İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Kişi Mevla'ya dua edip istediklerini dile getiriyor ama neticede hayırlısını temenni ediyor. Karşısına istediği dışında bir şey gelince hakkında o durumun hayırlı olduğunu ya da istediği şeyin ileriki bir zamanda gerçekleşeceğini ve beklemesi gerektiğini nasıl ayırt edecek?

Cevap

Bu bir tevekkül ve yakîn (tam güven) meselesidir. Başka bir ifade ile iman meselesidir. Kul, “bana, üzerime düşen görevleri yapmak ve dua etmek düşerdi, ikisini de yaptım” anlayışında ise sonuç onun için rahattır ve duasının da sonucu durum ne olursa olsun gerçekleşmiştir. Meseleyi iman meselesi olarak görmek gerekiyor. Allah Teâlâ kalbimize tevekkül indirsin.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Mü'min bir insanın kalbinde şu başlıklar bir iman gereği olarak bulunmalıdır: Allah’ı sevmek, Ondan korkmak, ihlas, tevekkül, tevbe, takva, sabır, şükür, umut, kendini muhasebe etme, nefsini kınama, şeytanın vesvesesine karşı direnç, zühd, imanda yakîn, Allah’a muhtaçlık hissi, tevazu, huşu, Allah’tan yardım umma, Allah’a sığınma, Allah’ı ve mahlukatını tefekkür, hayâ, Allah için sevgi, Allah için buğz, rıza ve teslimiyet.

Kalbe yönelik ibadetler ya da dinimizin kalpte görmek istediği işler nelerdir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Hayırlı olanı istemek, Müslümanın tevekkül bilincinin göstergesidir. Ancak bunu kolaylıkla birleştirerek dua etmek, insani ve fıtrî bir taleptir. Şüphelerinizi bu şekilde sorgulamanız da sizin doğru yolda olduğunuzu gösterir. Allah’tan hem hayır hem de kolaylık istemeye devam edin. Sabır ve sebatla yolunuza devam ettiğinizde, O’nun yardımı mutlaka gelecektir. Bu aşamada hayırlı olanı, kolaylıkla birlikte istemeye devam edin. Maddi veya manevi hedeflerinizde uygun yöntemler bulmak için güvendiğiniz insanlardan destek ve fikir alın. Zorlukları bir eğitim süreci olarak görün. Sürekli başarısız olduğunuzu hissetmek yerine, bu süreci bir öğrenme fırsatı olarak değerlendirin.

Hocam işlerimde çeşitli sıkıntılar yaşıyorum. Bazı hedeflerim var ve bu hedefler
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Şu büyük âlemde Allah Teâlâ’nın izni olmadan bir ağaç yaprağının bile kıpırdaması mümkün değildir. Olan muhakkak O’nun izni ile olmaktadır. Ormandaki bir ağacın dallarından birindeki bir yaprak için geçerli olan bu kural, insan gibi mükerrem bir mahlûk için elbette geçerlidir. Asla başıboş değiliz. Rabbimiz var! O diliyor, O yapıyor. Teslim olan huzur bulur, direnmek isteyen ise, ne umduğuna erer ne de huzur bulur. Belalar ve sıkıntılar imtihanın bir rengidir. İmanlı ve salih amel sahibi bir mü’min karşılaştığı sıkıntılarını, iyi gitmeyen işlerini, yürütemediği aile düzenini, evlatlarından gördüklerini Rabbinin bir imtihanı olarak görür ve onlardan ecir bekler. Eğer mü’min, başına gelenlerde sorumlu tutulacağı hataların sahibi değilse, kesinlikle ecir kazanacağı bir durumda olduğuna inanmalıdır. Hatta büyük sıkıntılardan büyük ecirler kazanmak bile vardır. Allah Teâlâ, bir kavmi sevdiğinde onlara sınanacakları belalar verir. Verdiğine razı olandan razı olur, küsene de küser. Burada şunu anlamamız gerekir: Nasıl Allah Teâlâ, kuluna mal veriyor ve onu nerede kullanacağını görmek diliyorsa aynı şekilde düz yürüdüğü yollarda önüne kavşaklar, rampalar çıkararak, o anda ne yapacağını görmek istemektedir. Malını helal yoldan kazandıktan sonra onu mubah yollarla harcayan ve sadakasını verenin o mal sayesinde Rabbinin rızasına erdiği gibi, Rabbinden gelen sıkıntılara karşı sabretmesini bilen kul da malını infak eden gibi ecir kazanmış olmaktadır. Bu sıkıntı, mal üzerinden olabilir, aile içindeki fertlerden birinden olabilir, siyasi yönetimden olabilir, tabii bir afet şeklinde olabilir. Türü ne olursa olsun mü’minin ayağına batan bir diken bile, huzurunu kaçırdığı için bir anlamda beladır, sıkıntıdır. Her bela, her sıkıntı, bunaltan, terleten, tansiyon yükselten, ağlatan, ezip utandıran ne varsa ecir kaynağıdır. Yeter ki kul, ihmalinin ve üzerine düşeni yapmamış olmanın bedelini ödemesin. Bazı musibetler de, kulun işlediği bir hatanın, ahirete ertelenmeden, dünyada iken verilmiş cezasıdır. Ebedi ahiret âleminde ceza görmektense, fani dünya hayatında birkaç günlük sıkıntıya katlanarak suçlarının cezasını çekmesi mü’min için büyük bir nimettir. Bu da büyük bir nimet olarak görülmelidir. Bu nimete kavuşmanın yolu da sabırdır. Sabır ise, kuvvetli iman ve güçlü bir irade ile mümkündür. Musibetlerle karşılaşan mü’min Rabbine yönelmesini bilmelidir. Düşünce olarak Rabbi ile bağını güçlü tutacağı gibi diliyle de bunu ikrar etmelidir. ‘İnna lillahi ve inna ileyhi râciûn’ demelidir. Belalar, sıkıntılar hep beni buluyor, diye düşünen şunu da unutmamalıdır: - Allah dileseydi, daha büyük dertlerle baş başa kalabilirdik. Kesinlikle her derdin daha ağırı, beterin beteri vardır. - Ahlamak derdi gidermeyecektir. - Dertlerin önünde ezilmişlik hali, dostlarını üzecek, düşmanlarını sevindirecektir. - Dertleri veren, kesinlikle Hekîm olan Allah’tır. O’nun yaptığında zulüm olmaz. - Bu dünyadaki dertler, ahirette nimete dönüşecekse, derde dert demek bile yanlıştır.

Her şeyin Allah’tan olduğuna iman ediyoruz. Öyle durumlar oluyor ki, imanımda es
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Böyle kati bir ifade kullanmak yerinde olmaz. İnsanın başına gelen sıkıntıların bu pencereden değerlendirilmesi açısından şunları söylememiz mümkündür: İnsanın başta Allah’ı inkâr ve genel olarak haramlar gibi işlediği suçlar dünyada iken asıl ceza ahirette olmak üzere ön ceza olarak ceza görmesine neden olabilir. Bireyler veya toplumlar için bu mümkündür. Ancak kimin hangi sıkıntısı böyle bir nedenle gelmiştir, bunu bilemeyiz, bilmemiz de mümkün olmaz. Özellikle günahkâr mümin insanların başlarına gelen sıkıntıları bu mantıkla değerlendirip gereğini yapmaları isabetli bir davranış olur. Bunun gereği de tevbe edip salih mümin olma yolunda yürümektir. Kimi zaman da kulun durumu iyiler arasında olmakla beraber o kulun derecesi yükselsin, daha çok sevap kazansın diye zorluk çekeceği sıkıntılar çektiği de olur. Peygamberler ve pek çok salih kulun bize ulaşan sıkıntılarında bu gerekçeyi okuyabiliriz. Bir başka yorum da şudur: Kulun günahkâr kimliği sıkıntı ve bela çekmesine neden olur. Kul sabreder kadere itiraz etmez ve ecir kazanır. Bu da bir nevi cezayı (belayı) hayra dönüştürmek olur. Bu incelikler kâfirler için geçerli değildir. Onların bu dünyada çektikleri sadece sıkıntı olarak kalır onlar için. Özet olarak denebilir ki: İman ve sabır ile karşılaşılan sıkıntılar öyle veya böyle mümin için kazanç vesilesidir. Kul, sıkıntıya düşmemek için tedbirli olur. Yine de sıkıntıya düşerse bu sefer insan olarak sıkıntıyı gidermek için yapabileceklerini yapar. Ve kazanan olur biiznillah.

Hocam insanın başına gelen sıkıntılarla belalar Allah’ın o kuluna cezası ve azab
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Yaşadığımız hayat aslında olduğu gibi imtihandır. Siz de yaşadığınız bu süreci her ayrıntısıyla imtihan olarak kabul edin. Herkes bir çeşit imtihan olacak. Sizin sınavınız da bu. Şeytanın sizi sendeletmeye çalıştığı bu süreçte daha sıkı tutunmaya çalışarak, bunun için ter akıtarak, mücadele ederek geçirdiğiniz müddetçe kazanacaksınız. Yılıp bir kenara yığılmaktansa sabredip sebat ederek kazanmaya çalışın. Bulunduğunuz noktada şeytan yorgunluğunuzla, tahammüllünüzün azalmasıyla, nefse süslü, cazip gelenlerle vurmaya çalışıyor. Rabbimize kul olmak, nefislerimize ağır gelecek imtihanlara karşı hazır yaşamaya çalışmak demektir aslında. Şeytan, Allah'ın kulu olmaya çalışan her tesettürlü mümin kadını içinde bulunduğu hayat üzerinden kıyaslar yaptırarak yıpratmaya çalışır. Tesettür, mümin kadınlar için bir nefis mücadelesidir. Tesettürümüz, Rabbimize ne kadar samimi bir kul olmak istediğimizi ispatlayabileceğimiz, şeytanın fısıltılarına, kandırmalarına rağmen dimdik sokaklarda gezip gezemeyeceğimizi göstereceğimiz, dünyada akıttığımız terlerin karşılığını cennette en güzel şekilde almayı umacağımız, kıymeti ancak Rabbimizin katında verilebilecek kadar şerefli bir ameldir. Başörtüye sadece dünyalık gözüyle “saçları örten bir kumaş, filanca rengin tenime daha çok yakışması” mantığı ile bakılırsa bu durumda ömrü de kısa bir amel olur. Ancak ahirette beni azaptan kurtaracak, cennette en özel, en kıymetli, en şerefli yere taşıyabilecek iş olarak baktığımızda caddede tesettürünle yürümenin nasıl bir izzet olduğunu hissettirecektir Rabbim. Tesettür konusu şu an sizin imtihanınız. Buna sabretmeniz, nefsinizle mücadele etmeniz, Rabbinizden yardım istemeniz bir sonraki imtihanınızla karşılaştığınızda sizi daha güçlü bir irade sahibi haline getirecektir. Sabredin. Etrafınızdaki insanları, arkadaşlarınızı sizin kıyafetinizi benimseyenlerden oluşturun. Şimdiye kadar bildiklerinizi yeterli görmeyin. Devamlı okuyun. Daha çok öğrendikçe aldığınız keyfin, lezzetin arttığını fark edeceksiniz. En çok da kendinizi bolca dua edin.

Hocam tesettüre gireli bir yıl oldu ancak bu süreç beni oldukça yordu. Tahammül
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Şöyle bilmelisiniz: 
Biz imanla bitirmek için mücadele etmemiz gereken bir hayat yaşıyoruz. Başından sonuna kadar hayatımızı tam bir iman ile geçirmek hedefimiz olmalıdır. Bu hedef baştan sona aynı heyecan ve ihlasla sürmeyebilir. Belki peygamberler, nadirattan salihler için mümkün denebilecek bir hedeftir bu. İman sıfır noktasına inmediği sürece aradaki iniş çıkışlar, kul o hedefi unutmadığı ve gayret ettiği sürece sorun değildir. Peygamber aleyhisselamın şu hadisini iyi anlarsak meselemize ışık tutacaktır biiznillah: 
“Bütün kalplerin ayı kaplayan bulut gibi bulutu olur. Ay ışığı ile parlak iken bir bulut önünü keser ve kararır. Bulut geçince de tekrar parlaklığı devam eder.” (Taberani, Avsat, 5220) Bu mübarek benzetmeyi unutmamalıyız. Yorgunluklar, ara sıra basan tembellikler, olumsuzluklar hedefimizi şaşırtmamalıdır. Kalbimizin nabzı gibi kabul etmeliyiz tıpkı koşarken nabız yükselecek, dinlenirken inecek ama kalp devam edecek. - Haramlardan külliyen uzak duracağız. - Farzlarda eksiğimiz olmayacak. - Nafilelerde ise kapasitemiz ve kabiliyetimizle bağlantılı olarak çalışıp duracağız. Birini beceremezsek diğerine, bir gün o nafileyi diğer günü başka bir nafileyi yerine getirerek yürüyüşe devam edeceğiz. Bu anlayışla bakamazsak şeytan ara dönemlerimizi değerlendirip bizi kulluk yürüyüşünden koparabilir.

Hocam sizden sıkıntılarım için yardım istiyorum. Ben bazı zamanlarda kendimi sah

dua konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bundan aşağısı kötü olmak ya da kötüye meyilli olmaktır. Bu nokta ise bilinen ifadesiyle nötr olmaktır. İyiye doğru gidiş açısından güzel bir durum olarak anlayabiliriz.

El-Ezkar’da 39. sayfada "Doğruluğun ve dürüstlüğün en aşağı derecesi, kişinin iç
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Genel kural şöyledir: Selama cevap vermek vaciptir. Bundan sonraki ayrıntı ise şöyledir: Sözlü selam verene sözlü, yazılı selam verene yazılı, birisi ile selam gönderene o getirenle cevap verilir. Modern iletişim cihazlarındaki selamlar için de bu kural geçerlidir. En asgari olarak selamı okuyunca veya cihazdan dinleyince kendi duyacağı kadar selama cevap verilmelidir. Zira selam sadece iletişim vasıtamız değildir. Biz selamı aynı zamanda bir dualaşma olarak da görürüz. Duanın cimriliğini ise kabul edilir bulmayız. İnce bir ayrıntı olarak bilinmesi gereken bir husus da şudur: Yüz yüze gelindiğindeki selam birinci derecede cevabı vacip olan selamdır. Telefon ve benzeri cihazlardaki canlı görüşmelerde de durum aynıdır. Yazılı ve ses kaydı ile iletilenlerde ise durum bir derece daha hafif görülebilir ama selamın dua olduğunu unutmamak gerekmektedir.

Whatsappta toplu mesajlardan atılan selamları almamız şart mıdır?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Şunu kesin bir kural olarak bilmeliyiz: Önemli olan ibadettir. İbadetin bir çeşidi olarak da duadır. Duanın ağırlığı yanında ellerin durumu o ağırlıkta değildir. Bunu bilmeliyiz. Sorudaki bölüme gelince: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden farklı zamanlarda ve farklı mekânlarda dua ederken ellerini nasıl tuttuğuna dair bilgiler gelmiştir. Müslümanlar da bu bilgilere göre farklılık gösterebilmektedirler. Bunda garipsenebilecek bir yön yoktur. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin dua ederken ellerini: a. Tek parmağı ile işaret ederek dua ettiği, b. İki elini de içleri göğe doğru olacak şekilde açarak kaldırdığı, c. Ellerini elin üstü kıbleye içi yüzüne gelecek şekilde kaldırdığı, d. Ellerini içi yüzüne gelecek şekilde kaldırdığı, e. Ellerini içleri yere üstü göğe olacak şekilde kaldırdığı, f. Diğer eli meşgul olduğu için tek elini kaldırdığı, g. İki elini de uzunca ileri doğru kaldırarak açtığı, h. Koltuk altı görülecek kadar ellerini yukarı kaldırdığı rivayetleri vardır. Şüphesiz bunların her birinin ayrı ayrı hikmetleri bulunmaktadır ama şu bilinmelidir ki: Önemli olan duadır, duadaki ihlas ve heyecandır. Allah Teâlâ hepimizi duaya muvaffak kıldığı kulların arasına katsın.

Dua ederken ellerin durumu hakkında değişik görüşler mi var, çeşit çeşit eller g
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Evet, Allah onlardan razı olsun, ashab-ı kiram yeni yıla veya aya girerken Kur'an öğrenir gibi öğrendikleri şöyle bir dua okurlarmış: اَلَلَّهُمَّ أَدْخِلْهُ عَلَيْنَا بِالْأَمْنِ، وَالْإِيمَانِ، وَالسَّلَامَةِ، وَالْإِسْلَامِ، وَجَوازٍ مِنَ الشَّيْطَانِ، وَرِضْوَانٍ مِنَ الرَّحْمَنِ "Allah'ım, Bizi buna güvenle, imanla, selametle ve Müslüman olarak, şeytandan kurtuluşumuz ve Rahman'ın rızasını kazanmamızla kavuştur."

Hocam, yeni yıla girerken okunabilecek bir dua var mıdır?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Dua bir ibadettir. İbadet ancak Allah’ın emri ve bildirdiği ile yapılır. Bu şekilde bir bilgi bize vahiy yoluyla gelir ki onu Allah’ın emrettiğini anlayalım. Bu rakamda bir okuma ise bize bildirilmemiştir. Fatiha Suresini hastaya okumak haktır ama bu sayı ile verilen bilgi bir uydurmadır.

Ağır bir hastamız var. Bir arkadaşımız bize Talut’un askerleri sayısı olan 313 k
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

• Zikir bir ibadettir. Bütün ibadetler gibi zikri de Allah Teâlâ belirlemiştir, kullar ne şekline ne miktarına müdahale edemezler. • Zikrin “şu kadar” denebilecek bir sınırı, muayyen bir vakti ve belirli bir pozisyonu yoktur. Kur'an’ımızın ve sünnetimizin gösterdiği bütün zikirler, bütün zamanlar ve bütün durumlar için sınırsız bir şekilde yapılabilir niteliktedir. • Zikir bu yapısıyla imanî hayatımızın bereketidir. • Zikrin anlamı uyanık ve anlayışlı olmaktır. Aksi de gaflettir. Bu uyanık olma zihinde olur, dilde olur. İkisi bir arada olunca da en efdali olur. • Allah’ın emri olarak yapılan her iş bir zikirdir. Bu manada namazdan Kur'an okumaya kadar her ibadet zikirdir. Mazluma yardım zikirdir. İlim öğrenmek zikirdir. Fazilet olan her iş bir nevi zikirdir. • Zikirden beklenen faydalardan bazıları şunlardır: Şeytanı kovmaya vesile olur. İçteki sıkıntıları, kederleri azaltır. Rızık getirir, bereketi arttırır. Sürekli biriktirilen bir sevap kaynağı olur. Allah’ın emirlerini yapmaya, yasaklarından uzak durmaya vesile olur.

Zikir hakkında şu kadardır bu kadardır diyebileceğimiz bir oran var mıdır? Varsa

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.