Fetva Meclisi
Soru
Hocam sılayırahim Allah’ın emri olduğu bilinirken neden sılayırahim ihmal edilir?
Cevap
Benzer fetvalar
a. Sılayırahim farzdır. Namaz gibi o da Allah’ın emridir. b. Sürdürülmesi başka bir harama veya KATLANILMAZ EZİYETE sebep olan sılayırahim ertelenebilir. c. Katlanılamaz eziyetin ölçüsü dinî veya dünyevi bir neden olabilir. d. Kökten ilişki kesme yerine selamlaşmayı sürdürmeniz yeterli olur. Selam verme ve alma devam ettiği sürece hadislerde yasaklanan akrabayı terk etme durumu oluşmamış sayılır.
Aleykümselam. Sılayırahim, Allah'ın emirlerinden bir emirdir. Bu emre itaat etmek de görevimizdir. Eğer sözünü ettiğiniz gibi bir sıkıntı oluşacaksa bu emri, sıkıntısız konuma kadar erteleyebiliriz. Sılayırahimi ertelemenizde sakınca yoktur. Bu bir emri yok sayma değil tedbir almadır.
Elhamdülillah Müslüman olarak yaşıyoruz bu hayatı. Bazı insanlar Müslüman olduklarını söyleseler de hayatlarında Müslümanlığın izleri olmayabiliyor. Biz, çevremize göre bir İslam yaşayamayız. Dinimizin emirleri ve yasakları bellidir. Olağanüstü şartlar dışında ne insanlarla sürtüşürüz ne de erimeyi kabul ederiz. Şöyle yapınız: - Allah’ın açık bir emri olan sılayırahime karşı boynunuz eğilmiş olsun. - Allah’ın bir haramı ile karşı karşıya kaldığınız yerde sılayırahimi erteleyin. - Böylece sılayırahimi koparmamış ama harama da girmemiş biri olursunuz. - Bunu şöyle yapacaksınız: Buluşma yerinizde haram işleniyorsa ve siz o harama mani olamıyorsanız sılayırahimi telefon veya başka bir iletişim ile halledeceksiniz. Sizden muhakkak mekân beraberliği isteniyorsa TARTIŞMADAN VE ABARTMADAN gelemeyeceğinizi söyleyeceksiniz. - Bu da sizin bir yandan iyi mümin olma gayretinizi sağlayacak diğer yandan da muhataplarınızı dininizin emirlerine davet etmiş olacaksınız.
İman ve küfür, insanın ilk günlerinden beri azalıp çoğalmaktadır. Kimi zaman iman kimi zaman da küfür yükselir ama hiçbiri tamamen bitmez. Bu dünyanın düzeni böyledir. İnsanların dinin bütününe ve dinin kimi emirlerine soğuk bakmaları yeni bir durum değildir. Bu zamanda dikkatimizi çekmesi iletişim imkânlarının çok yüksek oranda yayılması sonucu her şeyin birdenbire büyüyor gibi bir algı oluşmasından dolayıdır. İnsanların Allah’a imana, dinin hükümlerine bağlılığa yanaşmamalarının sebebi kişiden kişiye değişken olabilir ama bir genelleme yaparak bu sebepleri şöyle sıralayabiliriz: İnsanların yaşadıkları toplumların etkisinde kalmaları, toplumların dış etkileri içine sızdırıp hayat tarzı haline getirmeleri, hak ile batılın karışması gibi toplumsal sorunların etkisi ile Kişilerin şehvetlerinin etkisinden sıyrılamamaları, Doğruyu bildiği halde iman ve ibadeti ötelemeleri, Allah’ın kaderine sığınma basitliği, Günahlarda ısrarcı olma, tevbeye yanaşmama, Dini ve hakikati yüzeysel anlamada inatçılık, Zenginlik ve varlık, fırsat şımarıklığı...
İnsanlık bu cevabı en az on bin senedir arıyor, sen de arayabilirsin. İnşaallah bütün cevaplar cennette bulunacak, oraya hazır olmalıyız.
Sılayırahim farz bir emirdir ve terk edilmesi de haramdır. Ancak sılayırahim görevi namaz gibi rükünleri, sünnetleri sabit bir emir değildir. Her iki tarafın durumuna göre esnek kurallar üzerinden yerine getirilen bir emirdir diyebiliriz. Mesela baba veya nineye karşı sılayırahim görevi tam bir alaka ve her ihtiyacını giderme olarak görülebilirken, hala veya teyzeye onun kimsesi yoksa ve acil ihtiyacı varsa o düzeyde bir alaka gösterilir aksi durum varsa sıcak ilişki ile yetinilir. Bu emri yerine getirmesi istenen mü'minin kendi özel pozisyonu ve imkânları da etki eden bir durumdur. Sılayırahim görevi kimi zaman ziyaretle de geçiştirilebilir bir durumdur.
aile konusundaki diğer fetvalar
Geniş bir daireden bakıldığında SOY KÜTÜĞÜNDE BULUŞTUĞUMUZ HERKES diyebiliriz. Biraz daha dar bir çerçeveden baktığımızda ise BİRİ KADIN DİĞERİ DE ERKEK OLARAK KABUL EDİLDİKLERİNDE asla evlenemeyecek durumda birbirlerine yakın olanlardır. Buna göre de hala, amca, dayı, teyze çocukları bu daireye girmemektedirler. Birinci bakışla bakıldığında sılayırahim görevlerimiz açısından daha geniş bir kitle ile muhatap olmamız gerekirken ikinci daireden bakıldığında ilgilenilecek kişiler sayısı azalmaktadır. Bu iki daire içinde biz, “genel bir ilgilenme” ve “özel ilgilenme” olarak görev durumu belirlersek mesele daha rahat yerine oturur biiznillah.
Din farkı ile bağlantı olarak belli bir kural oluşmaktadır ama genelde insani ilişkiler din farkından dolayı tamamen askıya alınmaz. Ana hatları ile bu kuralları şöyle özetlememiz mümkündür: Hiçbir dine inanmayan bir kadınla Müslüman evlenemez. Hristiyan veya Yahudi bir kadınla Müslüman bir erkek evlenebilir. Erkeğin bu evlilikte Müslüman bir kadınla evliliğindeki gibi nafaka görevi oluşur. Müslüman bir kadın ise asla Müslüman olmayan bir erkek ile evlenemez. Nafaka temin etmek zorunda olan anne baba veya evlat (bunlar normal durumlarda birbirlerinin nafakalarından sorumludurlar) din farkından dolayı nafaka görevini ihmal edemez. Yandan akraba olanlar için ise bu nafaka mecburiyeti yoktur. Müslümanlarla savaşır durumda olmayan bir akrabaya vasiyetle mal bırakılabilir. Müslüman ile Müslüman olmayan arasında mirasçı olma yoktur. Kâfire zekât verilemez. Fıtır sadakası verilebilir. Hasta olan kâfir akraba ziyareti yapılır. Fukahanın çoğunluğuna göre de kefaretten kâfire verilemez. Müslüman kâfire selam ile başlamaz, onun selamına ise ortalama bir ifade ile cevap verir. Ölen kâfire rahmet dilemeden sosyal bir görev olarak taziye yapılır, cenazesi ile ilgilenilebilir. Gıda olarak yenmesi helal olan gıdaları yenebilir. Et konusunda ise ehlikitap olanların besmele ile kestiklerinin sadece yenebileceği söylenmiştir. Bu noktada da yememeyi tercih etmek evla olandır. Helal olan bir şeyin hediye olarak onlardan kabulü caizdir, onlara hediye verilmesi de caizdir. Kâfirlerin din içerikli günlerinin tebrik edilmesi caiz değildir.
Kızım, Allah sana yardım etsin. Doğrusu ne diyebileceğimi kestiremedim. Bu durumu bir psikologla istişare etsen belki faydası olur.
Siz yanlış bildiğinizi ikaz edin. Edebinizi koruyarak tavrınızı gösterin. Bundan öteye sahibi olmadığınız evdekinden mesul olmazsınız.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden, ashabından veya ilk üç neslin büyüklerinden böyle bir dua nakledilmemiştir. Bu bakımdan böyle bir dua yoktur. Sakıncalı cümleler ihtiva etmedikçe de dua her türlü yapılabilir. Duanın muhakkak ayette veya hadiste geçmesi gerekmez.