Fetva Meclisi
Soru
Hocam imamı Azam Ebû Hanife’nin kasidesi var mıdır? Eğer varsa okunduğunda fazileti var mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
İmam Azam -Allah ona rahmet etsin- bu Ümmet'in büyüklerinden ve ilimde ilklerindendir. Açtığı çığır o kadar büyüktür ki, talebelerinin sürdürdüğü ilim yolu, onlarla anılacak kadar büyük ve geniş bir yol olarak devam etmiştir. Bu bir berekettir. Fakat şunu kesin bir ölçü olarak bilelim: İmam Azam da, talebeleri de biz de hepimiz Ashabı kiramın akidesindeyiz. Başka akideden olmak insanı cennete koymaz. Aradaki duyduğumuz isimler sadece ara durakların isimleridir. İstasyonumuz ashabın istasyonudur. Allah'a emanet olasınız.
Bu tür ihtilaflı meselelerde, ihtilaftan derin boyutlar aramak doğru görülmez. İmam veya başkası olarak hangisine göre davranılsa doğru yoldan gidilmiş olur biiznillah. Fakat Hanefi mezhebinde ağırlıklı tutum, namaz gibi ibadetlerde Ebu Hanife’nin görüşünü öne çıkarmaktır. Bu sitede daha önce verilmiş fetvalarda imam ve cemaatin bunu tekrar etmesi görüşü öne çıkarılmıştır.
Selamünaleyküm. İmam A'zam Ebu Hanife rahmetullahi aleyhin hadis ilmini değerlendirmediği şeklindeki değerlendirmenin akılla izah edilebilirliği yoktur. Evet, Ebu Hanife ile Ahmed bin Hanbel arasında bir kıyaslama yapıldığında Ebu Hanife'nin hadisleri 'az' denebilir. Ebu Hanife'nin yaşadığı dönem, hadis açısından Ahmed bin Hanbel'in dönemine göre hadislerin yazılmadığı bir dönemdir. Bunu da bir etken olarak bilmeliyiz. Bu nedenle de, Ebu Hanife'de bir hadisten kırk mesele üretme mantığı hâkim görülür. Öbüründe de bir mesele kırk hadisin rivayetini önerme mantığı görülür. Netice olarak, Ebu Hanife'yi hadisten uzak görmeyi cevaplandırmak bile abestir. Bir Ahmed bin Hanbel düzeyinde görmek de ilmî olmaktan uzaktır. O az hadis kullandı ise de, peşinden gidenler hadise hizmet ettiler, onda az olan ekolünde derya oldu elhamdülillah.
İmam Ebu Hanife (rahmetullahi aleyh) ile İmam Maturidi (rahmetullahi aleyh) arasında zaman farkı vardır. İkisi arasındaki zaman farkı, meselelerin de büyümesi demektir. İmam Maturidi’nin zamanındaki meseleler, İmam Ebu Hanife zamanında olmayan meselelerdi denebilir. İmam Maturidi, İmam Ebu Hanife’nin ilkeleri üzerinden zamanının gerekenini yaptı. İki ayrı ekol gibi görülmelerini gerektirecek bir sonuç yoktur. Allah Teâlâ her ikisine de rahmeti ile muamele buyursun.
Selamünaleyküm. Müslüman olma ve İslam’ı ikame etme mecburiyetimiz vardır. Kur'an ve Sünnet’i Ebu Hanife kadar anlayanın, Ebu Hanife’ye bağlanması gerekmez. Yeter ki, anlamakla anlıyor gibi olmak arasındaki farkı da anlamış olsun.
‘A’zam’ Arapça bir kelimedir ve ‘en büyük’ anlamına gelmektedir. ‘İmam A’zam’ da ‘En büyük imam’ anlamında kullanılmıştır. Ebu Hanife rahmetullahi aleyh, asırlardan beri fıkıh ilminin en büyüklerinden kabul edilmektedir. Fıkıh ilminin kurulmasında kendisinin, gelişmesinde de talebelerinin büyük katkısı olmuştur. Onun imamlık, imamlığının da en büyüklükle taltif edilmesi, diğer mü’minleri rencide edici olmadığına göre münakaşa edilmeyi gerektirici bir durum yok demektir. Ümmete hizmet etmiş ve ömrünü dininin hizmetinde kullanmış bir insanın bütün dünya Müslümanları tarafından kıyamete kadar hayırla yâd edilmesi, iftihar edilecek bir durumdur. Nitekim diğer ilim dallarında benzer durumu olanlara aynı unvan veya benzer saygıyı yansıtan unvanlar verilmiştir. Bu ümmetin, büyüklerine saygısıdır. Allah onlardan razı olsun.
ebu hanife konusundaki diğer fetvalar
Sizin kıldığınız namazlarda yaptığınız hareketler tesadüfen keşfedilmiş hareketler değildir. Neticede bir İslam toprağındaki ulemadan öğrenilmiş işleri yapıyorsunuz. Siz sonradan konuşmaya başlamış bir zatın anlattıkları ile zihninizi karıştırırsanız her gelen sizi sürükler durur. Bu da sizin zararda olmanız demektir. Belirttiğiniz kardeşimiz, İslam’ı genellikle yeni öğrenme durumunda olan insanlara anlatmaktadır. Anlattıkları yanlış şeyler olmadığı kadar tek doğru şeyler de değildir. Daha dengeli bakmaya çalışın; şeytanın size şüphe uyandıracağı alanlardan uzak durun.
Fukahadan biri, bile bile bir hadise karşı kendi görüşünü ileri sürüp “böyle olması daha güzel olur” demez/dememiştir/diyemez de. Fakih, o hadisin anlaşılmasını yönlendirecek başka hadisler bildiği için o içtihadını ortaya koyar. Mesela bu hadiste kadının fiziksel yapısının gereği olan duruma Şeriat zaten itibar ediyor, burada da itibar etmiştir şeklinde anlaşılmamaktır. Yoksa maazallah fakih birinin hele hele Ebu Hanife gibi mücahit bir fakihin keyfiliğinden söz edemeyiz. Onlar bu dinin ilimlerinden geçinmiş kimseler değildirler. Dinlerine canlarını feda ettiklerine asırların şahit olduğu Allah dostlarıdırlar. Rabbim izlerini sürmeyi bize kolay kılsın.
Güzel kardeşim benim, seni tebrik ederim. İçinden geçenleri kaleminle yazmışsın. Pek güzel etmişsin. Allah Teâlâ seni muradına erdirsin, cennetlerine giren kullarından etsin. Âlim kulları ile beraber haşretsin. Şimdi soruna gelelim: Ebu Hanife rahmetullahi aleyh, ilim, içtihat, müçtehit ve mesela ben! Ne kadar çetin bir bileşimi yansıtıyor bu kelimeler bakar mısın? Kelime olarak bile bir arada durması zor bunların, çok zor hem de. Müçtehitlik bir kitap koleksiyonu sahibi olmanın adı değildir. Her şeyden önce o bir nasip meselesidir. Allah Teâlâ dilediği kullarına lütfetmiş bunu. Bir de işin içine ihlas farkını koyduk mu bize yer kalmıyor güzel kardeşim benim. İhlas, ihlas ve ihlas. Kim ne için neyin peşinden koşuyor sorusunun cevabıdır ihlas. Allah’ı ve dinini hayatı hâline getirenlerle diploma ve koltuğu din gibi tutanların nesi birbirine benzer olabilir, değil mi? Umutsuz değiliz, onlar gibi olamazsak da onları sevip peşlerinden gittiğimiz melekler tarafından kaydediliyor ve onlarla buluşacağımızı umduğumuz yerde önümüze konacak bu imrenişimiz, umut doluyuz elhamdülillah. Temenni ederim senin bu sözlerin dua olsun. Melekler de o duaya âmin desin. Sana da dualar ederim güzel kardeşim benim.