Fetva Meclisi
Soru
Selamünaleyküm hocam. Ben şu an İbn-i Kayyım'ın yazmış olduğu Zadul Mead isimli eseri okuyorum. Orada dil ile niyet etmenin bid’at olduğu yazmakta ayrıca Ebu Hanife'ye göre de bidat olduğunu biliyorum. Peki, bu bize nereden daha doğrusu hangi imamın görüşü olarak gelmiş? İkinci olarak İbn-i Kayyım(Allah ondan razı olsun) Allah resulü (s.a.v.)’nün her tekbir alışında ellerini kaldırdığının sahih olduğunu belirtmekte ve ellerini kaldırmadığı yönündeki rivayeti de kabul etmemekte. Peki Ebu Hanife’nin bu konudaki görüşü nedir? Daha doğrusu Ebu Hanife(Allah ondan razı olsun)hangi rivayete göre ellerin kaldırılmayacağını belirmiştir? Son olarak hocam bu sorularım kesinlikle Ebu Hanife’yi sorgulamak anlamı taşımamaktadır. İlim sahibi olmadığımız için bunları size sormanın daha doğru olacağını düşündüm. Allah sizden razı olsun
Cevap
Benzer fetvalar
Aleykümselam. Keşke elinizi kıpırdatmasanız da din üzerinden böyle bir münakaşa oluşturmasaydınız. O daha bereketli olurdu. Telfik bu değildir belki ama fitne böyle başlar.
Selamünaleyküm. Sizin kıldığınız şekil de namazdır, yeni öğrendiğiniz kitaptaki de namazdır. Tereddüt etmeniz gerekmez. Size tavsiyem, bir İlmihal kitabını esas almanızdır. Daha rahat anlarsınız. Bu farklara da takılmayın. Bunlar ilim adamlarının düzeyinde konulardır. Allah yardımcınız olsun. Eşinize de size de dualar ederim.
Hanefilikten çıksanız da dinden çıkmış olmazsınız elbette ama din meselelerinde böyle düşünmeyin. Hanefilerin de okuduğu bir hadis muhakkak vardır. Bir çiçekle bahar olmadığı gibi bir hadisle de namaz olmuyor.
Selamünaleyküm. Fıkıh ilmi, en iyinin araştırıldığı ilmin adıdır. Bu en iyiye ulaşırken de temel kaynak Kur'an ve Sünnet'tir. Kur'an ve Sünnet, bir yandan bize ulaşması açısından araştırılırken bir yandan da en açık nasıl anlaşılır şeklinde de araştırılmaktadır. Böylesi daha yakın duruyor tersindeki idraklerden de mezhep farklılıkları çıkmıştır. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin yaptığı işlerle ilgili iki hususu kaydetmeliyiz. Birincisi, o ne yaptı ise bizim için onun yegâne ölçü olduğudur. Bunu tartışmayız. İkincisi de, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin farklı zamanlarda farklı işler yaptığı gerçeğidir. Onu sorgulayamayacağımıza göre, ne yaptı ise onunla amel edeceğiz. İki türlü bilgi varsa ikisini de yapmamız mümkün olmadığı durumlarda, hangisi daha öne çıkanı tarzında bir inceleme yaparız. Mezhep imamlarının yaptığı da budur. Ellerin kaldırılması meselesini buna kıyas edebilirsiniz. Bir yanlışlık yok, yapılmaması gerekip de yapılan yoktur. Allah'a emanet olun.
Sizin kıldığınız namazlarda yaptığınız hareketler tesadüfen keşfedilmiş hareketler değildir. Neticede bir İslam toprağındaki ulemadan öğrenilmiş işleri yapıyorsunuz. Siz sonradan konuşmaya başlamış bir zatın anlattıkları ile zihninizi karıştırırsanız her gelen sizi sürükler durur. Bu da sizin zararda olmanız demektir. Belirttiğiniz kardeşimiz, İslam’ı genellikle yeni öğrenme durumunda olan insanlara anlatmaktadır. Anlattıkları yanlış şeyler olmadığı kadar tek doğru şeyler de değildir. Daha dengeli bakmaya çalışın; şeytanın size şüphe uyandıracağı alanlardan uzak durun.
Selamünaleyküm. Sahih hadis bulunduğu hâlde, Ebu Hanife rahmetullahi aleyhin amel etmediği tek bir mesele yoktur ki? Bunu nereden çıkardınız. Sahih hadisin karşısında ya bir başka sahih hadis daha vardır ya da âyet vardır. Mesele sizin zannettiğiniz gibi değildir.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Selamünaleyküm, Sana ilk ve en önemli nasihatimiz şu olsun: Şu fani dünyada ne memurluk ne de başka bir iş, insandan daha değerli değildir. Memurluğun put edildiği bir zamanda yaşıyoruz. Üniversite veya başka bir yerdeki memurluk nedir ki sen o uğurda canınla ilgili şeyleri düşüneceksin? Bu anlayış, mü'min anlayışı değildir. Biz cennet için yaşarız, cennet için yaşadığımızı iddia ederken de cennetin yanında bir hiç olan dünyanın bütünü için bile bir tırnağımızı feda etmeyiz de üç günlük memurluk için neyimizi feda edebiliriz? Yazıklar olsun, yeni nesilleri memurluğa taptırarak yetiştirenlere! Ne kötü bir şey, candan değerli memurluk; olmaz olsun! İyi etmişin de, onurundan değerli olabilecek bir yerden kurtulmuşsun. Şimdi kendine, geleceğine bak, daha fidan gibi gençsin, önünde uzun yıllar var inşallah. İyi bir mü'min olmak için uğraş. Güzel bir yuva kur. İlimse eğer gayen ilim, kimsenin tekelinde değildir. Rızık ise zaten Allah'ın elinde. Memurluk da meraklısının olsun. Sen onurlu bir mü'min olarak yaşamana bak. Zillete düşmeye değmez, hiç değmez hem de, hiç, hiç! Elindeki parayı da al, senin olsun. Harcayabilirsin. Çalmadın, hile yapmadın. Devletin onu senden istemesi durumu olursa o zaman geri verirsin. Sana dualar ediyor, sıhhat ve afiyetler diliyorum. İyi haberlerini bekliyorum.
Selamünaleyküm. Yellenmeden ötürü taharet gerekmez.
Selamünaleyküm. Yüzeysel olarak bakıldığında ikisinin de ulaştığı nokta aynıdır: 'Dini anlatmak.' Ayrıntıya girilecek olursa tebliğ, bir bilgiyi ulaştırmak anlamınadır. İrşad ise, aydınlatma, izah etme demektir. Diğer tafsilat ise çok ileri bir ayrıntıdır.
Selamünaleyküm. Zekât vermenizi gerektiren bir durum yoktur.
Selamünaleyküm, daha sonra tekrar nikâh kıymayacak iseniz ve 'otuz yıllık gibi' olacağınızı biliyorsanız, sakıncası yok, nikâh kıyabilirsiniz. Kız tarafı olarak bunu sizin çok iyi düşünmeniz gerekir. Kaybetme ihtimaliniz sizin açınızdan daha yüksektir. İyi düşünün, aile büyükleriniz de iyi düşünsün ama bu 'otuz yıllık gibi' yi onlar da iyi düşünsün. Ebeveyn de katıldı mı bu iyi düşünmeye, Şer'an hiçbir sakıncası yoktur. Düğün masrafından da kurtulursunuz. Mübarek olsun.
Selamünaleyküm, Oğul ehliyete sahip ise neden geçmesin? Önemli olan nasıl birinin ümmetin başında olduğudur. Birine kâfir demek için ya çok cesur olmak gerekir ya da aklında kıtlık olması gerekir. Tenkit ederiz, sevmeyiz, sitem ederiz ama kâfir sözü pek ağırdır.