Fetva Meclisi
Soru
Dua ederken ellerin durumu hakkında değişik görüşler mi var, çeşit çeşit eller görüyorum. Farklı ülkelerde namaz kılan dua eden Müslümanlar arasında elleri tutuşta farklılık oluyor, bunun sebebi nedir hocam?
Cevap
Benzer fetvalar
Dua sırasında avuçlar yukarıya gelecek şekilde elleri açık tutmak, istek ve niyazın anlamına uygun bir hâldir. Ellerin yukarıya, göğe doğru kaldırılması Allah’ın gökte, belli bir mekânda oluşundan değil, göklerin yücelik ve azameti temsil etmesi sebebiyledir. Resûl-i Ekrem (s.a.s.), dua ederken bazen koltuklarının beyazlığı görünecek kadar ellerini kaldırırdı. (Buhârî, De‘avât, 23 [6341]) Hz. Peygamber (s.a.s.) buyuruyor ki; “Allah’a avuçlarınızı yukarıya getirerek dua edin, ellerinizin tersini değil. Duayı bitirdiğiniz zaman da ellerinizi yüzünüze sürün.” (İbn Mâce, İkâmetü’s-salavât, 119 [1181]; Duâ, 13 [3866]) Ancak Hz. Peygamber’in (s.a.s.), bela ve musibetler sırasında dua ederken avuçları yere bakacak şekilde dua ettiği (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/56 [16613]; Azîmâbâdî, ‘Avnü’l-ma‘bûd, 4/251 [1486]), yine Resûlullah’ın (s.a.s.) ellerini kaldırmadan da dua ettiği rivâyet edilmiştir. (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 3/181 [12890]) Dua sırasında normal olarak omuz hizasına kadar kaldırılan ellerin (Buhârî, De’avât, 23 [6341]; Ebû Dâvûd, Tefrî‘u ebvâvi’l-vitr, 23 [1489]) arası normal aralıkta tutulur. “Hz. Peygamber (s.a.s.), dua sırasında ellerini bir araya getirdi.” (bk. Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân, 14 [5017])şeklindeki rivâyet, “ellerini bir hizada tuttu; biri aşağıda, biri yukarıda değildi.” (Tahtâvî, Hâşiye, 317-318) şeklinde yorumlanmıştır. Bununla birlikte ellerin birleştirilmesi de mümkündür. Önemli olan husus, bu konuda taassup göstermemektir. Namazlardan sonra veya başka zamanlarda dua ederken elleri yüze sürmek, duada el kaldırıldığında sünnettir. (İbn Mâce, İkâmetü’s-salavât, 119 [1181]; Duâ, 13 [3866]) El kaldırmadan dua edildiği zaman, ellerin yüze sürülmesi gerekmez.
Hadsiz bir söz olmuş bu. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin dua ederken ellerini kaldırdığına dair pek çok hadis vardır. İbadet ve din konularında böyle ulu orta sözler söylenmemelidir.
Selamünaleyküm. Fıkıh ilmi, en iyinin araştırıldığı ilmin adıdır. Bu en iyiye ulaşırken de temel kaynak Kur'an ve Sünnet'tir. Kur'an ve Sünnet, bir yandan bize ulaşması açısından araştırılırken bir yandan da en açık nasıl anlaşılır şeklinde de araştırılmaktadır. Böylesi daha yakın duruyor tersindeki idraklerden de mezhep farklılıkları çıkmıştır. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin yaptığı işlerle ilgili iki hususu kaydetmeliyiz. Birincisi, o ne yaptı ise bizim için onun yegâne ölçü olduğudur. Bunu tartışmayız. İkincisi de, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin farklı zamanlarda farklı işler yaptığı gerçeğidir. Onu sorgulayamayacağımıza göre, ne yaptı ise onunla amel edeceğiz. İki türlü bilgi varsa ikisini de yapmamız mümkün olmadığı durumlarda, hangisi daha öne çıkanı tarzında bir inceleme yaparız. Mezhep imamlarının yaptığı da budur. Ellerin kaldırılması meselesini buna kıyas edebilirsiniz. Bir yanlışlık yok, yapılmaması gerekip de yapılan yoktur. Allah'a emanet olun.
Aleykümselam. Duada ellerin kaldırılması Sünnet'tir. Duadan sonra ellerin yüze sürülmesi de Sünnet'tir. Allah'tan bir şey isterken ellerin içi yukarıda dışı aşağıda; bir afetten, azaptan sığınma duası yaparken ellerin dışı yukarıda içi aşağıda olacak şekilde tutulması da Sünnet olarak zikredilmiştir. Müslim'in rivayet ettiği bir hadiste Enes radıyallahu anh, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in bir yağmur duasında böyle yaptığını haber vermektedir. Bazı âlimler bunu, bütün dualarda geçerli kabul etmişlerdir. (Müslim'in 895 nolu hadisi şerhinde Nevevî'nin izahı görülebilir.)
Selamünaleyküm. Sizin kıldığınız şekil de namazdır, yeni öğrendiğiniz kitaptaki de namazdır. Tereddüt etmeniz gerekmez. Size tavsiyem, bir İlmihal kitabını esas almanızdır. Daha rahat anlarsınız. Bu farklara da takılmayın. Bunlar ilim adamlarının düzeyinde konulardır. Allah yardımcınız olsun. Eşinize de size de dualar ederim.
Selamünaleyküm. Namazda veya başka bir yerde dua ettikten sonra ELLERİ KALDIRMAK VE YÜZE SÜRMEK Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin Sünnet'inde vardır. FATİHA OKUMAK İSE yoktur. Okunmasında ise hiçbir sakınca yoktur. Allah işinizi kolay etsin, kalbinize huzur versin, ailelerinizi mutlu etsin. Doğru bildiğinizi muhakkak yapın ama başka mü'minlerle tartışmamalısınız. Herkes bildiğini kendine saklamalı, huzurunuzu kaçıracak, mü'min kardeşliğe zarar verecek tartışmalara girmemelidir.
dua konusundaki diğer fetvalar
Evet, Allah onlardan razı olsun, ashab-ı kiram yeni yıla veya aya girerken Kur'an öğrenir gibi öğrendikleri şöyle bir dua okurlarmış: اَلَلَّهُمَّ أَدْخِلْهُ عَلَيْنَا بِالْأَمْنِ، وَالْإِيمَانِ، وَالسَّلَامَةِ، وَالْإِسْلَامِ، وَجَوازٍ مِنَ الشَّيْطَانِ، وَرِضْوَانٍ مِنَ الرَّحْمَنِ "Allah'ım, Bizi buna güvenle, imanla, selametle ve Müslüman olarak, şeytandan kurtuluşumuz ve Rahman'ın rızasını kazanmamızla kavuştur."
Dua bir ibadettir. İbadet ancak Allah’ın emri ve bildirdiği ile yapılır. Bu şekilde bir bilgi bize vahiy yoluyla gelir ki onu Allah’ın emrettiğini anlayalım. Bu rakamda bir okuma ise bize bildirilmemiştir. Fatiha Suresini hastaya okumak haktır ama bu sayı ile verilen bilgi bir uydurmadır.
Genel kural şöyledir: Selama cevap vermek vaciptir. Bundan sonraki ayrıntı ise şöyledir: Sözlü selam verene sözlü, yazılı selam verene yazılı, birisi ile selam gönderene o getirenle cevap verilir. Modern iletişim cihazlarındaki selamlar için de bu kural geçerlidir. En asgari olarak selamı okuyunca veya cihazdan dinleyince kendi duyacağı kadar selama cevap verilmelidir. Zira selam sadece iletişim vasıtamız değildir. Biz selamı aynı zamanda bir dualaşma olarak da görürüz. Duanın cimriliğini ise kabul edilir bulmayız. İnce bir ayrıntı olarak bilinmesi gereken bir husus da şudur: Yüz yüze gelindiğindeki selam birinci derecede cevabı vacip olan selamdır. Telefon ve benzeri cihazlardaki canlı görüşmelerde de durum aynıdır. Yazılı ve ses kaydı ile iletilenlerde ise durum bir derece daha hafif görülebilir ama selamın dua olduğunu unutmamak gerekmektedir.
Bu bir tevekkül ve yakîn (tam güven) meselesidir. Başka bir ifade ile iman meselesidir. Kul, “bana, üzerime düşen görevleri yapmak ve dua etmek düşerdi, ikisini de yaptım” anlayışında ise sonuç onun için rahattır ve duasının da sonucu durum ne olursa olsun gerçekleşmiştir. Meseleyi iman meselesi olarak görmek gerekiyor. Allah Teâlâ kalbimize tevekkül indirsin.
Bundan aşağısı kötü olmak ya da kötüye meyilli olmaktır. Bu nokta ise bilinen ifadesiyle nötr olmaktır. İyiye doğru gidiş açısından güzel bir durum olarak anlayabiliriz.
Gece yatsı ezanı vakti ile başlar, imsak vakti ile de biter. Bu iki vakit arasındaki zamana GECE denmektedir. Takvime baktığımızda mesela yatsı namazı vakti için 21:00 imsak vakti için 05:00 yazıyorsa gece bu iki rakamın arasıdır. Bu aradaki mesafeyi üçe böldüğümüzde üçüncü dilimi gecenin üçte ikisinden sonraki o teheccüd ve dua vakti olmuş olur.