Fetva Meclisi
Soru
Selamünaleyküm. Zekât verme hususunda bir sorum olacak. Ben 2 çocuk babası özel bir sektörde 2.500 TL maaşla çalışan kirada oturan birisiyim. Mali değeri 20.000 TL olan bir aracım var ve aracımı işe gidip gelmek için kullanıyorum. Bunun yanında 9.600 TL de borcum var. Bütün bunlar göz önünde tutulduğunda zekat vermem gerekir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Birikmiş parası olmayanın zekât vermesi gerekmez. En az altı bin lira civarında yedekte bekleyen paranız olması gerekir ki zekât verin.
Faize bulaşan birine zekât verilse zekât olarak geçerli olabilir ama biz haram işleyenlere mesafe koymayı yardımdan başlatmaktan yanayız.
Selamünaleyküm. Araba almaya niyet etmek yeterli değildir. Arabanın anlaşmasını yapıp taksitlerine imza atarsanız o zaman zekât vermeniz gerekmez.
Aleykümselam. Zekât için sene 354 gündür. Yani kameri takvimle hesap yapmak gerekir. O yıl dolduğu gün zekât verilmelidir. Gecikti ya da unutuldu ise ne kadar gerekiyordu ise o borçtur. İlk fırsatta aynı rakam olarak verilmelidir.
Selamünaleyküm. Zekat vereceğiniz zaman tahakkuk eden kira varsa onu düşebilirsiniz. Kirayı yıllık veriyorsanız yıllık miktarı düşersiniz.
Selamünaleyküm. 1- İleride ev veya araba satın almak için biriktirilen para, zekâtı verilmesi gereken paradır. Çünkü bu tarzda biriktirilmiş bir para aslında başka işler için de harcanabilir bir maldır. Mesela vaz geçip o para ile tatile de gidebilirsiniz. Ama siz mesela yüz bin liralık bir ev için sözleşme yapıp borca girseydiniz, yüzbin lira biriktirinceye kadar elinizdeki paranın zekâtı gerekmeyecekti. Böyle bir durumda elinizdekini alacaklısı adına saklamış gibi olacaktınız. 2- Ev ve iş yeri gibi kullanmakta olduğunuz ya da tarla gibi istimal ettiğiniz gayri menkuller için zekât gerekmez. Çocuklar için muhafaza ettiğiniz yerler için de gerekmez. Ancak satmaya niyet ettiğiniz gayrimenkuller, satış niyetinizden itibaren zekât malı hükmündedirler. Bu durumda da zekâtları yüzde iki buçuk üzerinden olacaktır. Allah'a emanet olunuz.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Selamünaleyküm. Yüzeysel olarak bakıldığında ikisinin de ulaştığı nokta aynıdır: 'Dini anlatmak.' Ayrıntıya girilecek olursa tebliğ, bir bilgiyi ulaştırmak anlamınadır. İrşad ise, aydınlatma, izah etme demektir. Diğer tafsilat ise çok ileri bir ayrıntıdır.
Selamünaleyküm, Oğul ehliyete sahip ise neden geçmesin? Önemli olan nasıl birinin ümmetin başında olduğudur. Birine kâfir demek için ya çok cesur olmak gerekir ya da aklında kıtlık olması gerekir. Tenkit ederiz, sevmeyiz, sitem ederiz ama kâfir sözü pek ağırdır.
Selamünaleyküm. Kurumunuz, size özel bir kayıt getirmedi ise bu sizin şahsi hakkınızdır, dilediğiniz gibi kullanabilirsiniz.
Selamünaleyküm, Okuduğunuz kitap, Siret-i Nebi alanında çok değerli bir kitaptır. Fıkıh alanında ise değindiği meseleleri umumiyetle Hanbelî fıkhını esas alarak yazmaktadır. Buna dikkat ederek okumanız gerekir. Her ne kadar Hanbelî fıkhını yazması, bizim açımızdan adeta bir yabancı görüşü beyan ediyor gibi algılanmıyor ise de neticede farklı içtihatların bulunduğu iki ekolün arasında dinimizi yanlış anlamaya sebep olacak hatalar yapmamalıyız. Namazda iftitah tekbiri dışındaki yerlerde ellerin tekbir esnasında kaldırılması meselesinde iki görüş vardır. Bunların birincisi, İmam Şafii'nin ve Ahmed bin Hanbel'in görüşüdür ki, bu görüşe göre rukü’ye giderken ve kalkarken de eller kaldırılır. Bu hususta başta Buharî olmak üzere pek çok muhaddisin yirmiye yakın sahabeden rivayet ettiği hadisler vardır. İkinci görüşe göre ise, sadece iftitah tekbiri esnasında eller kaldırılır. Bu görüşü de destekleyen Ebu Davud ve Nesaî'nin Abdullah bin Mesud radıyallahu anhtan rivayet ettiği hadisler vardır. Birinci görüş sahipleri ikinci görüş sahiplerinin dayanağı olan hadislerin zayıf olduğunu söylemişlerdir. Netice olarak Ebu Hanife (r.a.) aleyhin, kendi zevkine göre bir iş yapması söz konusu değildir. Mezhebinde büyük oranda etkisi bulunan Abdullah bin Mesud radıyallahu anh’ın rivayeti ile amel etmektedir. Bize düşen, bu tür konularda tartışma yerine, amelimizi ihlâsla ve sürekli yapmaya çalışmaktır. Bir de, asırlardır tartışılmış ve üzerinde yığınla eser yazılmış meseleleri yeni keşfetme heyecanı ile ortaya atılmamak olmalıdır. Allah'a emanet olunuz.
Selamünaleyküm, Sana ilk ve en önemli nasihatimiz şu olsun: Şu fani dünyada ne memurluk ne de başka bir iş, insandan daha değerli değildir. Memurluğun put edildiği bir zamanda yaşıyoruz. Üniversite veya başka bir yerdeki memurluk nedir ki sen o uğurda canınla ilgili şeyleri düşüneceksin? Bu anlayış, mü'min anlayışı değildir. Biz cennet için yaşarız, cennet için yaşadığımızı iddia ederken de cennetin yanında bir hiç olan dünyanın bütünü için bile bir tırnağımızı feda etmeyiz de üç günlük memurluk için neyimizi feda edebiliriz? Yazıklar olsun, yeni nesilleri memurluğa taptırarak yetiştirenlere! Ne kötü bir şey, candan değerli memurluk; olmaz olsun! İyi etmişin de, onurundan değerli olabilecek bir yerden kurtulmuşsun. Şimdi kendine, geleceğine bak, daha fidan gibi gençsin, önünde uzun yıllar var inşallah. İyi bir mü'min olmak için uğraş. Güzel bir yuva kur. İlimse eğer gayen ilim, kimsenin tekelinde değildir. Rızık ise zaten Allah'ın elinde. Memurluk da meraklısının olsun. Sen onurlu bir mü'min olarak yaşamana bak. Zillete düşmeye değmez, hiç değmez hem de, hiç, hiç! Elindeki parayı da al, senin olsun. Harcayabilirsin. Çalmadın, hile yapmadın. Devletin onu senden istemesi durumu olursa o zaman geri verirsin. Sana dualar ediyor, sıhhat ve afiyetler diliyorum. İyi haberlerini bekliyorum.
Selamünaleyküm. Elinizde nakit para yoksa ya da olan nakitten fazla borcunuz varsa zekât vermeniz gerekmez. Daire geliri için zekat vermeniz gerekmez.