Fetva Meclisi
Soru
Selamünaleyküm Hocam. Namazı bozan hallerden sayılan arkadan yel çıkması sonucu tekrar taharet almamız gerekir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Böyle bir sakınca yoktur.
Selamünaleyküm. Namazın sıhhatine zararı yoktur.
Selamünaleyküm. Yellenme bir leke oluşturacak yoğunlukta değilse taharet gerekmez.
Selamünaleyküm. Bunu bilerek yapmıyordu iseniz tekrar etmeniz gerekmez.
Selamünaleyküm. Böyle bir sakınca yoktur.
Selamünaleyküm. Kan aldırmak orucu bozmaz.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Selamünaleyküm, Sana ilk ve en önemli nasihatimiz şu olsun: Şu fani dünyada ne memurluk ne de başka bir iş, insandan daha değerli değildir. Memurluğun put edildiği bir zamanda yaşıyoruz. Üniversite veya başka bir yerdeki memurluk nedir ki sen o uğurda canınla ilgili şeyleri düşüneceksin? Bu anlayış, mü'min anlayışı değildir. Biz cennet için yaşarız, cennet için yaşadığımızı iddia ederken de cennetin yanında bir hiç olan dünyanın bütünü için bile bir tırnağımızı feda etmeyiz de üç günlük memurluk için neyimizi feda edebiliriz? Yazıklar olsun, yeni nesilleri memurluğa taptırarak yetiştirenlere! Ne kötü bir şey, candan değerli memurluk; olmaz olsun! İyi etmişin de, onurundan değerli olabilecek bir yerden kurtulmuşsun. Şimdi kendine, geleceğine bak, daha fidan gibi gençsin, önünde uzun yıllar var inşallah. İyi bir mü'min olmak için uğraş. Güzel bir yuva kur. İlimse eğer gayen ilim, kimsenin tekelinde değildir. Rızık ise zaten Allah'ın elinde. Memurluk da meraklısının olsun. Sen onurlu bir mü'min olarak yaşamana bak. Zillete düşmeye değmez, hiç değmez hem de, hiç, hiç! Elindeki parayı da al, senin olsun. Harcayabilirsin. Çalmadın, hile yapmadın. Devletin onu senden istemesi durumu olursa o zaman geri verirsin. Sana dualar ediyor, sıhhat ve afiyetler diliyorum. İyi haberlerini bekliyorum.
Selamünaleyküm, daha sonra tekrar nikâh kıymayacak iseniz ve 'otuz yıllık gibi' olacağınızı biliyorsanız, sakıncası yok, nikâh kıyabilirsiniz. Kız tarafı olarak bunu sizin çok iyi düşünmeniz gerekir. Kaybetme ihtimaliniz sizin açınızdan daha yüksektir. İyi düşünün, aile büyükleriniz de iyi düşünsün ama bu 'otuz yıllık gibi' yi onlar da iyi düşünsün. Ebeveyn de katıldı mı bu iyi düşünmeye, Şer'an hiçbir sakıncası yoktur. Düğün masrafından da kurtulursunuz. Mübarek olsun.
Selamünaleyküm, Okuduğunuz kitap, Siret-i Nebi alanında çok değerli bir kitaptır. Fıkıh alanında ise değindiği meseleleri umumiyetle Hanbelî fıkhını esas alarak yazmaktadır. Buna dikkat ederek okumanız gerekir. Her ne kadar Hanbelî fıkhını yazması, bizim açımızdan adeta bir yabancı görüşü beyan ediyor gibi algılanmıyor ise de neticede farklı içtihatların bulunduğu iki ekolün arasında dinimizi yanlış anlamaya sebep olacak hatalar yapmamalıyız. Namazda iftitah tekbiri dışındaki yerlerde ellerin tekbir esnasında kaldırılması meselesinde iki görüş vardır. Bunların birincisi, İmam Şafii'nin ve Ahmed bin Hanbel'in görüşüdür ki, bu görüşe göre rukü’ye giderken ve kalkarken de eller kaldırılır. Bu hususta başta Buharî olmak üzere pek çok muhaddisin yirmiye yakın sahabeden rivayet ettiği hadisler vardır. İkinci görüşe göre ise, sadece iftitah tekbiri esnasında eller kaldırılır. Bu görüşü de destekleyen Ebu Davud ve Nesaî'nin Abdullah bin Mesud radıyallahu anhtan rivayet ettiği hadisler vardır. Birinci görüş sahipleri ikinci görüş sahiplerinin dayanağı olan hadislerin zayıf olduğunu söylemişlerdir. Netice olarak Ebu Hanife (r.a.) aleyhin, kendi zevkine göre bir iş yapması söz konusu değildir. Mezhebinde büyük oranda etkisi bulunan Abdullah bin Mesud radıyallahu anh’ın rivayeti ile amel etmektedir. Bize düşen, bu tür konularda tartışma yerine, amelimizi ihlâsla ve sürekli yapmaya çalışmaktır. Bir de, asırlardır tartışılmış ve üzerinde yığınla eser yazılmış meseleleri yeni keşfetme heyecanı ile ortaya atılmamak olmalıdır. Allah'a emanet olunuz.
Selamünaleyküm. Sizin bir eyleminiz üzerine gelmeyen şeyden dolayı kefaret de gerekmez, kaza da gerekmez. Eğer siz elle müdahale ederek boşaldı iseniz buna bir gün kaza gerekir.
Selamünaleyküm. Yüzeysel olarak bakıldığında ikisinin de ulaştığı nokta aynıdır: 'Dini anlatmak.' Ayrıntıya girilecek olursa tebliğ, bir bilgiyi ulaştırmak anlamınadır. İrşad ise, aydınlatma, izah etme demektir. Diğer tafsilat ise çok ileri bir ayrıntıdır.
Selamünaleyküm. Zekât vermenizi gerektiren bir durum yoktur.