Fetva Meclisi
Soru
Hocam, bir insan nereden başlamalı? Huzuru niye hissetmez insan?
Cevap
Benzer fetvalar
İnsan zayıftır; korkar, ağlar, ürker. Korktuğu için de sürekli bir dayanak arar kendisine. Bu durum tabiidir, yaratılışımız böyledir. Herkesin dayanağını oluşturması da farklıdır. Kimi kendisini alkole verir, kimi kumara, kimi oyuna, kimi bir takımı tutup teselli olmaya… Herkesin bir dayanağı vardır. Bunun için de eşler yaşlanınca ve sosyal hayattan zorunlu olarak çekilince birbirlerine daha fazla muhtaç olurlar. Mü'min de bir dayanak arar ama o, iman ehli olduğu için sıradan bir dayanağa dayanmaz. İman ettiği değerleri onu korur, canlı tutar. Eğer bir mü'min, mü'min olmayanlar gibi endişeler içinde yoğruluyorsa bu durumda iman yeniden ele alınmalıdır. Zira mü'min, Rabbine dayanır ve huzur içinde yaşar. Herkes ölümden korkar, o ise ölümün ötesindeki olaylardan korkar. Mü'min insanda bu hissiyatı güçlendirmek için şu ayrıntılara dikkat etmek gerekir ki bunlar, Allah onlardan razı olsun, Ashab-ı Kiramın üzerinde yaşanmış gerçeklerdir: Başta namaz olmak üzere ibadetlerde arıza olmayacak. Özellikle namaz bir dağ gibi yaslanılacak, sırt verilecek bir dayanaktır. En bunalımlı günlerde bile iki rekât nafile namaz, insanı idama götürdükleri anda bile huzur ve esenlik getirir. Sahabi öyle yaptı, kendisini asmak isteyenlere bırakın iki rekât namaz kılayım dedi. Kur'an okumak gibi bir şifa yoktur. Hafif sesli ve sayfanın bitip bitmediğine bakmadan okunan Kur'an şifadır, esenliktir. Okuyamama durumunda olan (mesela bir kadın) dinlemelidir. Kur'an’ın girdiği kulaktan dert iniltisi girmez biiznillah. Şüphesiz bu, ilk denendiği gün sonuç verecek bir ilaç değildir. Kişinin ruhu bu sese alışmalıdır. Bu da belki üç ay veya bir yıl gibi zaman isteyebilir. İbadetler test edilmezler! Zikir, muhteşemdir. Mağaralarda bile zikir huzur kaynağıdır. İnleyen hastalar, ezilen mazlumlar, sürülen muhacirler… Herkes için zikir bir kurtuluştur, bir huzurdur. Aslı Peygamber aleyhisselamdan alınmış olan zikirler ve yöntemlerle kişi kendisini ihya etmelidir. Dua da bir sığınaktır. O sığınağı sürekli kullanmak gerekir. Kişinin DUA SAATİ diye bir saati olması gerekir. Eller kalkmışken herkesle beraber âmin demek başka, elleri dua için dik tutmak başkadır. İnsan, yalnızlık için yaratılmamıştır. Bir arkadaş/arkadaş grubu herkese şarttır. Beraber huzurlu, gıybetsiz, kaliteli ve menfaat beklentisiz saatler geçirilebilecek bir mü'min/salih arkadaş grubu, cennetin rüzgârını dünyaya taşımaktır. Bunun eksikliği yürekleri parçalayan dertler getirebilir. İnsanın boş vakti asla olmamalıdır. Her boş saat sıkıntı kaynağı olarak bilinmelidir. Para kazanmak için de olsa insan sürekli iş içinde olmalıdır. İşi vaktinden çok insanlar dertlerini hissedemezler bile. Bunun için kitabımız bize “bir işi bitirince diğerine koyul” emri vermiştir. Olumsuzlukların gündem yapıldığı ortamlardan uzak durulmalıdır. Bilhassa haber izleme bir hastalığa dönüşebilmektedir, hastalık nedeni de olmaktadır. Mü'min insan kendisini ondan korumalıdır. Böyle bir programı asgari üç ay uyguladıktan sonra biiznillah rahatlama hissedilecektir. Allah yardımcımız olsun.
Allah Teâlâ yardımcınız olsun. Özet olarak size şu tavsiyelerde bulunabilirim: - Acele etmeyeceksin. Bedenin büyüdüğü gibi maneviyatın da büyüyecek. Bunun adına sabırla ve yılmadan, erimeden yaşamaya devam etmek diyebiliriz. - İbadetlerini ihmal etmeyeceksin. Elbette önce farz ibadetleri kastediyoruz. Nafile ibadetleri artırmaya bakacaksın. Mesela Kur'an okumayı, zikir yapmayı günlüğün haline getireceksin. - Çevreni temiz tutacaksın. Zararı yok, kimse olmasın yanında ama olan sana zarar vermesin. Üç kişi de olsalar, Allah yolunda arkadaş edindiklerin çevrenden eksik olmasın. - Haramlardan ve haramlara götüren sebeplerden uzak duracaksın. - Aile saadetini ahiretin açısından çok önemli olarak göreceksin. - Haber programları dâhil, dünyevileşmeye neden olacak bilgi kirliliğinden kendini koruyacaksın. - Çok dua edeceksin. Çok, çoook... Allah yardımcın olsun.
Gayet güzel yapıyorsunuz, Allah kabul buyursun. Bu programınıza Kur'an okumayı da ilave edin. Kendinizi ağır bir programa kilitlemeyin. Bir hocadan yaptığınız zikirlerin okunuşunda hatanız olup olmadığını öğrenin. Zorlanmadan yapabildiğiniz kadar zikir yapın. Eksiğiniz varsa ilmihal de okuyun. Sosyal görevlerinizi ve özellikle de ailenizi ihmal etmeyin. Gayet güzel. Allah yardımcınız olsun.
• Zikir bir ibadettir. Bütün ibadetler gibi zikri de Allah Teâlâ belirlemiştir, kullar ne şekline ne miktarına müdahale edemezler. • Zikrin “şu kadar” denebilecek bir sınırı, muayyen bir vakti ve belirli bir pozisyonu yoktur. Kur'an’ımızın ve sünnetimizin gösterdiği bütün zikirler, bütün zamanlar ve bütün durumlar için sınırsız bir şekilde yapılabilir niteliktedir. • Zikir bu yapısıyla imanî hayatımızın bereketidir. • Zikrin anlamı uyanık ve anlayışlı olmaktır. Aksi de gaflettir. Bu uyanık olma zihinde olur, dilde olur. İkisi bir arada olunca da en efdali olur. • Allah’ın emri olarak yapılan her iş bir zikirdir. Bu manada namazdan Kur'an okumaya kadar her ibadet zikirdir. Mazluma yardım zikirdir. İlim öğrenmek zikirdir. Fazilet olan her iş bir nevi zikirdir. • Zikirden beklenen faydalardan bazıları şunlardır: Şeytanı kovmaya vesile olur. İçteki sıkıntıları, kederleri azaltır. Rızık getirir, bereketi arttırır. Sürekli biriktirilen bir sevap kaynağı olur. Allah’ın emirlerini yapmaya, yasaklarından uzak durmaya vesile olur.
Abartmamaya çalışın, her şeyde dengeli olmak ibadette dâhil olmak üzere bizden istenendir. Belirttiğiniz sıkıntıda ise kendinizi boş ve boşlukta tutmamalısınız. Kur'an okuma kuralı koyun kendinize. Mesela günde on sayfa Kur'an okumayı kural edinin. Çokça zikir yapın. Günlük zikirleriniz olsun. Örnek olarak zikredelim: Beş yüz kere salavat, beş yüz kere tevhid, bin kere tesbih... Bunları kademe kademe artırarak uygulamaya başlayın. Allah yardımcınız olsun.
Hanım kızım, bunun adı tam anlamı ile yanlış çevrede bulunmak ve boşlukta kalmaktır. İnsanların gündem değerlendirmede beraber oldukları arkadaş çevrelerinden etkilenmeleri böyle olabilmektedir. Allah Teâlâ’nın size ihsan ettiği akıl, idrak ve diğer nimetleri kullanmadığınız için bir boşluk hissediyorsunuz. Kendinizi kontrol edin; Allah Teâlâ’nın haramlarından biri ile bağlantınız var mı, varsa hemen terk edin. Çok Kur'an okuyun. Kur'an’ı şifa niyeti ile okuyun. Zikir yapmaya başlayın. Arkadaş çevrenizi denetleyin. Namazınızı yeniden gözden geçirin. Gazali’nin İhya’sından okumalar yapın. Seyyid Kutub’un Fizilal’inden kısa kısa okumalar yapın. Hitabetini beğendiğiniz âlimlerin sohbetlerini dinlemeye çalışın. Sılayırahime önem verin. Özellikle büyüklerinizi ziyaret edip onlarla oturun. Ve son olarak da kademeli olarak en az üç ay haber dinlemeyin, izlemeyin, okumayın. Mesela önce TV haberlerine ara verin. Bir hafta sonra yazılı haberleri okumayın. Ardından internet haberlerini bakmayın. İnşaallah huzur bulacaksınız.
dert konusundaki diğer fetvalar
Konuşana bir katkı sağlamak için ise dinlenebilir. Sadece laf yuvarlamalarından ibaret ise veya o dinleyenin bir şey yapması mümkün değil ise gıybete kiralanmış bir kulak sahibi olmak olur bu.
Kulun başına gelen olumsuzlukları değerlendirirken “her olumsuzluk” diye sınırlandırılmış bir ifade yanlıştır. Evet, elimizin/dilimizin/gözümüzün yaptıkları, kalbimizin kaypaklıkları netice olarak Allah’tan musibet gelme nedeni olabilir. Bunu gösteren, işaret eden ayet ve hadis de vardır. Ama buna dayanarak her musibetin bir hata üzerine ceza olarak indiği söylenemez. Ve başa gelen musibetler sanki gerekli cezası da gelmiş ve iş bitmiş gibi bir anlayışa da sebep olamaz. Peygamberler başta olmak üzere küçük bebekler ve salih insan olarak bildiklerimizden büyük musibetler yaşayanlar vardır. Onları nereye koyacağız? Bu tür meselelerde tek bir seçenek üzerinde düşünmek gayba ait bilgileri zorlamak olabilir. “Biz hata etmiş ve sebep olmuş olmayalım da…” şeklinde özetlenebilecek bir idrakle bakılmalıdır meseleye. Rabbim musibetlerden muhafaza buyursun. Gaflette olmaktan da bizleri korusun. Âmîn.
Dert bir sınav ve derece nedenine dayanır. Dert vermediği kulunu da başka bir sebeple sınamış olabilir Allah. Böyle gaybi konularda zan yürütmek mümkün değildir.
Müslüman imanından ve akıbetinin hayır olmamasından her zaman korkar/korkmalıdır. Gidişatının nereye olduğunu önemsemeyen tehlikeli bir sona varabilir. Bu da sürekli bir mücahede halinde olmak demektir. İmanımızın korunması, ibadetlerin aktif tutulması, kalp rahatsızlıklarına karşı uyanık bulunulması herkes için bir görevdir/gerekliliktir. Dua ve yalvarış mü'min biri için ibadettir. Her durumda bu ibadeti yapmalıdır. Rahat zamanlarında yapmıyor da zor zamanlarında yapıyorsa bu tamını değil birazını yapıyor demektir. Buna eksik bırakmak deriz. İbadetteki eksiklik farz olan düzeyin altına düşecek şekilde ise o tehlikelidir. Nafile olan ya da fazilet olan düzeyin altına düşmesi ise bir kayıp olmakla beraber iman zayıflığı ile adlandırılacak bir eksiklik de değildir. Eksiği gidermek, daha iyisine muvaffak olmak zaten bir gayedir. O gayeye doğru yürümelidir mü'min.
Her ikisi için de “öyledir” denemez. Sıkıntı çekmek veya çekmemek bir karine yani işaret olabilir ama belge olamaz. Ayrıca kimin ne çektiğini neyi de çekmediğini dahi bilme imkânımız tam olarak yoktur. Bu tür yan bilgileri bir işaret olarak görüp ileri taşımamak en doğrusudur.
Allah bizim Rabbimizdir. Biz ondan geldik ona gideceğiz. Her şeyimiz onundur. Her şey onunladır onun içindir. Dara düştüğümüzde veya hastalandığımızda ona sığınırız, ondan başka gerçek bir çaremizin olmayacağını biliriz. Buna iman ederiz. Kul Allah’tan istedikçe doğruyu yapar. İstemekten uzak durdukça yanlış yapar. İşin aslı budur. Gerisi felsefedir.