İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Başım sıkışınca hemen dua ediyorum. Rahatlayınca duadan neredeyse uzak kalıyorum diyebilirim. Bu bir kötü kişilik sahibi olmam, imanımın zayıf olması demek midir?

Cevap

Müslüman imanından ve akıbetinin hayır olmamasından her zaman korkar/korkmalıdır. Gidişatının nereye olduğunu önemsemeyen tehlikeli bir sona varabilir. Bu da sürekli bir mücahede halinde olmak demektir. İmanımızın korunması, ibadetlerin aktif tutulması, kalp rahatsızlıklarına karşı uyanık bulunulması herkes için bir görevdir/gerekliliktir. Dua ve yalvarış mü'min biri için ibadettir. Her durumda bu ibadeti yapmalıdır. Rahat zamanlarında yapmıyor da zor zamanlarında yapıyorsa bu tamını değil birazını yapıyor demektir. Buna eksik bırakmak deriz. İbadetteki eksiklik farz olan düzeyin altına düşecek şekilde ise o tehlikelidir. Nafile olan ya da fazilet olan düzeyin altına düşmesi ise bir kayıp olmakla beraber iman zayıflığı ile adlandırılacak bir eksiklik de değildir. Eksiği gidermek, daha iyisine muvaffak olmak zaten bir gayedir. O gayeye doğru yürümelidir mü'min.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Her şeyin başlangıcı ve sonu Allah’a bağlıdır. Kısmet ve talih dediğimiz kavramlar aslında, Allah’ın takdiridir ve insanlar için çok farklı yollarla görünür. Bazen işler yolunda gitmez fakat Allah bu durumu bizim için bir iyiliğe dönüştürür. Hayatımızda zor bir dönem geçirdiğimizde, biz bu dönemi yanlış algılayabiliriz. Ancak unutma ki Allah’ın rahmeti sonsuzdur ve O, senin hayrını en iyi şekilde bilir. Böyle anlarda, Allah’a sığınmalı, sabırlı olmalı ve tevekkül etmelisin. İşlerin ters gitmesi, bazen bir nevi Allah’ın seni koruması, yanlış yollardan uzak tutması olabilir. Bu yüzden zor zamanlarda, dua ve sabırla kalmak seni Allah’a daha yakın kılacaktır. Dua etmek, Allah’a yönelmek, O'na içten bir şekilde yalvarmak, her zaman doğru bir yoldur. İslam’da dualarımızın ya hemen kabul olacağını ya da Allah’ın takdiri doğrultusunda bir şekilde bizlere fayda sağlayacağına inanılır. Bazen, bizler dua ettiğimizde, beklediğimiz şey hemen gerçekleşmez. Çünkü Allah, bizim için en hayırlısını bilir. Şerre çevrildiği iddia edilen dualar, yanlış anlaşılmalar olabilir. Belki de yanlış yerden, yanlış bir inançla yapıldığında, zorluklar yaşanabilir. O yüzden dua ederken, Allah’a olan güvenin tam olmalı ve dualarını doğru niyetle yapmalısın. Allah, hiçbir zaman kulunu zarar uğratmak istemez. Aksine O'nun dileği kulunun hayrına olandır. İçinde bulunduğun bu durumlarda, şunu unutma: İman etmek ve sabretmek, hayatın gerçek sınavıdır. Zorluklar geçici ama sabrın ve Allah’a olan güvenin kalıcıdır. Dua et ama sabret ve her şeyin sonunda Allah’ın en güzel takdirine rıza göster. Allah’a emanet ol, sabrın mükâfatını versin.

Hocam benim işlerim bir süredir ters gidiyor. Bu yüzden birkaç kişiye baktırdım
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Malın ve mal kaynağının git gide daha güçlü bir puta dönüştüğü, kitlelerin imtihan kaybettiği bir nokta olduğu ne yazık ki gerçektir. Kıyamete doğru yaklaşıldıkça geneline DÜNYEVİLEŞME dediğimiz bu imtihanın mü'min nesli daha derinden kuşatacağı kolaylıkla anlaşılmaktadır. Allah Teâlâ’dan imanımızı muhafaza buyurmasını niyaz ederiz. Şüphesiz rızık/geçim meselesi iman ekseninde duran meselelerdendir. Biz, Allah’ı yaratıcımız bildiğimiz gibi rızkımızı veren olarak da biliriz. Sadece biz değil bütün canlıların rızkı ondandır. Ve biz ayağımızı toprağa basmadan önce o bizim rızkımızı yazmıştır. Ne yazdı ise o bizi bulmaktadır. İnsanın Allah’a imanı, dünya hayatına bakışı hayattaki her şeyini direkt etkiler. İman zayıfladıkça dünyaya tutunma artabilir. İman arttıkça da biiznillah ahirete umut güçlenir. Bu da azla bile yetinebilmek ve malı tapınılır olmaktan çıkarmak demektir. Biz kul olarak rızkı elde etmek için üzerimize düşeni yerine getirmekle yükümlüyüz. Cimrilikle müsriflik arasında dengeli bir yaşam tarzı oluşturmak gerekir. Ele geçenin bereketi kaybolmasın diye haramlardan uzak kalınmalıdır. Her haram insanın geçimine vurulmuş bir darbe gibidir. Maddi sebeplerin yanında manevi sebeplere de önem verilmelidir. Takvalı bir hayat, namazın hakkının verilmesi, Allah’a tevekkül, çokça istiğfar, sılayırahim, umutlu yaşama sanatını becerebilmek önemli ve etkili manevi sebeplerdendir. Allah yardımcımız olsun.

Şöyle bir endişe taşıyorum: Gelecek ve geçim korkusu beni çok etkiliyor. Acaba i
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Elhamdülillah Allah’a ve onun iman edin dediklerine iman ediyorsunuz. Hayat buradadır. Bu iman var oldukça sizde can var demektir. Can varken de umutsuz kalmayız. Evet, namaz kılmak ve namaza âşık olmak mesela gerekli olandır ama bu gerekliliği bir seviye olarak görüp o seviyeye henüz tırmanamadığınızı da düşünebilirsiniz. Gayret ederseniz bir gün o seviyeye de tırmanırsınız biiznillah. Şeytan mevcut durumu takıntınız hâline getirip sizi yoldan çevirmesin sakın. Bilin ki, bu durumunuz imanınıza zarar vermemektedir. İnsan olarak iş yapmaktan, yük kaldırmaktan uzak durmak istiyor olabiliriz ama yüreğimiz dinimizi içine bastıktan sonra biiznillah yoldayız demektir. Gayret ve dua ile bu engel de aşılabilir. Allah yardımcınız olsun.

Hocam benim bir sorum, aslında daha doğrusu endişem var. Elhamdülillah mü'minim.
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Namaz kaçırma başta olmak üzere dini vazifelerde aksatma/hafifletme gibi sorunlar bu hayatın sorunlarındandır. Şu toplumda “iyi Müslüman” olarak bilinenler dâhil olmak üzere belki üç beş kişi bu ve benzeri sorunları yaşamıyordur. Hayat yürüyüşü başlı başına bir sınavdır. Bu sınavın en çok karşılaşılan türlerinden biri de ibadetlerde dünkü hassasiyetin bugün olmayışı veya korunamayışıdır. Allah Teâlâ hepimizi dininde sabit kılsın. Âmîn. Şu planlama ile biiznillah sorun kısa vadede atlatılır: Bizim bir ibadet boyutumuz var bir de itikat boyutumuz. İbadetlerde bu tür eksiklikler, aksaklıklar hayatın akışı içerisinde doğal kabul edilebilir. Aynı doğallığı itikada akit noktalarda asla kabul edemeyiz. Örneğin: Namaz aksatmak telafisi olabilir veya zamana yayılarak toparlanabilir bir durumdur ama bu namaz kaçırmayı bir hak gibi görmenin, boyun büküklüğü nedeni olarak anlamamanın hiçbir kabul edilirliği yoktur, olamaz da. İki konum arasındaki farkı bilebilen mü'min biiznillah yükselişe devam ediyordur. Mesela namaz kaçırmaya veya zikir eksikliğine gösterilen tepki gidişatın yönünü de gösterir. Sabah uyandığında namazın kaçtığını anlayınca "zaten yorgundum.." diye öne çıkan refleks var, "inna lillahi ve inna ileyhi raciûn" diyerek ürperen kalbin sahibi olmak var. İkisi arasındaki fark iyileşme umudu olan hasta ile umudu tükenmiş hasta arsındaki fark gibidir. Namaz veya diğer ibadetlerden kaçanın/ihmal edilenin/ hafifletilenin yerine ilk fırsatta telafisini yapmak gerekir; yarayı açık bir şekilde kanamaya bırakmadığımız gibi zayi olan ibadetin telafisini de geciktirmemek gerekir. Bu tür sorunları asla aile içi tartışma konuları arasına sokmamak gerekir. Şeytana aradığını vermek yerine dua ve istiğfar ile yola devam edilmelidir. Hiç akla gelmez bir menfezden şeytan çözülemez bir problem üretebilir maazallah. Benim bizden sonra gelen kuşakların bu tür ihmalleri ve hataları etrafında gözlemlediğim hususlardan biri de kaçan namazların her birini dini zayıflatmak için makul bir gerekçeye dönüştürmeleridir. Örnek olarak da şunu zikredebilirim: İki aydır haftada üç kere namaz kaçıran birisi olduğuma göre benim artık faizli bir işlem yapmam da normal olmalıdır ya da normaldir, yuvarlandık bir kere… Tarzındaki eriyiş veya kadın ise başını açmayı, tesettürünü azaltmayı normal görmesidir. Bu tam anlamıyla bir yuvarlanıştır, çöküştür maazallah. Bunun dışında devam edin. Çokça dua edin, istiğfar edin. Sabredin. Allah yardımcınız olsun. Âmîn.

Hocam biz özellikle çocuklar da hayatımıza girdikten sonra namazları son vakte b
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Batıda veya mü'mince yaşamadığın bir yerde yaşamak zorunda olmanızı gerektirecek zarureti tekrar düşünmelisiniz. Tıp gibi zaruret denebilecek bir bölüm değilse bu kahrı çekmenizin ne anlamı olacak? Çorap mest giyerek ayaklarınızı yıkamayacağınız bir sistem uygulayabilirsiniz. Bunun dışında sizin için tavsiye edebileceğim bir kolaylık bilmiyorum; namaz bizim dinimizdir. Dinimiz hayatımızdır.

Hocam, batı dünyasında yaşayan bir üniversite öğrencisiyim. Üniversitede abdest
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Tebliğ her zaman “söylemek” değildir, bazen doğru zamanı ve yolu aramaktır. Senin şöyle bir korkun var: “Ya söyleyemezsem, vebale girer miyim?” Hayır, mutlaka söylemek zorunda değilsin. Asıl sorumluluk; bildiğini kime, ne zaman, hangi dille ve nasıl anlatman gerektiğini araştırmak, planlamak ve niyetinde dürüst olmak. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: "Kim bir kötülüğü görürse eliyle düzeltsin. Gücü yetmezse diliyle. Ona da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir." (Müslim, İman 78) Senin gücün ve şartların dilinle anlatmaya uygun değilse, kalbinle buğz etmen seni günaha sokmaz. Özgüven eksikliği “eksiklik” değildir. Çoğu zaman kibirden uzak bir mütevazılığın aşırılığa kaçmış hâlidir. Yani “Ben kimim ki bir şey diyeyim?” demen kötü değil. Ama eğer bu hal seni Allah için konuşmaktan, doğruyu savunmaktan, iyiliği emretmekten alıkoyuyorsa, orada tedavi gerekir. Sen sadece “söylenmesi gereken yerde susan” olma. Ama bağıran, kıran, yakan da olma. Tebliğ bir sevda işidir, bir emanet taşıma işidir. Sen de bu emanete talip olmuşsun, Allah seni bu yolda muhlis kullarından eylesin. Ya Rabbi! Bu kardeşimi, ilminden, edebinden, şefkatinden ve gayretinden ayırma. Onu güzel konuşan, güzel anlatan, güzel anlayan kullarından eyle. Kalbini geniş, sözünü tesirli, niyetini halis kıl. İnsanlara söz götüren değil, hidayete vesile olanlardan eyle. Âmin.

Hocam, ben özgüven eksikliği yaşayan biriyim. Öğrendiğim bazı dini bilgileri ins

dert konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Her ikisi için de “öyledir” denemez. Sıkıntı çekmek veya çekmemek bir karine yani işaret olabilir ama belge olamaz. Ayrıca kimin ne çektiğini neyi de çekmediğini dahi bilme imkânımız tam olarak yoktur. Bu tür yan bilgileri bir işaret olarak görüp ileri taşımamak en doğrusudur.

Hocam bir insan hayatı boyunca hiçbir sıkıntıya uğramamış olsa ve işleri hep ras
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Dert bir sınav ve derece nedenine dayanır. Dert vermediği kulunu da başka bir sebeple sınamış olabilir Allah. Böyle gaybi konularda zan yürütmek mümkün değildir.

Allah sevdiği kuluna dert verir diyoruz. Peki hocam, başına hiçbir musibet, bela
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kulun başına gelen olumsuzlukları değerlendirirken “her olumsuzluk” diye sınırlandırılmış bir ifade yanlıştır. Evet, elimizin/dilimizin/gözümüzün yaptıkları, kalbimizin kaypaklıkları netice olarak Allah’tan musibet gelme nedeni olabilir. Bunu gösteren, işaret eden ayet ve hadis de vardır. Ama buna dayanarak her musibetin bir hata üzerine ceza olarak indiği söylenemez. Ve başa gelen musibetler sanki gerekli cezası da gelmiş ve iş bitmiş gibi bir anlayışa da sebep olamaz. Peygamberler başta olmak üzere küçük bebekler ve salih insan olarak bildiklerimizden büyük musibetler yaşayanlar vardır. Onları nereye koyacağız? Bu tür meselelerde tek bir seçenek üzerinde düşünmek gayba ait bilgileri zorlamak olabilir. “Biz hata etmiş ve sebep olmuş olmayalım da…” şeklinde özetlenebilecek bir idrakle bakılmalıdır meseleye. Rabbim musibetlerden muhafaza buyursun. Gaflette olmaktan da bizleri korusun. Âmîn.

Hocam ben ibadetlerimi yapıyorum ve elimden geldiğince haramlardan sakınmaya çal
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Konuşana bir katkı sağlamak için ise dinlenebilir. Sadece laf yuvarlamalarından ibaret ise veya o dinleyenin bir şey yapması mümkün değil ise gıybete kiralanmış bir kulak sahibi olmak olur bu.

Hocam, birinin derdini dinlemek (mesela kayınvalidesi hakkında) gıybet olur mu?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kur'an’ımız çok açık bir uyarıda bulunmaktadır: ‘Kalpler ancak Allah’ı zikirle huzur bulur.’ Sorunuzun cevabı budur. Allah’ı zikir huzurdur hatta hayatın ta kendisidir. Peki Allah’ı zikir ne demektir? Allah’ı zikir elde tesbih ‘Sübhanalllah’ demektir dersek yanlış olur. O tesbih ile yapılan zikrin bir çeşididir. Öz olarak Allah’ı zikir, Allah’ı hatırlıyor olmaktır. Allah’ı hatırlıyor olmak/zikir ehli olmak ise hayatı İslam ile yaşama mücadelesi yapmaktır. Bunu şöyle özetleyebiliriz: - Pratik bir iman, o imanı şeytanın ve kâfirlerin saldırılarından korumak. - Haramlardan korunmuş yaşamak. - Farzlardan eksik bırakmamak. - İnsani görevlerde eksiksiz olmak. Eş olanın eşliğini, evlat olanın evlatlığını hakkıyla yerine getirmesi. - Ahlak sorunu yaşamamak. - Nafile ibadetlerden becerebildiğini yapmak. - Sosyal kimlik sahibi olmak. - Mubahlarda aşırıya kaçmamak yani nefse esir olmamak. - Çok dua ediyor olmak. - Ahireti öteler ötesi bir yer olarak değil yarından bile erken gibi görmek. - Mü’min kardeşlerle kardeşlik ahengi içinde yaşamak… Bunlar Allah’ı zikir üzere bulunmanın işaretleridir. Böylece bu işaretlerle başlangıç ve yürüyüş noktası da tespit edilmiş olur.

Hocam, bir insan nereden başlamalı? Huzuru niye hissetmez insan?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Allah bizim Rabbimizdir. Biz ondan geldik ona gideceğiz. Her şeyimiz onundur. Her şey onunladır onun içindir. Dara düştüğümüzde veya hastalandığımızda ona sığınırız, ondan başka gerçek bir çaremizin olmayacağını biliriz. Buna iman ederiz. Kul Allah’tan istedikçe doğruyu yapar. İstemekten uzak durdukça yanlış yapar. İşin aslı budur. Gerisi felsefedir.

Hocam, bir insanın başına dert, sıkıntı, hastalık isabet ettiği zaman, onlardan

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.