Fetva Meclisi
Soru
Zekâtı Ramazan ayında vermek mi daha sevap olmaktadır?
Cevap
Benzer fetvalar
Zekâtın Ramazan ayı ile ilgisi yoktur. Herkes, zekât üzerine ne zaman vacip oldu ise o zaman verir zekâtını. Genelde insanlar, daha faziletli olsun diye öne çekerek takvimlerini Ramazanda zekât verirler. Bu nedenle zekât, sanki Ramazan ayında verilirmiş gibi bir anlayış oluşmuştur. Veremediğiniz zekâtınızı hemen verin. Allah kabul buyursun.
Zekât senenin herhangi bir zamanında verilebilir. Oruç ve hac ibadetlerinde olduğu gibi nisap miktarı malın üzerinden bir sene geçmiş olması konusunda da kamerî yıl hesabı uygulanır. Zekâtın farz olduğu andan itibaren verilmesi gerekir. Bunun için belli bir kamerî ayı veya Ramazan’ı beklemeye gerek yoktur. Zekât vermekle yükümlü olanların, yükümlü oldukları andan itibaren en kısa zamanda zekâtlarını vermeleri gerekir. Çünkü zekât bir kulluk borcudur, borç da bir an önce ödenmelidir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/271-272)
Zekât takvimini Ramazan gibi kameri aylardan birine çekmelisiniz. Mesela bundan sonra her Ramazan ayının şu günü diye bir takvim belirleyin. O takvime göre zekât verin. Şimdi Ramazan ayına almanızda bir sakınca yoktur.
Sizin elinizden çıkan malın zekâtını şöyle değerlendirin: - Eğer, verdiğiniz kişiye onları emanet olarak verdi iseniz, mal sizde duruyor demektir, vaktinde de zekâtını verin. - Eğer, onların malı olacak şekilde verdi iseniz mal sizden çıkmıştır. Vakti gelmeden önce bunu yaptı iseniz zekâtı ile de alakanız yoktur. Vakti geçtikten sonra yani her sene zekâtını verdiğiniz vakitten sonra verdi iseniz bu durumda bu seneki zekâtı sizde borç olarak durmaktadır. Onu verirsiniz. - Onlar ise şöyle yaparlar: Ellerindeki takı nisabı dolduruyorsa veya diğer paraları ile beraber dolduruyorsa bir yıl sonra zekâtını vermeye başlarlar.
Üzerinden bir yıl geçmiş gibi zekât vermeniz yani zekâtı öne almanız caizdir. Şu kadar ki, eğer o zamana kadar vermeniz gerekecek miktar artmış olursa onu da vereceksiniz.
Selamünaleyküm. 1- Bir ailenin bir binek arabası zekâta tabi değildir. Ailenin bir başka ferdinin arabası da zekâta tabi olmaz. Ancak zikrettiğiniz gibi dört araba ve hepsi bir kişinin gibi duruyorsa ve bunlardan biri mesela iş yerine ait değilse üçünün zekâtı verilmelidir. 2- Bir kişinin bir oturduğu bir de yazlık evi olabilir. Ticaret için saklamadıkça yani emlakçi gibi satmak için tutmadıkça evlerinden dolayı zekât vermesi gerekmez. 3- Mesela Ramazan ayının onuncu gününü takvim kabul eden biri, dokuz Ramazan'da elinden çıkanı hesaba katmaz. Dokuz Ramazan'da eline geçeni de eskilerin arasında on Ramazan'da hesaba katar. On Ramazan'dan sonra ise giren veya çıkan önemli değildir.
ibadet konusundaki diğer fetvalar
Ulemamızın büyük bölümü zikir yaparken; Dilin hareket etmesini ve İnsanın kendi sesini duyacak kadar sesli yapmasını şart görmüşlerdir.
Bunlar mevsimlik denebilecek geçici hislerdir. Abartma ve takılma bunlara. İbadetlerine devam et. Kendini yoğun tut. Boş vaktin olmasın. Bunlar gelip geçicidir.
Hayır, eski namazlarınızın tekrarını gerektirecek bir durum yoktur. Bugünden sonrasını Allah’ın izni ile tam yap, gerisini de Allah’ın mağfiretine havale et. Rabbim yardımcın olsun.
Zikir olan cümleler, anlamları kadar kendileri de ibadet niteliğindedir. Yüzde yüz anlam üzere söylenmeleri şeklinde bir şart yoktur ama zikrin kazandıracağı sevap açısından anlama sadakat ve teslimiyetin etkisi büyüktür. Bu noktaya yani sözü ve anlamını beraberce yürütmeye ancak uzun bir zamanla gelinebilir. Bu bir nevi eğitim olarak görülmelidir. Şimdi bu düzeyi yakalayamayan birinin tek çaresi yakalayana kadar tek yönlü de olsa devam etmektir. -Seyyidü’l-istiğfar adı üstünde en iyi istiğfardır. Yalnız onu söyleyen birinin ne söylediğini bilmiş olması gerekir. Ve kul hakkı ile alakalı olarak helalleşme, terk edilmiş ibadetlerin kazası, işlenmekte olan günahların terk edilmesi gibi ilave şartlar seyyidü’l-istiğfarın ne kadar samimi söylendiğinin belgesidir. Bu not bir kenarda biliniyorsa bu istiğfar muhteşemdir.
Peygamber aleyhisselam efendimiz, Ramazan ayında i’tikâf tutardı. İlk onunda, orta onda ve kadir gecesi arayışı ile son anda tuttuğu olmuştur. İ’tikâfına sabah namazından sonra başlar sabah namazından sonra bitirirdi. Ramazan ayında bir engelden dolayı tutamadığı olursa Şevval ayında on gün i’tikâfa girerdi. İ’tikâf yeri mescidi idi. Evi mescide bitişik olduğu hâlde mescitte özel bir çadır kurdurur orada ibadet ederdi. İ’tikâf esnasında ibadet yoğunluklu olurdu. İnsanlarla bağlantısını çok aza indirirdi. Genel olarak ele alındığında i’tikâftan maksat: İnsanlarla ilişkileri azaltmak, Yemeğe sınırlama getirmek, Fazla sözü kısmak, Fazla uykuyu kısmak olarak belirlenebilir. İ’tikâf Ramazan dışında da yapılabilir. Bir saatlik de olabilir. Ama özellikle Ramazan ayında oruçlu iken tam bir gün ile başlayanı asıl olandır.
Kur'an okumak mahza ibadettir. Evet, namaz gibi abdest alınması, kıbleye dönülmesi ve benzeri ayrıntıları yoktur ama neticede Allah’ın huzurunda yapılan bir ibadettir. Buna göre de mü'min’in Allah’ın huzurunda duracağı vakar ve edep ile Kur'an okuması evla olan, sevap maksadına yakın olandır. Şu kadar var ki Kur'an okurken namazdaki gibi bulunulması da şart koşulmamıştır. Su içilebilir, ağza gıda konmasında sakınca olmaz. Sağa sola dönülmesinde veya bir soruya cevap verilmesinde sakınca olmaz. Bunlardan biri yapılırken okuma ahengini ve okunan âyetteki manayı bozmayacak bir dikkat ve titizlik de gösterilmelidir. Mesela su içilirken okumaya ara verilmiş olmalıdır.