Fetva Meclisi
Soru
Hocam bu aralar Zakir Naik hocayı dinliyorum ama onu dinledikçe kafam karıştı iyice çünkü anlattığı her konuda delil gösteriyor. Mesela elleri göğüs üzerinde tutmakla ilgili şöyle açıklıyor, imam Hanife’ye zayıf hadis imam Şafiye ise güçlü sahih hadis gelmiş. Bu durum karşısında insan tereddüde düşüyor. Biz imam Hanife’ye tabiyiz, eğer imam Hanife hata yaptıysa biz doğal olarak o hataya düşüyoruz. Ahiret günü bu hatadan mesul müyüz?
Cevap
Benzer fetvalar
a- Namaz mü'minin en büyük ibadetidir. Dinimiz namazımız kadar canlı demektir. Namazımızı olduğu gibi beşeri müdahalelerden arınmış olarak eda etmeliyiz. b- Yaptığınızı söylediğiniz şeyleri Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin yaptığı işler olduğu kesindir. Dolayısıyla yanlış yapmıyorsunuz. Onları yapmadan kılınmış bir namaz da Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin sünneti üzere kılınmış bir namazdır biiznillah. Ortada çelişki yoktur. Peygamber aleyhisselamın çok yönlü uygulamalarının bize aktarılmasıdır gördüklerimiz. c- Size namaz kılmayı öğrendiğiniz ilmihal yeterlidir. Mesela Hanefi mezhebi üzere kıldığınız namazı daha sonra bu belirttiğiniz örneklerle renklendirerek “daha fazla sünnete tabi olmak” gibi görülse de yaptığınız bu durum, ibadetler üzerinden farklılık zevki almaya götürebilir bizi. Niyetiniz elbette Allah'ın bileceği bir iştir ama siz ibadetleri bu tür renklendirmelerden koruyun.
Selamünaleyküm, Okuduğunuz kitap, Siret-i Nebi alanında çok değerli bir kitaptır. Fıkıh alanında ise değindiği meseleleri umumiyetle Hanbelî fıkhını esas alarak yazmaktadır. Buna dikkat ederek okumanız gerekir. Her ne kadar Hanbelî fıkhını yazması, bizim açımızdan adeta bir yabancı görüşü beyan ediyor gibi algılanmıyor ise de neticede farklı içtihatların bulunduğu iki ekolün arasında dinimizi yanlış anlamaya sebep olacak hatalar yapmamalıyız. Namazda iftitah tekbiri dışındaki yerlerde ellerin tekbir esnasında kaldırılması meselesinde iki görüş vardır. Bunların birincisi, İmam Şafii'nin ve Ahmed bin Hanbel'in görüşüdür ki, bu görüşe göre rukü’ye giderken ve kalkarken de eller kaldırılır. Bu hususta başta Buharî olmak üzere pek çok muhaddisin yirmiye yakın sahabeden rivayet ettiği hadisler vardır. İkinci görüşe göre ise, sadece iftitah tekbiri esnasında eller kaldırılır. Bu görüşü de destekleyen Ebu Davud ve Nesaî'nin Abdullah bin Mesud radıyallahu anhtan rivayet ettiği hadisler vardır. Birinci görüş sahipleri ikinci görüş sahiplerinin dayanağı olan hadislerin zayıf olduğunu söylemişlerdir. Netice olarak Ebu Hanife (r.a.) aleyhin, kendi zevkine göre bir iş yapması söz konusu değildir. Mezhebinde büyük oranda etkisi bulunan Abdullah bin Mesud radıyallahu anh’ın rivayeti ile amel etmektedir. Bize düşen, bu tür konularda tartışma yerine, amelimizi ihlâsla ve sürekli yapmaya çalışmaktır. Bir de, asırlardır tartışılmış ve üzerinde yığınla eser yazılmış meseleleri yeni keşfetme heyecanı ile ortaya atılmamak olmalıdır. Allah'a emanet olunuz.
Selamünaleyküm. Allah yardımcınız olsun. Fitnenin kol gezdiği bir zamanda Müslümanların böyle ayrıntılarla uğraşmaları büyük bir taktik hatasıdır. Size tavsiyem, hiçbir şekilde bu fitneye katılmayın. Dininize hizmet edin, namaz kıldırın, namazı öğretin, imanı yayın. Sizi illa tartışmaya çekecek olurlarsa tarafsız kalın. Siyasetiniz şu olsun: dine davet ederiz, iç ayrıntılarda tartışmayız. Her biri fıkıh kitaplarında bulunan meselelerdir bunlar. Kafadan uydurulmuş şeyler değildir ama siz anlatamazsınız, boşuna kendinizi yormayın.
Fukahadan biri, bile bile bir hadise karşı kendi görüşünü ileri sürüp “böyle olması daha güzel olur” demez/dememiştir/diyemez de. Fakih, o hadisin anlaşılmasını yönlendirecek başka hadisler bildiği için o içtihadını ortaya koyar. Mesela bu hadiste kadının fiziksel yapısının gereği olan duruma Şeriat zaten itibar ediyor, burada da itibar etmiştir şeklinde anlaşılmamaktır. Yoksa maazallah fakih birinin hele hele Ebu Hanife gibi mücahit bir fakihin keyfiliğinden söz edemeyiz. Onlar bu dinin ilimlerinden geçinmiş kimseler değildirler. Dinlerine canlarını feda ettiklerine asırların şahit olduğu Allah dostlarıdırlar. Rabbim izlerini sürmeyi bize kolay kılsın.
Bu verdiğiniz çapraz örnekler kitaplarda vardır ama pratikte milyonda bir bile görülmez. Bu meselelerle nefes tüketecek kadar vakit bulayacağımız bulanık bir zamanda yaşıyoruz. Allah yardımcımız olsun. Namazın kendisi toptan gidiyor hatta iman eriyor biz o mezhepten bu mezhebe kan nakli yapmaya vakit bulamamalıyız. Netice olarak şunu söyleyebiliriz: Önceden kıldığınız bir namazda böyle bir sorun olduğunu sonradan öğrenirseniz mesele yoktur, Allah kabul buyursun. Namaza başlamadan önce böyle bir durum olduğunu görürseniz herkes mezhebine göre amel etsin. Zira mezhep titizliğimiz namaz ve iman titizliğimizin önünde duruyor. Vesvesenin önünü tıkayalım.
Yok dinimizde böyle bir şey. Uzak durun. İmanınızı ve aklınızı koruyun. Şeytan sizi de milim milim bu tuzağa çekmeye başlamış aman dikkat edin. Tek bir kelime ve tek bir nefes yaklaşmayın bunlara.
ebu hanife konusundaki diğer fetvalar
Evet, böyle bir kaside vardır. Bu kasidenin Ebu Hanife rahmetullahi aleyhe nispeti sahih değildir. Muteber kaynaklarda yoktur. Olsa bile onunla ibadet yapılamaz. İbadetin ne ile nasıl yapılacağı bellidir, ona ilave yapamayız.
Güzel kardeşim benim, seni tebrik ederim. İçinden geçenleri kaleminle yazmışsın. Pek güzel etmişsin. Allah Teâlâ seni muradına erdirsin, cennetlerine giren kullarından etsin. Âlim kulları ile beraber haşretsin. Şimdi soruna gelelim: Ebu Hanife rahmetullahi aleyh, ilim, içtihat, müçtehit ve mesela ben! Ne kadar çetin bir bileşimi yansıtıyor bu kelimeler bakar mısın? Kelime olarak bile bir arada durması zor bunların, çok zor hem de. Müçtehitlik bir kitap koleksiyonu sahibi olmanın adı değildir. Her şeyden önce o bir nasip meselesidir. Allah Teâlâ dilediği kullarına lütfetmiş bunu. Bir de işin içine ihlas farkını koyduk mu bize yer kalmıyor güzel kardeşim benim. İhlas, ihlas ve ihlas. Kim ne için neyin peşinden koşuyor sorusunun cevabıdır ihlas. Allah’ı ve dinini hayatı hâline getirenlerle diploma ve koltuğu din gibi tutanların nesi birbirine benzer olabilir, değil mi? Umutsuz değiliz, onlar gibi olamazsak da onları sevip peşlerinden gittiğimiz melekler tarafından kaydediliyor ve onlarla buluşacağımızı umduğumuz yerde önümüze konacak bu imrenişimiz, umut doluyuz elhamdülillah. Temenni ederim senin bu sözlerin dua olsun. Melekler de o duaya âmin desin. Sana da dualar ederim güzel kardeşim benim.