Fetva Meclisi
Soru
Selamünaleyküm. Hocam ben bir kamu kurumunda çalışmaktayım. Kurum işleri nedeni ile şehir dışı işlerine uçakla gitmekteyiz ve uçak biletleri kurum tarafından karşılanmaktadır. THY bu uçuşlar karşılığında mil kart üyeliği varsa uçuş mili adı altında tarafıma puan vermekte. Bu puanların toplanması ile bedava uçak bileti alınabilmektedir. Uçuşu gerçekleştiren mil kart sahibi kişiye tahsis edilen bu mil puanları kendi kullanımım için uçak bileti almam veya başkalarına hediye etmem caiz midir? Allah razı olsun.
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Kart kullanımı sakıncalı bir şekilde değilse kullanılabilir.
Kurumların bu gibi durumlar için genelde kendi iç kuralları veya teamülleri vardır. Eğer çalıştığınız kurum, otel puanlarının çalışan tarafından şahsen kullanılmasına izin veriyorsa bu durumda puanları kendi adınıza kullanmanızda bir sakınca olmaz. Ancak kurum bu konuda açık bir kural koymamışsa, ihtiyatlı davranarak bu puanları kurum adına kullanmak veya kurumun onayını almak daha uygun olur. Bu puanların şahsi kullanımı, kuruma bir zarar veriyor veya emanete suiistimal anlamına geliyorsa bunları kişisel olarak kullanmak uygun olmaz. Bu durumu bağlı olduğunuz kurumun yetkilisine veya ilgili birime danışarak, otel puanlarını kendi adınıza kullanmanızın uygun olup olmadığını sorun. Özetle, kurumunuz bu puanların size ait olduğunu kabul ediyorsa kullanmanızda bir sakınca yoktur. Ancak herhangi bir izin veya açıklama yoksa otel puanlarını şahsi olarak kullanmaktan kaçınmanız daha ihtiyatlı ve dinen uygun olacaktır. Bu, hem iş etiği açısından hem de ahirette hesap verme bilinciyle hareket etmek açısından en güvenli yoldur.
Selamünaleyküm. Bu bir müşteri çekme taktiği olarak sakıncalı değildir. Biriken puanlar da bir hile ile biriktirilmedi ise kullanılabilir.
Bir hileye başvurmadan toplanan puanlarla daha sonra indirimli veya bedava bilet alınmasında sakınca olmaması gerekir. Bu söz konusu şirketin bir teşvikidir. Teşvik de yapılabilir.
Selamünaleyküm. Yasal olmayan işlere tevessül etmemek gerekir.
Selamünaleyküm. Bu hususta şöyle bir kural takip edebilirsiniz: Sizin amiriniz durumundaki makamın size müsaade ettiği sizin için helaldir. O veya onun amiri durumundakiler sizin yaptıklarınızı organize ile alakalı yetkili olduklarından izin verdiklerinin vebali de onlara aittir. Yine de siz, takva olanını tercih edin ve mümkün olduğu kadar devlet malından ve makamından uzak durun. Allah işinizi kolay kılsın, ayağınızı sabit tutsun.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Selamünaleyküm, Oğul ehliyete sahip ise neden geçmesin? Önemli olan nasıl birinin ümmetin başında olduğudur. Birine kâfir demek için ya çok cesur olmak gerekir ya da aklında kıtlık olması gerekir. Tenkit ederiz, sevmeyiz, sitem ederiz ama kâfir sözü pek ağırdır.
Selamünaleyküm. Zekât vermenizi gerektiren bir durum yoktur.
Selamünaleyküm. Elinizde nakit para yoksa ya da olan nakitten fazla borcunuz varsa zekât vermeniz gerekmez. Daire geliri için zekat vermeniz gerekmez.
Selamünaleyküm. Yüzeysel olarak bakıldığında ikisinin de ulaştığı nokta aynıdır: 'Dini anlatmak.' Ayrıntıya girilecek olursa tebliğ, bir bilgiyi ulaştırmak anlamınadır. İrşad ise, aydınlatma, izah etme demektir. Diğer tafsilat ise çok ileri bir ayrıntıdır.
Selamünaleyküm. İbadetlerinizi ihmal etmeyin. Şeytan sizi, bir hataya düşürmüşken ardından da ibadetten umudunuzu kesmeye çalışıyor ki bu iki darbeyi aynı anda vurmaktır. Dikkat edin, kendinizi koruyun. O halinizin nedeni de vakit fazlalığı yaşamanızdır. Kendinize ilave iş bulun. Bir derneğe gidin, ziyaretler yapın. Kur'an okuyun. Vaktiniz size yetmiyor olsun.
Selamünaleyküm, Okuduğunuz kitap, Siret-i Nebi alanında çok değerli bir kitaptır. Fıkıh alanında ise değindiği meseleleri umumiyetle Hanbelî fıkhını esas alarak yazmaktadır. Buna dikkat ederek okumanız gerekir. Her ne kadar Hanbelî fıkhını yazması, bizim açımızdan adeta bir yabancı görüşü beyan ediyor gibi algılanmıyor ise de neticede farklı içtihatların bulunduğu iki ekolün arasında dinimizi yanlış anlamaya sebep olacak hatalar yapmamalıyız. Namazda iftitah tekbiri dışındaki yerlerde ellerin tekbir esnasında kaldırılması meselesinde iki görüş vardır. Bunların birincisi, İmam Şafii'nin ve Ahmed bin Hanbel'in görüşüdür ki, bu görüşe göre rukü’ye giderken ve kalkarken de eller kaldırılır. Bu hususta başta Buharî olmak üzere pek çok muhaddisin yirmiye yakın sahabeden rivayet ettiği hadisler vardır. İkinci görüşe göre ise, sadece iftitah tekbiri esnasında eller kaldırılır. Bu görüşü de destekleyen Ebu Davud ve Nesaî'nin Abdullah bin Mesud radıyallahu anhtan rivayet ettiği hadisler vardır. Birinci görüş sahipleri ikinci görüş sahiplerinin dayanağı olan hadislerin zayıf olduğunu söylemişlerdir. Netice olarak Ebu Hanife (r.a.) aleyhin, kendi zevkine göre bir iş yapması söz konusu değildir. Mezhebinde büyük oranda etkisi bulunan Abdullah bin Mesud radıyallahu anh’ın rivayeti ile amel etmektedir. Bize düşen, bu tür konularda tartışma yerine, amelimizi ihlâsla ve sürekli yapmaya çalışmaktır. Bir de, asırlardır tartışılmış ve üzerinde yığınla eser yazılmış meseleleri yeni keşfetme heyecanı ile ortaya atılmamak olmalıdır. Allah'a emanet olunuz.