Fetva Meclisi
Soru
Zikir hakkında şu kadardır bu kadardır diyebileceğimiz bir oran var mıdır? Varsa bu oranı kim belirler, kime ne kadar belirler?
Cevap
Benzer fetvalar
Gayet güzel yapıyorsunuz, Allah kabul buyursun. Bu programınıza Kur'an okumayı da ilave edin. Kendinizi ağır bir programa kilitlemeyin. Bir hocadan yaptığınız zikirlerin okunuşunda hatanız olup olmadığını öğrenin. Zorlanmadan yapabildiğiniz kadar zikir yapın. Eksiğiniz varsa ilmihal de okuyun. Sosyal görevlerinizi ve özellikle de ailenizi ihmal etmeyin. Gayet güzel. Allah yardımcınız olsun.
Kur'an’ımız çok açık bir uyarıda bulunmaktadır: ‘Kalpler ancak Allah’ı zikirle huzur bulur.’ Sorunuzun cevabı budur. Allah’ı zikir huzurdur hatta hayatın ta kendisidir. Peki Allah’ı zikir ne demektir? Allah’ı zikir elde tesbih ‘Sübhanalllah’ demektir dersek yanlış olur. O tesbih ile yapılan zikrin bir çeşididir. Öz olarak Allah’ı zikir, Allah’ı hatırlıyor olmaktır. Allah’ı hatırlıyor olmak/zikir ehli olmak ise hayatı İslam ile yaşama mücadelesi yapmaktır. Bunu şöyle özetleyebiliriz: - Pratik bir iman, o imanı şeytanın ve kâfirlerin saldırılarından korumak. - Haramlardan korunmuş yaşamak. - Farzlardan eksik bırakmamak. - İnsani görevlerde eksiksiz olmak. Eş olanın eşliğini, evlat olanın evlatlığını hakkıyla yerine getirmesi. - Ahlak sorunu yaşamamak. - Nafile ibadetlerden becerebildiğini yapmak. - Sosyal kimlik sahibi olmak. - Mubahlarda aşırıya kaçmamak yani nefse esir olmamak. - Çok dua ediyor olmak. - Ahireti öteler ötesi bir yer olarak değil yarından bile erken gibi görmek. - Mü’min kardeşlerle kardeşlik ahengi içinde yaşamak… Bunlar Allah’ı zikir üzere bulunmanın işaretleridir. Böylece bu işaretlerle başlangıç ve yürüyüş noktası da tespit edilmiş olur.
Abartmamaya çalışın, her şeyde dengeli olmak ibadette dâhil olmak üzere bizden istenendir. Belirttiğiniz sıkıntıda ise kendinizi boş ve boşlukta tutmamalısınız. Kur'an okuma kuralı koyun kendinize. Mesela günde on sayfa Kur'an okumayı kural edinin. Çokça zikir yapın. Günlük zikirleriniz olsun. Örnek olarak zikredelim: Beş yüz kere salavat, beş yüz kere tevhid, bin kere tesbih... Bunları kademe kademe artırarak uygulamaya başlayın. Allah yardımcınız olsun.
Zikir olan cümleler, anlamları kadar kendileri de ibadet niteliğindedir. Yüzde yüz anlam üzere söylenmeleri şeklinde bir şart yoktur ama zikrin kazandıracağı sevap açısından anlama sadakat ve teslimiyetin etkisi büyüktür. Bu noktaya yani sözü ve anlamını beraberce yürütmeye ancak uzun bir zamanla gelinebilir. Bu bir nevi eğitim olarak görülmelidir. Şimdi bu düzeyi yakalayamayan birinin tek çaresi yakalayana kadar tek yönlü de olsa devam etmektir. -Seyyidü’l-istiğfar adı üstünde en iyi istiğfardır. Yalnız onu söyleyen birinin ne söylediğini bilmiş olması gerekir. Ve kul hakkı ile alakalı olarak helalleşme, terk edilmiş ibadetlerin kazası, işlenmekte olan günahların terk edilmesi gibi ilave şartlar seyyidü’l-istiğfarın ne kadar samimi söylendiğinin belgesidir. Bu not bir kenarda biliniyorsa bu istiğfar muhteşemdir.
Evet, hayatın gerçeği budur, böyledir. Yalnız bu sürekli böyle gitmez. Bir süre sonra toparlayabilirsin. Şeytan seni perişan etmesin. Şu andaki durumunu mevsim değişikliği gibi anlamaya çalış. Aileni ihmal etme. Farzlarda hiçbir şekilde aksaklık yapma. Haramlardan uzak dur. Çok geçmeden vakit bolluğu ve planlı iş yapma düzeyine geleceksin. Bu da bir imtihan ve bu da bir süreçtir.
İnsan zayıftır; korkar, ağlar, ürker. Korktuğu için de sürekli bir dayanak arar kendisine. Bu durum tabiidir, yaratılışımız böyledir. Herkesin dayanağını oluşturması da farklıdır. Kimi kendisini alkole verir, kimi kumara, kimi oyuna, kimi bir takımı tutup teselli olmaya… Herkesin bir dayanağı vardır. Bunun için de eşler yaşlanınca ve sosyal hayattan zorunlu olarak çekilince birbirlerine daha fazla muhtaç olurlar. Mü'min de bir dayanak arar ama o, iman ehli olduğu için sıradan bir dayanağa dayanmaz. İman ettiği değerleri onu korur, canlı tutar. Eğer bir mü'min, mü'min olmayanlar gibi endişeler içinde yoğruluyorsa bu durumda iman yeniden ele alınmalıdır. Zira mü'min, Rabbine dayanır ve huzur içinde yaşar. Herkes ölümden korkar, o ise ölümün ötesindeki olaylardan korkar. Mü'min insanda bu hissiyatı güçlendirmek için şu ayrıntılara dikkat etmek gerekir ki bunlar, Allah onlardan razı olsun, Ashab-ı Kiramın üzerinde yaşanmış gerçeklerdir: Başta namaz olmak üzere ibadetlerde arıza olmayacak. Özellikle namaz bir dağ gibi yaslanılacak, sırt verilecek bir dayanaktır. En bunalımlı günlerde bile iki rekât nafile namaz, insanı idama götürdükleri anda bile huzur ve esenlik getirir. Sahabi öyle yaptı, kendisini asmak isteyenlere bırakın iki rekât namaz kılayım dedi. Kur'an okumak gibi bir şifa yoktur. Hafif sesli ve sayfanın bitip bitmediğine bakmadan okunan Kur'an şifadır, esenliktir. Okuyamama durumunda olan (mesela bir kadın) dinlemelidir. Kur'an’ın girdiği kulaktan dert iniltisi girmez biiznillah. Şüphesiz bu, ilk denendiği gün sonuç verecek bir ilaç değildir. Kişinin ruhu bu sese alışmalıdır. Bu da belki üç ay veya bir yıl gibi zaman isteyebilir. İbadetler test edilmezler! Zikir, muhteşemdir. Mağaralarda bile zikir huzur kaynağıdır. İnleyen hastalar, ezilen mazlumlar, sürülen muhacirler… Herkes için zikir bir kurtuluştur, bir huzurdur. Aslı Peygamber aleyhisselamdan alınmış olan zikirler ve yöntemlerle kişi kendisini ihya etmelidir. Dua da bir sığınaktır. O sığınağı sürekli kullanmak gerekir. Kişinin DUA SAATİ diye bir saati olması gerekir. Eller kalkmışken herkesle beraber âmin demek başka, elleri dua için dik tutmak başkadır. İnsan, yalnızlık için yaratılmamıştır. Bir arkadaş/arkadaş grubu herkese şarttır. Beraber huzurlu, gıybetsiz, kaliteli ve menfaat beklentisiz saatler geçirilebilecek bir mü'min/salih arkadaş grubu, cennetin rüzgârını dünyaya taşımaktır. Bunun eksikliği yürekleri parçalayan dertler getirebilir. İnsanın boş vakti asla olmamalıdır. Her boş saat sıkıntı kaynağı olarak bilinmelidir. Para kazanmak için de olsa insan sürekli iş içinde olmalıdır. İşi vaktinden çok insanlar dertlerini hissedemezler bile. Bunun için kitabımız bize “bir işi bitirince diğerine koyul” emri vermiştir. Olumsuzlukların gündem yapıldığı ortamlardan uzak durulmalıdır. Bilhassa haber izleme bir hastalığa dönüşebilmektedir, hastalık nedeni de olmaktadır. Mü'min insan kendisini ondan korumalıdır. Böyle bir programı asgari üç ay uyguladıktan sonra biiznillah rahatlama hissedilecektir. Allah yardımcımız olsun.
dua konusundaki diğer fetvalar
Tembellik, Allah’a sığınılacak bir hastalıktır. Azı olur çoğu olur, zararı da ona göre farklı olabilir. Kimi insan sadece ibadetlerinde tembeldir kimileri de her işinde tembeldir. Hangisi olursa olsun tembelliği bir hastalık görüp ondan Allah’a sığınmak gerekir. Tembellik göstergesi olarak şu işaretlere dikkat etmeliyiz: Basit bir iş için bile uzun vakitler harcamada sakınca görmemek, Sürekli ertelemek, sonraya bırakmak, Sorumluluk gerektiren işlerden kaçınmak, Sürekli öneriler getirip iş yapmamak, Arzularına esir olmuşluk, Düşük performansta sakınca görmemek, Sözlerinde duramamak, Rekabetten uzak kalmaya çalışmak, Bulunduğu ortamın eşyasında bile düzensizliğin hâkim olması, Özel işlerini bile başkalarına havale etmeleri bünyede tembellik bulunduğunun işaretlerindendir. Tembel insanların bir psikologla görüşüp bedensel bir arıza taşıyıp taşımadıklarını öğrenmelerinde fayda vardır. İyi bir yönlendirme ve iyi bir danışma ile gayret edilip aşılabilir bu hastalık. Hedef belirsizliği, arkadaş çevresinin iyi olmayışı, keyfe düşkünlük gibi sebepler giderilebilir. Böyleleri çok dua etmeli ve sabırla gayretle engelleri aşmalıdırlar. En azından bütün alanlardaki tembelliği gideremiyorlarsa da bir alandakini giderip zamanla diğerini giderme şeklinde uzun vadede bile olsa düzelme sağlayabilirler.
Bundan aşağısı kötü olmak ya da kötüye meyilli olmaktır. Bu nokta ise bilinen ifadesiyle nötr olmaktır. İyiye doğru gidiş açısından güzel bir durum olarak anlayabiliriz.
Sözlerinizde itiraz edecek bir nokta göremiyorum ama çareyi de bilemiyorum. Siz sadece gerçekleri yazmışsınız. Olabilecekleri bizim gibi siz de ortaya koyamamışsınız. Hasbunellah.
Bu bir tevekkül ve yakîn (tam güven) meselesidir. Başka bir ifade ile iman meselesidir. Kul, “bana, üzerime düşen görevleri yapmak ve dua etmek düşerdi, ikisini de yaptım” anlayışında ise sonuç onun için rahattır ve duasının da sonucu durum ne olursa olsun gerçekleşmiştir. Meseleyi iman meselesi olarak görmek gerekiyor. Allah Teâlâ kalbimize tevekkül indirsin.
İyi ve hayır olan her şey için dua kabul olur biiznillah ama kul acele etmemelidir.
Bugün bütün dünyada futbol takımları toplumların idare edilebilmesi için canlı tutulmaktadır. Esasen futbol bir oyun olarak sakıncalı da değildir ama futbolla beraber devreye giren avret teşhiri, kumar, vakit israfı gibi sakıncalarla beraber futbol ve takımları sorun odaklı durmaktadır. Bu nedenle futbol takımı için dua etmek makul bir iş değildir. Basiretli bir mümin böyle bir dua edemez.