Fetva Meclisi
Soru
Hocam ben işten sonra akşamları dinlenirken kendim bir program yaparak program dâhilinde zikirler çekiyorum. Bu şekilde birkaç senedir bunu devam ettirmeye çalışıyorum. Kendim o günkü yorgunluğum durumuma göre sayıyı belirliyorum bazen fazla bazen eksik bu şekilde bunu devam ettirmeye çalışıyorum. Bazı yerlerde zikrin sistemli bir şekilde mürşit veya şeyhten ders alınarak onun verdiği sayıyı takip ederek kişiyi gerçek manada amacına ulaştıracağını aksi halde kendimiz manevi ihtiyacımızı tam bilmeyip çok ilerlemeyeceğimizi duydum. Bu aklımda bazı soru işaretleri oluşturdu. Acaba düzenli olarak yapmaya çalıştığım bu zikirleri bir şeyh gözetiminde yapmadan Allah’ı zikir için hadislerde bahsedilen müjdeli durumlara ulaşamam mı diye endişelenmeye başladım. Kur’an ve sünnet ışığında zikir konusunda nasıl bir yol izlemem gerektiği ile ilgili tavsiyelerinizi istiyorum hocam.
Cevap
Benzer fetvalar
Abartmamaya çalışın, her şeyde dengeli olmak ibadette dâhil olmak üzere bizden istenendir. Belirttiğiniz sıkıntıda ise kendinizi boş ve boşlukta tutmamalısınız. Kur'an okuma kuralı koyun kendinize. Mesela günde on sayfa Kur'an okumayı kural edinin. Çokça zikir yapın. Günlük zikirleriniz olsun. Örnek olarak zikredelim: Beş yüz kere salavat, beş yüz kere tevhid, bin kere tesbih... Bunları kademe kademe artırarak uygulamaya başlayın. Allah yardımcınız olsun.
Allah Teâlâ yardımcınız olsun. Özet olarak size şu tavsiyelerde bulunabilirim: - Acele etmeyeceksin. Bedenin büyüdüğü gibi maneviyatın da büyüyecek. Bunun adına sabırla ve yılmadan, erimeden yaşamaya devam etmek diyebiliriz. - İbadetlerini ihmal etmeyeceksin. Elbette önce farz ibadetleri kastediyoruz. Nafile ibadetleri artırmaya bakacaksın. Mesela Kur'an okumayı, zikir yapmayı günlüğün haline getireceksin. - Çevreni temiz tutacaksın. Zararı yok, kimse olmasın yanında ama olan sana zarar vermesin. Üç kişi de olsalar, Allah yolunda arkadaş edindiklerin çevrenden eksik olmasın. - Haramlardan ve haramlara götüren sebeplerden uzak duracaksın. - Aile saadetini ahiretin açısından çok önemli olarak göreceksin. - Haber programları dâhil, dünyevileşmeye neden olacak bilgi kirliliğinden kendini koruyacaksın. - Çok dua edeceksin. Çok, çoook... Allah yardımcın olsun.
Kendinizi Allah’ın razı olacağı işlerle yoğun duruma getirmezseniz şeytan sizi kendi razı olacağı işlerle doldurur. Temel sorun budur. Bu nedenle şöyle bir planlama yapın: • Muhakkak okuyacağınız bir Kur'an okuma planınız olsun. • Belli zikirleriniz olsun. • Evinizle ilgilenmeyi arttırın. • Sılayırahimi arttırın. • Namazları sünnetleriyle daha ağır kılmaya çalışın. • Bu arada bir psikologla görüşseniz onun da size desteği olabilir. Yılmayın ve usanmayın. Sonuna kadar mücadele edip şeytanı mağlup etmeye kararlı olun.
Okumaktan daha önemlisi dolu dolu yaşamaktır. Gününüzü çok dolu geçirin, boş vaktiniz hiç olmasın. Yedi veya sekiz saat uyuduktan sonra gerisini iş, ibadet, sılayırahim ve benzeri işlerle geçirin. On dakikanız bile denecek kadar boş vaktiniz olmasın. Bu sıkıntının temelinde o vardır. Okumaya gelince, her gün on sayfa civarında Kur'an okumadıkça bir kitap okumanızın anlamı olmaz. Normal günlerinizde bir on sayfadan başlayarak Kur'an okuyun. O ilerlesin ve ayda bir hatime yürüsün. O zaman huzur sizin kapınızı çalacak. Bir ilmihal kitabını muhakkak satır satır çözmelisiniz. Dilini anladığınız bir hocanın seri olarak derslerini dinleyin. Ve çokça zikir yapın. Mesela günde: - Yüz defa salavat, - Yüz defa kelime-i tevhid, - Yüz defa istiğfar… ile başlayın. İlerledikçe zamanla bu sayıyı arttırın. Bu programa üç ay devam ettikten sonra bize tekrar yazın. Allah yardımcınız olsun.
Aleykümselam.Böyle olması normaldir. Büyük bir imtihan içindeyiz. Yaşınıza göre başınıza gelecek olan böyle bir durumdur. Vaktinizden çok iş üretecek bir program oluşturmalısınız. Uyumaya bile vaktiniz kalmayacak şekilde iş üretin, çalışın, gezin ama boş kalmayın. Arkadaş çevrenizi de yenilen ve büyütün. Duayı unutmayın.
Evet, hayatın gerçeği budur, böyledir. Yalnız bu sürekli böyle gitmez. Bir süre sonra toparlayabilirsin. Şeytan seni perişan etmesin. Şu andaki durumunu mevsim değişikliği gibi anlamaya çalış. Aileni ihmal etme. Farzlarda hiçbir şekilde aksaklık yapma. Haramlardan uzak dur. Çok geçmeden vakit bolluğu ve planlı iş yapma düzeyine geleceksin. Bu da bir imtihan ve bu da bir süreçtir.
aile konusundaki diğer fetvalar
Kızım, Allah yardımcın olsun. Sen aile içi ilişkilerinizi daha iyi bilirsin şüphesiz. Dışarıdan akıl almak bu konuda her zaman iyi sonuç getirmeyebilir. Şunu bilmelisin ki: Kaderinde yazılı biri şu ana kadar sana talip olsa idi, değil baban bunu bütün cinler bile bir araya gelseler engelleyemezlerdi. Baban kaderinde olmayanları geri tepip seni de üzmüş oldu. Bu konuda sana tavsiyem şudur: Ailenizde dede, dayı gibi babanla rahat konuşabilecek birini devreye sok. Babandan habersiz kardeşinin beraberliğinde bir iki görüşme yapmanda sakınca olmaz. Sakınca evlenmekte olur. Bu ayrıntıya dikkat et. Allah yardımcın olsun. Kalbini rahat bırak kızım. Mü'min bir kız olarak sen yaratanına teslim ol. Sanki evlenenler huzur bulmada garantide oluyorlar? Görmüyor musun evlenip perişan olanları? Sabırlı ol, rahat ol.
Siz yanlış bildiğinizi ikaz edin. Edebinizi koruyarak tavrınızı gösterin. Bundan öteye sahibi olmadığınız evdekinden mesul olmazsınız.
Peki kızım, madem “Allah için seviyorsunuz birbirinizi”, Allah’ın annenizi üzmeyin sözünü nereye koyuyorsunuz? Demek ki siz, daha çok duygusal bakıyorsunuz.
Kaçak iş Müslüman işi değildir.
Din farkı ile bağlantı olarak belli bir kural oluşmaktadır ama genelde insani ilişkiler din farkından dolayı tamamen askıya alınmaz. Ana hatları ile bu kuralları şöyle özetlememiz mümkündür: Hiçbir dine inanmayan bir kadınla Müslüman evlenemez. Hristiyan veya Yahudi bir kadınla Müslüman bir erkek evlenebilir. Erkeğin bu evlilikte Müslüman bir kadınla evliliğindeki gibi nafaka görevi oluşur. Müslüman bir kadın ise asla Müslüman olmayan bir erkek ile evlenemez. Nafaka temin etmek zorunda olan anne baba veya evlat (bunlar normal durumlarda birbirlerinin nafakalarından sorumludurlar) din farkından dolayı nafaka görevini ihmal edemez. Yandan akraba olanlar için ise bu nafaka mecburiyeti yoktur. Müslümanlarla savaşır durumda olmayan bir akrabaya vasiyetle mal bırakılabilir. Müslüman ile Müslüman olmayan arasında mirasçı olma yoktur. Kâfire zekât verilemez. Fıtır sadakası verilebilir. Hasta olan kâfir akraba ziyareti yapılır. Fukahanın çoğunluğuna göre de kefaretten kâfire verilemez. Müslüman kâfire selam ile başlamaz, onun selamına ise ortalama bir ifade ile cevap verir. Ölen kâfire rahmet dilemeden sosyal bir görev olarak taziye yapılır, cenazesi ile ilgilenilebilir. Gıda olarak yenmesi helal olan gıdaları yenebilir. Et konusunda ise ehlikitap olanların besmele ile kestiklerinin sadece yenebileceği söylenmiştir. Bu noktada da yememeyi tercih etmek evla olandır. Helal olan bir şeyin hediye olarak onlardan kabulü caizdir, onlara hediye verilmesi de caizdir. Kâfirlerin din içerikli günlerinin tebrik edilmesi caiz değildir.
Sadece sılayırahim midir ihmal edilen? Dinin kendisi, insanların iman esasları zayıfladıkça başta insanlık olmak üzere dine dayalı ne varsa zayıflamaktadır ne yazık ki. Buna ilave olarak insanlardaki cimrilik, kibir, kör taklit ve etkilenme etkili unsurlar olarak sayılabilir. Akrabalar arasındaki abartılı kınamalar, ziyaretlerdeki abartılı ikramlar, eşler arasındaki ilişki, eşlerin birbirilerinin akrabaları ile bağlantı sorunları, miras ilişkileri, boşanmalar ve dünyevileşme, insanları maddi değer ölçüleri ile tartma gibi sebepleri sayabiliriz. Bu sebeplerin tamamı aynı zamanda “nereden düzeltmeye başlamalıyız?” sorusunun da cevabını oluşturmaktadır.