahlâka ait genel kurallardan oluşur. Bu konuları bilememek bilmeyen için özür kabul edilebilir. İnkâr eden için ise “dinin temellerinden birini inkâr etme” kuralı işleyebilir.
KURTARDI sözcüğü, Allah Teâlâ için kullanıldığı gibi kullanılırsa elbette bundan akidevi bir sorun çıkar. Öyle değil de “kurtulmasına sebep oldu” anlamında kullanılırsa bir sakınca oluşmaz biiznillah.
Akide: İnanılan esaslara verilen isimdir. Şeriat: İbadet ve hayat kurallarının dine göre belirlenmesidir. Fıkıh: Dine dair bilgilerin kaynakları ile öğrenilmesidir.
'Vela ve Bera' mü'minin mü'min ile kâfirin de kâfir ile olması anlamına anlaşılmalıdır. İki cephe var bu dünyada: Mü'minler ve kâfirler. Eğer bir mü'min kendini, kâfirlerin yanında da durabilecek anlayışta görüyorsa işte tehlike budur ve bu iman açısından sıkıntıdır. Meseleyi böyle anlayabilirsiniz.
Bunun temelinde asıl tereddüt, Peygamber aleyhisselam ve elimizdeki kitap olan Kur'an'dadır. Siz yanlış bir soruyu irdeliyorsunuz. Bu irdelemenizin nedeni de hissedin veya etmeyin piyasadaki mevcut din üzerinden yürütülen felsefeli tartışmalara takılmaktır. İstiğfar edin, imanınızla alakalı bataklıklara yaklaşmayın. Allah yardımcımız olsun.