Fetva Meclisi
Soru
Bir hadiste Efendimizin (s.a.v) rükuya giderken ellerini kaldırdığı diğer bir hadiste ise kaldırmadığı yazıyor. Efendimiz mesela bir gün içinde bazen rükuya giderken ellerini kaldırarak bazen de kaldırmayarak mı kılıyordu yoksa bu hadisler farklı zamanlarda rivayet edilmiş ve Efendimizin rükuya giderken ellerini kaldırması yasaklanmış mı? Eğer yasaklanmış da onun için rükuya giderken ellerini kaldırmıyorsa o zaman 3 mezhebin ictihadları yanlış olmuyor mu? Bu konuyu etraflıca anlatır mısınız?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Mezhepler arasındaki farklılıklar, mezhep imamlarının kişisel tercihlerinden kaynaklanmaz. Onlara intikal eden bilgilerin farklılığı bu ihtilafın temel nedenidir. Meseleye böyle bakmalıyız. Verdiğiniz örnekte de durum aynıdır. Onlara intikal eden bilgideki farklılık bu duruma neden olmuştur.
Aleykümselam. Böyle bir uygulamaya ait hadisler de vardır. Yapanlara saygılı olmak gerekir. Yapmayanların da bir dayanağı vardır, onu da bilmek gerekir.
Selamünaleyküm, Okuduğunuz kitap, Siret-i Nebi alanında çok değerli bir kitaptır. Fıkıh alanında ise değindiği meseleleri umumiyetle Hanbelî fıkhını esas alarak yazmaktadır. Buna dikkat ederek okumanız gerekir. Her ne kadar Hanbelî fıkhını yazması, bizim açımızdan adeta bir yabancı görüşü beyan ediyor gibi algılanmıyor ise de neticede farklı içtihatların bulunduğu iki ekolün arasında dinimizi yanlış anlamaya sebep olacak hatalar yapmamalıyız. Namazda iftitah tekbiri dışındaki yerlerde ellerin tekbir esnasında kaldırılması meselesinde iki görüş vardır. Bunların birincisi, İmam Şafii'nin ve Ahmed bin Hanbel'in görüşüdür ki, bu görüşe göre rukü’ye giderken ve kalkarken de eller kaldırılır. Bu hususta başta Buharî olmak üzere pek çok muhaddisin yirmiye yakın sahabeden rivayet ettiği hadisler vardır. İkinci görüşe göre ise, sadece iftitah tekbiri esnasında eller kaldırılır. Bu görüşü de destekleyen Ebu Davud ve Nesaî'nin Abdullah bin Mesud radıyallahu anhtan rivayet ettiği hadisler vardır. Birinci görüş sahipleri ikinci görüş sahiplerinin dayanağı olan hadislerin zayıf olduğunu söylemişlerdir. Netice olarak Ebu Hanife (r.a.) aleyhin, kendi zevkine göre bir iş yapması söz konusu değildir. Mezhebinde büyük oranda etkisi bulunan Abdullah bin Mesud radıyallahu anh’ın rivayeti ile amel etmektedir. Bize düşen, bu tür konularda tartışma yerine, amelimizi ihlâsla ve sürekli yapmaya çalışmaktır. Bir de, asırlardır tartışılmış ve üzerinde yığınla eser yazılmış meseleleri yeni keşfetme heyecanı ile ortaya atılmamak olmalıdır. Allah'a emanet olunuz.
Şunu kesin bir kural olarak bilmeliyiz: Önemli olan ibadettir. İbadetin bir çeşidi olarak da duadır. Duanın ağırlığı yanında ellerin durumu o ağırlıkta değildir. Bunu bilmeliyiz. Sorudaki bölüme gelince: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden farklı zamanlarda ve farklı mekânlarda dua ederken ellerini nasıl tuttuğuna dair bilgiler gelmiştir. Müslümanlar da bu bilgilere göre farklılık gösterebilmektedirler. Bunda garipsenebilecek bir yön yoktur. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin dua ederken ellerini: a. Tek parmağı ile işaret ederek dua ettiği, b. İki elini de içleri göğe doğru olacak şekilde açarak kaldırdığı, c. Ellerini elin üstü kıbleye içi yüzüne gelecek şekilde kaldırdığı, d. Ellerini içi yüzüne gelecek şekilde kaldırdığı, e. Ellerini içleri yere üstü göğe olacak şekilde kaldırdığı, f. Diğer eli meşgul olduğu için tek elini kaldırdığı, g. İki elini de uzunca ileri doğru kaldırarak açtığı, h. Koltuk altı görülecek kadar ellerini yukarı kaldırdığı rivayetleri vardır. Şüphesiz bunların her birinin ayrı ayrı hikmetleri bulunmaktadır ama şu bilinmelidir ki: Önemli olan duadır, duadaki ihlas ve heyecandır. Allah Teâlâ hepimizi duaya muvaffak kıldığı kulların arasına katsın.
Selamünaleyküm. 'Hadislere bakarak' yapma seviyesinde iseniz kimseye takılmayın, bildiğinizi yapın ama 'hadislere bakmakla' iş yapmış olmak arasındaki farkı bellemeniz gerekiyor. Ulema 'hadislere bakabilmek' için bir ömür eskittiler. Dikkat edin, nefsiniz sizinle oynamasın.
a- Namaz mü'minin en büyük ibadetidir. Dinimiz namazımız kadar canlı demektir. Namazımızı olduğu gibi beşeri müdahalelerden arınmış olarak eda etmeliyiz. b- Yaptığınızı söylediğiniz şeyleri Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin yaptığı işler olduğu kesindir. Dolayısıyla yanlış yapmıyorsunuz. Onları yapmadan kılınmış bir namaz da Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin sünneti üzere kılınmış bir namazdır biiznillah. Ortada çelişki yoktur. Peygamber aleyhisselamın çok yönlü uygulamalarının bize aktarılmasıdır gördüklerimiz. c- Size namaz kılmayı öğrendiğiniz ilmihal yeterlidir. Mesela Hanefi mezhebi üzere kıldığınız namazı daha sonra bu belirttiğiniz örneklerle renklendirerek “daha fazla sünnete tabi olmak” gibi görülse de yaptığınız bu durum, ibadetler üzerinden farklılık zevki almaya götürebilir bizi. Niyetiniz elbette Allah'ın bileceği bir iştir ama siz ibadetleri bu tür renklendirmelerden koruyun.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Selamünaleyküm. İmam Hatip Lisesine vermeniz en ideal olur zannederim.
Selamünaleyküm. Tekfir etmek, bir Mü'minin Mü'min olmadığını beyan etmektir. Buna kâfir olduğunu söylemek de diyebiliriz. Dünya hayatında verilebilecek en ağır kararlardan biri budur. Bir insanın Mü'min olmadığını söylemek, onun ebediyyen cehennemde kalacağını söylemektir ki, ebedi cehennem kararı kadar ağır bir karar düşünülemez bile. Eğer bir insan kendisi dinden çıktığını veya esasen Mü'min olmadığını söylüyorsa onun için kâfir dememizde bir sakınca yoktur. Dinen sabit bir hususu inkâr ettiğini alenen söylüyorsa onun için de kâfir denebilir. Ancak tevil ederek yani şu şöyle demektir gibi bir yorumla bunu yapıyorsa tekfir kapısı daralır. Dinde tartışmalı olan konulardaki bir inkâr için de tekfir etmek mümkün değildir. Tekfiri tehlikeli görmek en güzelidir. Allah yardımcımız olsun.
Selamünaleyküm. Kendinizi yoğun tutmanız gerekir. Ev işleri bir insanın dolu olmasına yetmez. Okuyun, sohbet halkalarına katılın. Özel yeteneklerinizi geliştirin. Böylece ilave sıkıntılardan kurtulursunuz. Krediyi en kısa zamanda bitirmek için uğraşın, elbette tevbe de etmelisiniz. Sözünü ettiğiniz kurumlarla zaruret durumunda iş yapılabilir.
Selamünaleyküm. Bu, bir zevk tatmini nedeniyle oluyorsa ibadetlerde hoş olmaz. İlmi bir nedenle yapıyorsanız yani neyin neden yapıldığını idrak ederek yapıyorsanız zaten siz tercih yapacak durumdasınız.
Selamünaleyküm. Bu şekilde düşünmenizin bir dayanağı yoktur. Size verilen maaşla size takdir edilen görev arasında denge kurabiliyorsanız, o maaş size helaldir. Bunun ilerisine geçerek, bulunduğunuz noktayı dine hizmete çevirirseniz, bulunduğunuz makamın da hakkını verecek bir düzeye gelmiş olursunuz. Bu da Allah'ın rızasını kazanmak demektir. İmamlık kurumu ne yazık ki basit bir memurluk seviyesine düşürüldü. Madem ki bu denli ince düşünüyorsunuz, kalın orada da bir camide daha Allah'tan hayâ ederek namaz kıldıran bir imamımız bulunsun. Kendinizi fıkıh bilgisi açısından yetiştirin. Kur'an okumanızı ilerletin. Halkla ilişkilerde vakur durun. Siz büyük bir ribat görevindesiniz. Allah işinizi kolay etsin.
Selamünaleyküm. En azından bu bir kerahet barındırmaktadır ama durum kadınların durumu gibi değildir.