Fetva Meclisi
Soru
Hocam ben bir üniversitede araştırma görevlisiyim. Tezim ile ilgili bir konuda yurtdışında araştırma yapmak üzere bir üniversiteden 1 Mart-28 Mayıs arası kabul aldım. Yurtdışına gitmek için hem maaşlı izinli hem de YÖK bursu alarak (YÖK yurtdışı araştırma için yükseköğretim kurumunun verdiği burs) gitmek için okula başvuru yaptım. Okuldan rektörlükten onaylanan karar YÖK'e gitti. YÖK burs için onay vermedi evrak eksik olduğu gerekçesi ile YÖK'ün kararı Mart’ın başı gibi yani benim gidiş tarihim gibi geldi. Ben de YÖK'e yazı yazdım 11 Mart’a kadar dönen olmadı. Rektörlük de personel daire başkanına yön kararı uzayacak kendi imkânınla gitsem sıkıntı olur mu dedim, onlar da olmaz dedi. Ben de sonuçta dilekçemde maaşlı izinli gidebileceğimi düşünerek gittim. Amirime bunu bildirmedim, araştırma yapmak için gittiğim üniversitede okulun sınav dönemi geldiği için kütüphaneden her zaman faydalanamayacağımı söyledi. Ben de bunun üzerine başka bir üniversiteden online erişim alarak kaldığım evden araştırmamı yaptım, tezimi yazdım bu arada İngilizce kursuna gittim. İznim 28 Mayıs’ta biteceği için 15 Mayıs’ta ülkeye döndüm hem ailemi görürüm hem de tez hocamla görüşürüm dedim. İzinde olduğum için geldiğimi amirime bildirmedim. 5 Haziran itibariyle göreve başladım, okulum yurtdışı kararım YÖK’ten çıkmadan gittiğimi belirtti, izinsiz çıktın dedi. Avukatla görüştüğümde aradan kaç ay geçmiş akıllarına yeni mi geldi dedi, ya istifa et ya da soruşturma açıp seni devlet memurluğundan atarız dediler ben de yoğun bir psikolojik çöküntü içinde pek de düşünemeden istifa dilekçemi verdim. İstifa ederken aldığım o maaşı iade etmek istiyorum dedim fakat onu hiç karıştırma, onu senden ne adla alacağız dediler. Ben de parayı burs vb olarak bir yere veririm, sıkıntı olmaz diye düşündüm ama vicdanen amirimden izinsiz gittiysem eğer aldığım parayı hak etmiyorum, o parayı vermem lazım ama o parayı nereye verebilirim bilmiyorum. Bana bir yol gösterirseniz çok sevinirim, inanın intihar haram olmasa şu an hiç düşünmeden intihar ederim. Ben daha 23 yaşındayım bu işleri, süreçleri bilmiyorum. Bir hata yaptım ama hak katında suçlu olmaktan korkuyorum. Lütfen, Allah rızası için bana bir yol gösterin.
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Ailenizin onayı olmayan bir iş sizin bu durumunuzda sakınca üretir. Zira sizin karşınızda size teklif getiren taraf 'cek cak' seviyesinde duruyor. Şeceresini ve seviyesini net bilmediğiniz bir kişi. Ailenizle son bir defa görüşün. Size onlar bir plan çizsin. O planda 'yok' ifadesi geçerse bırakın süreç bitsin. Sabır ve teenni bu zamanda size gerekmektedir.
Selamünaleyküm. Bulunduğunuz yerde tıkandı iseniz yeni bir seçenek denemelisiniz. İmtihana girin, bakın önünüz açılacak mı?
Allah Teâlâ yardımcınız olsun. Sabrınız kavi olsun. Çalışmanız için mecbur kalırsanız çalışabilirsiniz. Bunun için öncelikle sadece kadınların bulunduğu ve helal olan bir iş arayın. Onu bulamayınca şartları biraz daha daraltabilirsiniz. Sıkıştıkça zorunluluk durumunu devreye sokun. İlk fırsatta da en helal olana intikal edin.
Selamünaleyküm. Mü'min, hileli iş yapmaz. İlmi hile ile elde etmez. Hele hele Arapçayı hileye bulaştırmaz. Böyle bir şeye de alet olmaz.
Selamünaleyküm. Öğretmenlik ile alakalı yönetmelikler, yazılı sorularını değerlendirirken size nasıl bir kural koydu ise o kurala göre değerlendirme yapmalısınız. Aksi takdirde hak ihlali olur. Size ahlâk yönünü değerlendirme hakkı verilmedi ise onu kullanmayın.
Selamünaleyküm. Bir şey yapmanız gerekmez. Mü'min, bilmeden yaptıklarından muaftır biiznillah. Allah niyetinizi mübarek kılsın, işinizi kolay etsin. Azminiz kavi, ufkunuz açık olsun. Size dualar edirim, duanızı da beklerim.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Selamünaleyküm. Yellenmeden ötürü taharet gerekmez.
Selamünaleyküm, Okuduğunuz kitap, Siret-i Nebi alanında çok değerli bir kitaptır. Fıkıh alanında ise değindiği meseleleri umumiyetle Hanbelî fıkhını esas alarak yazmaktadır. Buna dikkat ederek okumanız gerekir. Her ne kadar Hanbelî fıkhını yazması, bizim açımızdan adeta bir yabancı görüşü beyan ediyor gibi algılanmıyor ise de neticede farklı içtihatların bulunduğu iki ekolün arasında dinimizi yanlış anlamaya sebep olacak hatalar yapmamalıyız. Namazda iftitah tekbiri dışındaki yerlerde ellerin tekbir esnasında kaldırılması meselesinde iki görüş vardır. Bunların birincisi, İmam Şafii'nin ve Ahmed bin Hanbel'in görüşüdür ki, bu görüşe göre rukü’ye giderken ve kalkarken de eller kaldırılır. Bu hususta başta Buharî olmak üzere pek çok muhaddisin yirmiye yakın sahabeden rivayet ettiği hadisler vardır. İkinci görüşe göre ise, sadece iftitah tekbiri esnasında eller kaldırılır. Bu görüşü de destekleyen Ebu Davud ve Nesaî'nin Abdullah bin Mesud radıyallahu anhtan rivayet ettiği hadisler vardır. Birinci görüş sahipleri ikinci görüş sahiplerinin dayanağı olan hadislerin zayıf olduğunu söylemişlerdir. Netice olarak Ebu Hanife (r.a.) aleyhin, kendi zevkine göre bir iş yapması söz konusu değildir. Mezhebinde büyük oranda etkisi bulunan Abdullah bin Mesud radıyallahu anh’ın rivayeti ile amel etmektedir. Bize düşen, bu tür konularda tartışma yerine, amelimizi ihlâsla ve sürekli yapmaya çalışmaktır. Bir de, asırlardır tartışılmış ve üzerinde yığınla eser yazılmış meseleleri yeni keşfetme heyecanı ile ortaya atılmamak olmalıdır. Allah'a emanet olunuz.
Selamünaleyküm, daha sonra tekrar nikâh kıymayacak iseniz ve 'otuz yıllık gibi' olacağınızı biliyorsanız, sakıncası yok, nikâh kıyabilirsiniz. Kız tarafı olarak bunu sizin çok iyi düşünmeniz gerekir. Kaybetme ihtimaliniz sizin açınızdan daha yüksektir. İyi düşünün, aile büyükleriniz de iyi düşünsün ama bu 'otuz yıllık gibi' yi onlar da iyi düşünsün. Ebeveyn de katıldı mı bu iyi düşünmeye, Şer'an hiçbir sakıncası yoktur. Düğün masrafından da kurtulursunuz. Mübarek olsun.
Selamünaleyküm. Yüzeysel olarak bakıldığında ikisinin de ulaştığı nokta aynıdır: 'Dini anlatmak.' Ayrıntıya girilecek olursa tebliğ, bir bilgiyi ulaştırmak anlamınadır. İrşad ise, aydınlatma, izah etme demektir. Diğer tafsilat ise çok ileri bir ayrıntıdır.
Selamünaleyküm. Zekât vermenizi gerektiren bir durum yoktur.
Selamünaleyküm, Oğul ehliyete sahip ise neden geçmesin? Önemli olan nasıl birinin ümmetin başında olduğudur. Birine kâfir demek için ya çok cesur olmak gerekir ya da aklında kıtlık olması gerekir. Tenkit ederiz, sevmeyiz, sitem ederiz ama kâfir sözü pek ağırdır.