Fetva Meclisi
Soru
Sekine duası hakkında bir hadis var mıdır? Bu tür dualar okunursa aileye huzur vereceği, kişinin şifa bulacağı söyleniyor bu sahih midir?
Cevap
Benzer fetvalar
Bu duaların hiçbiri Peygamber aleyhisselam efendimizin 'bunu okuyacaksınız' dediği dualar değildir. Muhtevasında hadislerden alınma, âyetlerden iktibas edilmiş güzel şeyler de vardır. Okuyan güzel şeyler okumuş olabilir. Okumayan da cenneti kaybetmiş olmaz. Böyle bakmalıyız. Kimse bir mü'mine bir insanın elinden çıkmış bir kitabı 'bu dindir, başkası yoktur' şeklinde telkin edemez/etmemelidir de. Böyle bakın rahat edin biiznillah.
Bu isimle sahih sünnetle sabit bir dua mecmuası bilmiyorum.
Selamünaleyküm. -Haber-i vahid, sahih ise akidede delildir elbette. -Sahih bir hadisin inkârı Kur'an'ın inkârı gibi görülmez ama üzerinde icma bulunan bir konuda ise o hadis durum tehlikelidir.
Selamünaleyküm. Bid'at, dine ilave yapmaktır ve tehlikelidir. Eğer sizin okuduğunuzu söylediğiniz duayı, yapmak istediğiniz bir dua olarak görüyor ve okuyorsanız, içeriği sakıncalı olmadıkça yapılmasında sakınca olmaz. Ama aynı duayı, 'namazdan sonra ya da filan durumda yapılması gereken dua' hâline getirirseniz bu bir bid'attir, yapılması günah olur. Meseleyi bu şekilde anlayabilirsiniz.
Aleykümselam. Bu kanaat, bazı kitaplarda vardır. Hadis ilmi açısından itibar edilebilecek bir bilgi değildir. Bu konuda sahih ve sarih bir hadis yoktur.
Aleykümselam. Böyle sahih bir hadis bilmiyorum.
aile konusundaki diğer fetvalar
Bizim Müslümanlar olarak iki bayramımız vardır; Ramazan ve Kurban bayramlarımız. İkisinin de aslı dini kaynaklardır. Bu sebeple bayramlarımızı sıradan bir gün gibi göremeyiz. Elbette tebrikleşiriz, hediyeleşiriz, dualar ederiz. Bayramlarımız yeryüzünde yaşanıyor olsa da asılları göklerdedir. Bayram tebriği ile alakalı olarak şu bilgileri derleyebiliriz: Bayramın aslı dinidir ama bayram tebrikleşmesi/kutlaması insanların adetlerindendir. İlk nesilden itibaren Müslümanlar birbirlerinin bayramlarını tebrik etmişlerdir ama Peygamber aleyhisselam efendimiz, şöyle olacak tebriğiniz şeklinde bir emir buyurmadığı için tebrikleşmenin başka türlüsü olmaz bir dini kalıbı yoktur. Şöyle anlayabiliriz bu farkı: Bayram namazını bütün Müslümanlar aynı kılarlar, başka türlüsü de olmaz. Çünkü bayram namazını nasıl kılacağımızı Peygamber aleyhisselam efendimiz bildirmiş ve uygulamıştır. Buna biz, din kaynaklı diyoruz. Tebrikleşme ise böyle olmamıştır, insanlar örflerine göre belirlemişlerdir bunu. Bu da tebrikleşme, dine aykırı bir yön barındırmadıkça mübah bir eylemdir deriz. Tebrik etme, kutlama durumu Müslümanlar arasında kardeşliği pekiştirme, mutluluğu artırma gibi roller icra ettiği için önemli görülmelidir. Hanefi uleması tebrikleşmeyi müstehap işlerden görmüşlerdir. Özellikle de sahabi neslinden beri süre gelen bir adet olduğuna bakılırsa önemli bir müstehap olarak görülmesi gerektiği de anlaşılacaktır. Neticede bu bir duadır. Bayramda tebrik etmek kadar tebriğe mukabele etmek yani cevap vermek de müstahab görülmüştür. Bayram tebriği olarak sabit bir şekil yoktur. Örfe bakılabilir bu konuda. İlk nesilden itibaren söylenenler olarak şunlar öne çıkmaktadır: - Allah sizden de bizden de kabul buyursun. (Ramazan boyunca yaptıklarımızı kabul buyursun anlamında bir duadır. Diğer mü'min de buna aynı cümle ile cevap verir.) - Bayramınız mübarek olsun. - Allah Teâlâ size benzer bayramlar nasip etsin. - Allah size hayırlı bayramlar nasip etsin. e- Tebrikleşme bayram namazı vaktinden itibaren başlayabilir. Bayram tebriği için musafaha şart değildir. Önemli olan tebrikleşmenin kendisidir. Musafaha her zaman önemli bir sünnettir, özellikle bayram için tahsis edilmemelidir ama tebrikleşme ile beraber musafaha da olabilir. Kucaklaşma ise uzaktan gelenler için müstehap olabilir şart değildir. Uzakta olanlar için modern iletişim cihazları ile tebrikleşme yapılabilir. Buradaki ölçü, yöntem olarak kâfirlerin taklit edilmemesi ve sılayırahim için iletişim cihazının yeterli olmayacağı durumları iyi kollamak olmalıdır. Mesela insanın babasının bayramını sosyal medya üzerinden tebrik etmesi yeterli olmayabilir. Buradaki ince çizgi kollanmalıdır.
Kızım, Allah sana yardım etsin. Doğrusu ne diyebileceğimi kestiremedim. Bu durumu bir psikologla istişare etsen belki faydası olur.
Sılayırahim farz bir emirdir ve terk edilmesi de haramdır. Ancak sılayırahim görevi namaz gibi rükünleri, sünnetleri sabit bir emir değildir. Her iki tarafın durumuna göre esnek kurallar üzerinden yerine getirilen bir emirdir diyebiliriz. Mesela baba veya nineye karşı sılayırahim görevi tam bir alaka ve her ihtiyacını giderme olarak görülebilirken, hala veya teyzeye onun kimsesi yoksa ve acil ihtiyacı varsa o düzeyde bir alaka gösterilir aksi durum varsa sıcak ilişki ile yetinilir. Bu emri yerine getirmesi istenen mü'minin kendi özel pozisyonu ve imkânları da etki eden bir durumdur. Sılayırahim görevi kimi zaman ziyaretle de geçiştirilebilir bir durumdur.
Geniş bir daireden bakıldığında SOY KÜTÜĞÜNDE BULUŞTUĞUMUZ HERKES diyebiliriz. Biraz daha dar bir çerçeveden baktığımızda ise BİRİ KADIN DİĞERİ DE ERKEK OLARAK KABUL EDİLDİKLERİNDE asla evlenemeyecek durumda birbirlerine yakın olanlardır. Buna göre de hala, amca, dayı, teyze çocukları bu daireye girmemektedirler. Birinci bakışla bakıldığında sılayırahim görevlerimiz açısından daha geniş bir kitle ile muhatap olmamız gerekirken ikinci daireden bakıldığında ilgilenilecek kişiler sayısı azalmaktadır. Bu iki daire içinde biz, “genel bir ilgilenme” ve “özel ilgilenme” olarak görev durumu belirlersek mesele daha rahat yerine oturur biiznillah.
Sadece sılayırahim midir ihmal edilen? Dinin kendisi, insanların iman esasları zayıfladıkça başta insanlık olmak üzere dine dayalı ne varsa zayıflamaktadır ne yazık ki. Buna ilave olarak insanlardaki cimrilik, kibir, kör taklit ve etkilenme etkili unsurlar olarak sayılabilir. Akrabalar arasındaki abartılı kınamalar, ziyaretlerdeki abartılı ikramlar, eşler arasındaki ilişki, eşlerin birbirilerinin akrabaları ile bağlantı sorunları, miras ilişkileri, boşanmalar ve dünyevileşme, insanları maddi değer ölçüleri ile tartma gibi sebepleri sayabiliriz. Bu sebeplerin tamamı aynı zamanda “nereden düzeltmeye başlamalıyız?” sorusunun da cevabını oluşturmaktadır.
Din farkı ile bağlantı olarak belli bir kural oluşmaktadır ama genelde insani ilişkiler din farkından dolayı tamamen askıya alınmaz. Ana hatları ile bu kuralları şöyle özetlememiz mümkündür: Hiçbir dine inanmayan bir kadınla Müslüman evlenemez. Hristiyan veya Yahudi bir kadınla Müslüman bir erkek evlenebilir. Erkeğin bu evlilikte Müslüman bir kadınla evliliğindeki gibi nafaka görevi oluşur. Müslüman bir kadın ise asla Müslüman olmayan bir erkek ile evlenemez. Nafaka temin etmek zorunda olan anne baba veya evlat (bunlar normal durumlarda birbirlerinin nafakalarından sorumludurlar) din farkından dolayı nafaka görevini ihmal edemez. Yandan akraba olanlar için ise bu nafaka mecburiyeti yoktur. Müslümanlarla savaşır durumda olmayan bir akrabaya vasiyetle mal bırakılabilir. Müslüman ile Müslüman olmayan arasında mirasçı olma yoktur. Kâfire zekât verilemez. Fıtır sadakası verilebilir. Hasta olan kâfir akraba ziyareti yapılır. Fukahanın çoğunluğuna göre de kefaretten kâfire verilemez. Müslüman kâfire selam ile başlamaz, onun selamına ise ortalama bir ifade ile cevap verir. Ölen kâfire rahmet dilemeden sosyal bir görev olarak taziye yapılır, cenazesi ile ilgilenilebilir. Gıda olarak yenmesi helal olan gıdaları yenebilir. Et konusunda ise ehlikitap olanların besmele ile kestiklerinin sadece yenebileceği söylenmiştir. Bu noktada da yememeyi tercih etmek evla olandır. Helal olan bir şeyin hediye olarak onlardan kabulü caizdir, onlara hediye verilmesi de caizdir. Kâfirlerin din içerikli günlerinin tebrik edilmesi caiz değildir.