Fetva Meclisi
Soru
1- Zikir esnasında kendisini zikrin anlamına odaklayamayan ve aklına başka şeyler gelmesini engelleyemeyen kimseye ne tavsiye edersiniz? 2- Seyyidü’l-istiğfar duasını yapan kimse tevbe için başka bir söz kurmasa da yeterli olur mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Dua bir yalvarıştır, yakarıştır. Rabbimiz dua ederken, onun dualarımızı kabul edeceğinden şüphemiz olmamasını istemektedir. Elbette kabulün ne zaman ve nasıl gerçekleşeceğini Allah bilecektir. Hangi dua daha ihlaslıysa, daha samimi ise o kabul olur Allah’ın izniyle. Duada ısrarcı olunabilir fakat mümin, ettiği duanın kabul edilmesi hususunda aceleci olmamalıdır. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin "Sizden herhangi biriniz 'dua ettim de kabul olunmadı' diyerek acele etmediği sürece duası kabul olunur." buyurduğunu hatırlayabiliriz. Zikirde “şu kadar” denebilecek bir sınırı, muayyen bir vakti ve belirli bir pozisyonu yoktur. Kur'an’ımızın ve sünnetimizin gösterdiği bütün zikirler, bütün zamanlar ve bütün durumlar için sınırsız bir şekilde yapılabilir niteliktedir. Herkes gücü yettiğince yapabilir. Zikir yaparken de başka şeyler düşünmek zikri geçersiz kılmaz fakat sadece dille değil de kalben Allah’a yönelerek, ne söylediğinin farkında olarak, Rabbimizin huzurunda olduğumuzun hissi içinde olmaya çalışmak gayemiz olmalıdır. Dua ederken “Ya Allah”, “Ya Rab” dediğimiz gibi herhangi Esma’ül Hüsna’dan olan isimlerinden biriyle de dua edebiliriz. Ya Âlim, ya Kerim, ya Latif yani “Ey Latif Allah’ım! Ey Kerim Allah’ım! Ey Rahim Allah’ım!” diye dua edebilirsiniz. Yeterli olur Allah’ın izniyle. Geçmişteki yanlışlardan samimice tövbe edip istiğfar edebilirsiniz. Mümin erkek veya kadın Allah'tan kendisi için hayırlı olanı ister, bunun için de dua eder. "Allah'ım bana dünya ve ahirette iyilikle beraber olacağım salih bir eş nasip et!" şeklinde dua edebilirsiniz. Rabbimizin size yazdığı nasibi er veya geç sizi bulacaktır. Bundan hiç şüpheniz olmasın. Allah yardımcınız olsun.
• Zikir bir ibadettir. Bütün ibadetler gibi zikri de Allah Teâlâ belirlemiştir, kullar ne şekline ne miktarına müdahale edemezler. • Zikrin “şu kadar” denebilecek bir sınırı, muayyen bir vakti ve belirli bir pozisyonu yoktur. Kur'an’ımızın ve sünnetimizin gösterdiği bütün zikirler, bütün zamanlar ve bütün durumlar için sınırsız bir şekilde yapılabilir niteliktedir. • Zikir bu yapısıyla imanî hayatımızın bereketidir. • Zikrin anlamı uyanık ve anlayışlı olmaktır. Aksi de gaflettir. Bu uyanık olma zihinde olur, dilde olur. İkisi bir arada olunca da en efdali olur. • Allah’ın emri olarak yapılan her iş bir zikirdir. Bu manada namazdan Kur'an okumaya kadar her ibadet zikirdir. Mazluma yardım zikirdir. İlim öğrenmek zikirdir. Fazilet olan her iş bir nevi zikirdir. • Zikirden beklenen faydalardan bazıları şunlardır: Şeytanı kovmaya vesile olur. İçteki sıkıntıları, kederleri azaltır. Rızık getirir, bereketi arttırır. Sürekli biriktirilen bir sevap kaynağı olur. Allah’ın emirlerini yapmaya, yasaklarından uzak durmaya vesile olur.
İstiğfar, işlenen günahlardan ve hatalardan dolayı Allah’tan af ve mağfiret niyaz etmek demektir. Kur’ân-ı Kerîm’de işledikleri kötülüklerden pişman olup tövbe-istiğfarda bulunanlar övülmektedir. (Âl-i İmrân, 3/135) Kaynaklarda içeriği bakımından “istiğfar” anlamı taşıyan pek çok dua vardır. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) “Seyyidü’l-istiğfâr” (İstiğfârın en güzeli) diye nitelediği dua şöyledir: اَللَّهُمَّ أَنْتَ رَبِّي لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ، خَلَقْتَنِي وَأَنَا عَبْدُكَ، وَأَنَا عَلَى عَهْدِكَ وَوَعْدِكَ مَا اسْتَطَعْتُ، أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ مَا صَنَعْتُ، أَبُوءُ لَكَ بِنِعْمَتِكَ عَلَيَّ، وَأَبُوءُ لَكَ بِذَنْبِي فَاغْفِرْ لِي، فَإِنَّهُ لَا يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا أَنْتَ. “Allah’ım! Sen benim Rabbimsin! Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Beni sen yarattın. Ben senin kulunum; gücüm yettiği kadarıyla senin ahdin ve va’din üzere bulunuyorum. Yaptığım fenalıkların şerrinden sana sığınırım. Üzerimde olan nimetlerini itiraf ederim; günahımı da itiraf ederim. Beni bağışla; çünkü senden başka hiçbir kimse günahları bağışlamaz.” (Buhârî, Deʽavât, 2, 16 [6306, 6323]) Aslında kişinin Rabbine yönelerek içinden geldiği gibi dile getirdiği her türlü bağışlanma duası zaten bir istiğfardır.
Gayet güzel yapıyorsunuz, Allah kabul buyursun. Bu programınıza Kur'an okumayı da ilave edin. Kendinizi ağır bir programa kilitlemeyin. Bir hocadan yaptığınız zikirlerin okunuşunda hatanız olup olmadığını öğrenin. Zorlanmadan yapabildiğiniz kadar zikir yapın. Eksiğiniz varsa ilmihal de okuyun. Sosyal görevlerinizi ve özellikle de ailenizi ihmal etmeyin. Gayet güzel. Allah yardımcınız olsun.
Kelime-i tevhid sözlük anlamı ile “Allah’ı birleme cümlesi” demektir. “Lâ ilahe illallah” sözünden ibarettir ve “Allah’tan başka ilah yoktur.” anlamına gelir. Bu cümlenin ifade ettiği mana İslâm’ın temel ilkesini oluşturur. Hz. Peygamber (s.a.s.), “Kıyamet gününde benim şefaatim sayesinde en mutlu olacak insan, kalbinden içtenlikle, Lâ ilâhe illallah diyendir.” (Buhârî, İlim, 33 [99]; Rikâk, 51 [6570]) buyurmuştur. Zikir, hatırlamak ve hatırlatmak demektir. Kelime-i tevhidi zikir olarak okumak, okuyana ve dinleyenlere Allah’ı hatırlatacağı için sevap kazandıran bir ameldir, zikirlerin en güzelidir. Resûlullah (s.a.s.), “En faziletli zikir ‘Lâ ilahe illallah’; en faziletli dua da ‘Elhamdülillah’ demektir.” (Tirmizî, Deʽavât, 9 [3383]; İbn Mâce, Edeb, 55 [3800])buyurmuştur. Bunun yanında günde yüz defa “Lâ ilâhe illallah” diyenin çeşitli şekillerde mükâfatlandırılacağı yönünde hadisler bulunmaktadır. (Tirmizî, Deʽavât, 37 [3430]; İbn Mâce, Edeb, 54 [3794]) Sahih hadislerde belirtilenler dışında dua veya zikirlerin belli sayılarda yapılması gerektiğine inanıp bunu iddia etmek doğru değildir.
Evet, hayatın gerçeği budur, böyledir. Yalnız bu sürekli böyle gitmez. Bir süre sonra toparlayabilirsin. Şeytan seni perişan etmesin. Şu andaki durumunu mevsim değişikliği gibi anlamaya çalış. Aileni ihmal etme. Farzlarda hiçbir şekilde aksaklık yapma. Haramlardan uzak dur. Çok geçmeden vakit bolluğu ve planlı iş yapma düzeyine geleceksin. Bu da bir imtihan ve bu da bir süreçtir.
ibadet konusundaki diğer fetvalar
Peygamber aleyhisselam efendimiz, Ramazan ayında i’tikâf tutardı. İlk onunda, orta onda ve kadir gecesi arayışı ile son anda tuttuğu olmuştur. İ’tikâfına sabah namazından sonra başlar sabah namazından sonra bitirirdi. Ramazan ayında bir engelden dolayı tutamadığı olursa Şevval ayında on gün i’tikâfa girerdi. İ’tikâf yeri mescidi idi. Evi mescide bitişik olduğu hâlde mescitte özel bir çadır kurdurur orada ibadet ederdi. İ’tikâf esnasında ibadet yoğunluklu olurdu. İnsanlarla bağlantısını çok aza indirirdi. Genel olarak ele alındığında i’tikâftan maksat: İnsanlarla ilişkileri azaltmak, Yemeğe sınırlama getirmek, Fazla sözü kısmak, Fazla uykuyu kısmak olarak belirlenebilir. İ’tikâf Ramazan dışında da yapılabilir. Bir saatlik de olabilir. Ama özellikle Ramazan ayında oruçlu iken tam bir gün ile başlayanı asıl olandır.
Müslüman, ne zaman nisap miktarından mala sahip olur ve onun üzerinden bir kameri sene geçirirse zekâtını verir. Tarım ürünlerinde ise zekât mahsul alındığı gün verilir, yıl geçmesi gerekmez. Meşru bir gerekçe olmadıkça da zekât, vakti geldikten sonra ertelenmez. Vakti gelmeden önce zekât verilebilir. Ramazan ayı, bilhassa nafile ibadetlerin daha faziletli olduğu, yapanına daha büyük ecirler kazandırdığı bir zaman dilimi olduğu için muhtaçların duası da ona göre değerlidir diye zekâtın o ayda verilmesi arzu edilir. Bu, dini bir emir değildir. Kişinin zekâtı Ramazan ayına rastlıyordu ise zaten vaktinde verilmiş olur. Sonrasında idi de öne çekiyorsa sıkıntı olmaz. Ramazan ayından önce olduğu hâlde verme zamanı, Ramazan daha sevabı çoktur diye geciktirilirse bu uygun olmaz.
Ulemamızın büyük bölümü zikir yaparken; Dilin hareket etmesini ve İnsanın kendi sesini duyacak kadar sesli yapmasını şart görmüşlerdir.
Bunlar mevsimlik denebilecek geçici hislerdir. Abartma ve takılma bunlara. İbadetlerine devam et. Kendini yoğun tut. Boş vaktin olmasın. Bunlar gelip geçicidir.
Hayır, eski namazlarınızın tekrarını gerektirecek bir durum yoktur. Bugünden sonrasını Allah’ın izni ile tam yap, gerisini de Allah’ın mağfiretine havale et. Rabbim yardımcın olsun.
Seferî iken namazı kazaya kalan birinin normal hayatına döndüğünde (veya seferîliği devam ederken) o namazı kaza olarak kılması durumunda ÜZERİNE BORÇ KALDIĞI ŞEKLİYLE namazı kaza eder. Seferî iken namaz iki rekât olarak kılınacaktı ise kazası da iki rekât olarak kılınır.