Fetva Meclisi
Soru
Niye İmam Ebu Hanife’nin fıkhında olanlar onun akidesinde değil de Maturidi veya Eş’ari akidesinde oluyorlar?
Cevap
Benzer fetvalar
İnna lillahi ve inna ileyhi raciûn! Bizim bizden asırlar önce ölmüş bir büyüğümüzün imanını irdeliyor olmamız ne kadar ağır bir takıntıdır. Selefiye kimdir, selefi olmayan kimdir? İki ayrı dinden mi söz ediliyor? Asıl sorulması gereken ise İmam Azam rahmetullahi aleyhin nasıl ondan onlarca sene sonra gelen birinin yani İmam Maturidi'nin mezhebinden olabileceği değil midir? Dikkat ederseniz, iman gibi bir konuda nefislerimizi tatmin etmeyi bir iş zannediyoruz. Allah Teâlâ akıbetimizi hayır kılsın. Âmin.
‘A’zam’ Arapça bir kelimedir ve ‘en büyük’ anlamına gelmektedir. ‘İmam A’zam’ da ‘En büyük imam’ anlamında kullanılmıştır. Ebu Hanife rahmetullahi aleyh, asırlardan beri fıkıh ilminin en büyüklerinden kabul edilmektedir. Fıkıh ilminin kurulmasında kendisinin, gelişmesinde de talebelerinin büyük katkısı olmuştur. Onun imamlık, imamlığının da en büyüklükle taltif edilmesi, diğer mü’minleri rencide edici olmadığına göre münakaşa edilmeyi gerektirici bir durum yok demektir. Ümmete hizmet etmiş ve ömrünü dininin hizmetinde kullanmış bir insanın bütün dünya Müslümanları tarafından kıyamete kadar hayırla yâd edilmesi, iftihar edilecek bir durumdur. Nitekim diğer ilim dallarında benzer durumu olanlara aynı unvan veya benzer saygıyı yansıtan unvanlar verilmiştir. Bu ümmetin, büyüklerine saygısıdır. Allah onlardan razı olsun.
İmam Ebu Hanife (rahmetullahi aleyh) ile İmam Maturidi (rahmetullahi aleyh) arasında zaman farkı vardır. İkisi arasındaki zaman farkı, meselelerin de büyümesi demektir. İmam Maturidi’nin zamanındaki meseleler, İmam Ebu Hanife zamanında olmayan meselelerdi denebilir. İmam Maturidi, İmam Ebu Hanife’nin ilkeleri üzerinden zamanının gerekenini yaptı. İki ayrı ekol gibi görülmelerini gerektirecek bir sonuç yoktur. Allah Teâlâ her ikisine de rahmeti ile muamele buyursun.
Evet, böyle bir kaside vardır. Bu kasidenin Ebu Hanife rahmetullahi aleyhe nispeti sahih değildir. Muteber kaynaklarda yoktur. Olsa bile onunla ibadet yapılamaz. İbadetin ne ile nasıl yapılacağı bellidir, ona ilave yapamayız.
Selamünaleyküm. İmam Azam Ebu Hanife rahmetullahı aleyhin bilinen bir eseri yoktur. Bizim onun mezhebi üzerine olmamız, talebeleri üzerinden bilhassa talebesi İmam Muhammed’in eserleri üzerindendir. Selamünaleyküm.
Selamünaleyküm. Biz ve siz, inşaallah ashabı kiramın itikadı üzereyiz. Saydığınız isimler itikat koymuş/koyabilecek kimseler değildir. Onlar bizim sınıf öğretmenlerimiz durumundadır. Anlamadıklarımızı bize izah etmişlerdir. O kadar.
akide konusundaki diğer fetvalar
Bunun temelinde asıl tereddüt, Peygamber aleyhisselam ve elimizdeki kitap olan Kur'an'dadır. Siz yanlış bir soruyu irdeliyorsunuz. Bu irdelemenizin nedeni de hissedin veya etmeyin piyasadaki mevcut din üzerinden yürütülen felsefeli tartışmalara takılmaktır. İstiğfar edin, imanınızla alakalı bataklıklara yaklaşmayın. Allah yardımcımız olsun.
'Vela ve Bera' mü'minin mü'min ile kâfirin de kâfir ile olması anlamına anlaşılmalıdır. İki cephe var bu dünyada: Mü'minler ve kâfirler. Eğer bir mü'min kendini, kâfirlerin yanında da durabilecek anlayışta görüyorsa işte tehlike budur ve bu iman açısından sıkıntıdır. Meseleyi böyle anlayabilirsiniz.
Akide: İnanılan esaslara verilen isimdir. Şeriat: İbadet ve hayat kurallarının dine göre belirlenmesidir. Fıkıh: Dine dair bilgilerin kaynakları ile öğrenilmesidir.
KURTARDI sözcüğü, Allah Teâlâ için kullanıldığı gibi kullanılırsa elbette bundan akidevi bir sorun çıkar. Öyle değil de “kurtulmasına sebep oldu” anlamında kullanılırsa bir sakınca oluşmaz biiznillah.
Elbette Müslüman bir insan için zorunlu bilgi denebilecek bilgiler vardır. Bu bilgiler yaşadığı dünya hayatının gerektirdiği zorunlu bilgiler olabileceği gibi dini için zorunlu bilgiler de olabilir. Eski ulemamız bu bilgi türüne ZARURAT-I DİNİYYE BİLGİSİ (din için zorunlu olan bilgiler) adını vermişlerdir. Bu kavrama yakın bir kavram olarak icma, avam bilgisi, mütevatir, değişmez sabiteler, bilinmemesi Müslüman için uygun olmayan meseleler olarak da anılabilir ama bu ifadelerin farklı açılımları da vardır. Bu tür zorunlu bilgilerin kaynağı naslar ve icmadır. Genel olarak Müslüman için zorunlu denebilecek bilgiyi şöyle tarif edebiliriz: “Âlim ve âlim olmayanın bilmek açısından aynı olduğu, bir özel tahsil gerekmeden öğrenilebilen tartışmasız konulardır.” Bu tarifin açılımı yapıldığında görülecektir ki, zorunlu bilgilerde: Âlimlere ait özel bilgi yoktur. İnsanlar arasında yaygın olduğu için derin bir araştırma gerektirmeyen bilgilerdir. Bu bilgiler nesilden nesile aktarılarak Müslümanlar arasında yayılmıştır. Bazı âlimlerin veya bir âlimin ortaya attığı özel bir görüş için bu kural geçerli değildir. Herkesin bildiği açık bilgilerden oluşur. Bu bilgiler zamanla değişmez, içtihat alanına girmez yani bu konularda içtihat yapılamaz, tartışılamaz. Bu bilgilerin varlığı dinin temel kurallarını oluşturduğu için akla göre olması gerekmez, akıl mantık üzerinden değerlendirilemez. Akide, ibadet ve ahlâka ait genel kurallardan oluşur. Bu konuları bilememek bilmeyen için özür kabul edilebilir. İnkâr eden için ise “dinin temellerinden birini inkâr etme” kuralı işleyebilir.
İslam’a en iyi davet İslam’ı iyi bir şekilde yaşamaktır. İslam’a iman edenlerin tek yürek gibi olmaları kadar güzel bir davet olamaz. İslam’a davetin nasıllığı konusunda bile tartışanların varlığı gibi açık bir engel olabilir mi Müslüman olacaklar için? Dinimizi yaşamalıyız, davet yaşamamız kadar öncelikli olamaz. Birinci basamağı basmadan da ikinci basamağa basamayız. Almanya’da veya başka bir yerde kural böyledir.