Fetva Meclisi
Soru
Akide, fıkıh ve şeriat benzer anlamdaki kelimeler midir?
Cevap
Benzer fetvalar
İkisi arasında fark bulunuyor. ŞERİAT, Allah’tan inen dinin adıdır. Eksiği, fazlası olmaz; bütünüyle imanımızı yansıtan değerin adı Şeriat olarak zikrettiğimiz kavramdır. Buna İslam da diyebiliriz. Fıkıh ise o Şeriat’ı anlamak ve pratikleştirmek için müçtehitlerin yaptığı çalışmaların bütününün adıdır. Buna göre de Şeriat içeriği ile olduğu gibi Allah’a aittir. Fıkıhta ise müçtehitlerin yaptığı içtihatlar bulunduğu için insana ait yorumlar da bulunmaktadır.
ŞERİAT sözünün İslam’ın kendisi ve Kur'an’ın hükümleri demek olduğunu bilmeden toplumdaki yaygın anlamı ile AŞIRI DİNDARLIK/TERÖR BAĞLANTISI gibi bir mana kastederek söyledi ise inşaallah dinden çıkmış olmaz. Dinden çıkmaz ama koyu bir cahil olduğunu belgelemiş olur.
Din açısından bağlayıcı hükmü bulunan ve önemi olan bir EBCED HESABI söz konusu değildir. Böyle bir şeye itibar etmenin de makul bir yanı yoktur.
Derin ilmi bir araştırmada verdiğiniz örnekteki gibi bir fark ortaya çıksa da bizim gibi sıradan insanların anlaması gereken şudur: Nebî Resûl, Resûl Nebî demektir.
1- Bu hadisin sahih olmadığı kesindir. Aslının olmadığını söyleyenlerin yanında zayıf olduğunu söyleyenler de bulunmaktadır. Zayıf olmasına rağmen, hüküm için olmamak kaydıyla örneklendirme yapmada kullanılabileceği söylenmiştir. Örneklendirme için kullanılma ile kastedilen de şudur: Zihin açma, fikir üretmeye yönlendirme seviyesinde kullanma. Söz konusu derste de bu maksatla kullanılmıştır. 2- Fıkıhta kullanılması ile akidede kullanılması arasında ise şu fark vardır: Fıkıh, içtihada açık bir ilimdir. Kıyas yapılır ve kıyas üzerinden yeni hükümler verilir. Bu hükümlerde de içtihat edenlerin içtihatlarına göre farklılıklar bulunabilir. Ancak akidede içtihat nasıl yapılacak? Akidenin çizgileri azaltılmamak ve çoğaltılmamak üzere sınırlandırılmıştır. İçtihat edilip imanın şartların yediye mi çıkarılacak ya da meleklere iman mı kaldırılacak? Akidede yapılacak bir içtihat, insanların iman mıdır küfür müdür üzerinden ihtilaf etmelerini doğurur ki böyle bir ihtilafta ne rahmet olur ne da maslahat. Bunun için akidenin esasında içtihat yoktur. Akideyi anlamada kullanılan kelam veya felsefe menşeli ek bilimler üzerinden içtihatlar yapılabilir ki o da dinin esası değildir. Allah ilminize ve amelinize bereket versin.
Selamünaleyküm. Yasini Şerif, dua değil sure adıdır. Arapça metnine abdestsiz tutulmaz. Tercümesi ise abdestsiz okunabilir. Tutmadan okumak için hiçbir şekilde abdest gerekmez.
akide konusundaki diğer fetvalar
KURTARDI sözcüğü, Allah Teâlâ için kullanıldığı gibi kullanılırsa elbette bundan akidevi bir sorun çıkar. Öyle değil de “kurtulmasına sebep oldu” anlamında kullanılırsa bir sakınca oluşmaz biiznillah.
'Vela ve Bera' mü'minin mü'min ile kâfirin de kâfir ile olması anlamına anlaşılmalıdır. İki cephe var bu dünyada: Mü'minler ve kâfirler. Eğer bir mü'min kendini, kâfirlerin yanında da durabilecek anlayışta görüyorsa işte tehlike budur ve bu iman açısından sıkıntıdır. Meseleyi böyle anlayabilirsiniz.
Elbette Müslüman bir insan için zorunlu bilgi denebilecek bilgiler vardır. Bu bilgiler yaşadığı dünya hayatının gerektirdiği zorunlu bilgiler olabileceği gibi dini için zorunlu bilgiler de olabilir. Eski ulemamız bu bilgi türüne ZARURAT-I DİNİYYE BİLGİSİ (din için zorunlu olan bilgiler) adını vermişlerdir. Bu kavrama yakın bir kavram olarak icma, avam bilgisi, mütevatir, değişmez sabiteler, bilinmemesi Müslüman için uygun olmayan meseleler olarak da anılabilir ama bu ifadelerin farklı açılımları da vardır. Bu tür zorunlu bilgilerin kaynağı naslar ve icmadır. Genel olarak Müslüman için zorunlu denebilecek bilgiyi şöyle tarif edebiliriz: “Âlim ve âlim olmayanın bilmek açısından aynı olduğu, bir özel tahsil gerekmeden öğrenilebilen tartışmasız konulardır.” Bu tarifin açılımı yapıldığında görülecektir ki, zorunlu bilgilerde: Âlimlere ait özel bilgi yoktur. İnsanlar arasında yaygın olduğu için derin bir araştırma gerektirmeyen bilgilerdir. Bu bilgiler nesilden nesile aktarılarak Müslümanlar arasında yayılmıştır. Bazı âlimlerin veya bir âlimin ortaya attığı özel bir görüş için bu kural geçerli değildir. Herkesin bildiği açık bilgilerden oluşur. Bu bilgiler zamanla değişmez, içtihat alanına girmez yani bu konularda içtihat yapılamaz, tartışılamaz. Bu bilgilerin varlığı dinin temel kurallarını oluşturduğu için akla göre olması gerekmez, akıl mantık üzerinden değerlendirilemez. Akide, ibadet ve ahlâka ait genel kurallardan oluşur. Bu konuları bilememek bilmeyen için özür kabul edilebilir. İnkâr eden için ise “dinin temellerinden birini inkâr etme” kuralı işleyebilir.
Bunun temelinde asıl tereddüt, Peygamber aleyhisselam ve elimizdeki kitap olan Kur'an'dadır. Siz yanlış bir soruyu irdeliyorsunuz. Bu irdelemenizin nedeni de hissedin veya etmeyin piyasadaki mevcut din üzerinden yürütülen felsefeli tartışmalara takılmaktır. İstiğfar edin, imanınızla alakalı bataklıklara yaklaşmayın. Allah yardımcımız olsun.
İmam Azam -Allah ona rahmet etsin- bu Ümmet'in büyüklerinden ve ilimde ilklerindendir. Açtığı çığır o kadar büyüktür ki, talebelerinin sürdürdüğü ilim yolu, onlarla anılacak kadar büyük ve geniş bir yol olarak devam etmiştir. Bu bir berekettir. Fakat şunu kesin bir ölçü olarak bilelim: İmam Azam da, talebeleri de biz de hepimiz Ashabı kiramın akidesindeyiz. Başka akideden olmak insanı cennete koymaz. Aradaki duyduğumuz isimler sadece ara durakların isimleridir. İstasyonumuz ashabın istasyonudur. Allah'a emanet olasınız.
İslam’a en iyi davet İslam’ı iyi bir şekilde yaşamaktır. İslam’a iman edenlerin tek yürek gibi olmaları kadar güzel bir davet olamaz. İslam’a davetin nasıllığı konusunda bile tartışanların varlığı gibi açık bir engel olabilir mi Müslüman olacaklar için? Dinimizi yaşamalıyız, davet yaşamamız kadar öncelikli olamaz. Birinci basamağı basmadan da ikinci basamağa basamayız. Almanya’da veya başka bir yerde kural böyledir.