Fetva Meclisi
Soru
Hocam sizden sıkıntılarım için yardım istiyorum. Ben bazı zamanlarda kendimi sahabeler gibi imanlı hissediyorum. O günlerimde bana Bedir’e git deseler tereddüt etmem. Sonra bazı zamanlar geliyor pısırıklaşıyorum. Namazları bile zor kılıyorum. Benim imanımda mı sorun oluyor sizce? Bana yardım ederseniz memnun olurum. Size dua ederim.
Cevap
Benzer fetvalar
Kuluz; kulluk yapacağız. Mü'miniz, imanımızın gereğini yapacağız; Allah’tan başkasını Rab bilmeyeceğiz. İbadet ederek yaratılış gayemizi gerçekleştireceğiz: Haramlardan uzak durarak, farzları yerine getirerek, nafilelerden de yapabildiğimiz kadar yaparak ibadet yükümlülüğümüzü yerine getireceğiz. Bütün bunlar için de: - Asla umutsuz olmayacağız ve şımarmayacağız. - Çevremizi nasıl olmak istiyorsak onlar gibilerden oluşturacağız. - Midemize haram girmemesine dikkat edeceğiz. - Zamanı çok iyi değerlendireceğiz. - Sabır silahını hiç eksik etmeyeceğiz. - Çok dua edeceğiz. - Muhakkak bir iş sahibi olacağız. - Kabiliyetimiz olan işi yapacağız. - Aile sahibi olmanın en büyük hareket olduğunu bilecek ve aileyi cihadımız bileceğiz. - Allah için nafile olarak yapacak bir iş muhakkak bulup onu yapacağız. - Ve yılmayacak, yorulmayacak hayatımızı Allah’ın lütfettiği kadar yaşamaya bakacağız. - Allah’a güvenimizi hiç sarsmayacağız ki şeytan bize çengel atmasın.
İman eden her insan, namazın karşısına hiçbir engeli çıkarmayacağına söz vermiş sayılır. Rabbimizin kuluna ilk hesabı namazdan olacaktır. Namazın hesabı verilmeden de diğer amellerimiz ne kadar iyi olursa olsun geçilmeyecektir. Namaza karşı gevşekliğin, -Allah korusun- dinden soğumaya bile götürebileceğini unutmamak gerekir. Kaldı ki yabancı bir ülkedesiniz ve bu sizin daha da hassas ve ciddi olmanızı gerektirir. Ortam ve çevre olarak namaz ehli olanların daha az bulunduğu hayatı yaşıyor olabilirsiniz. Ancak bu asla bir mazeret ve gereçle değildir. Çok acil olarak tevbe edip geçmişi de kaza etmeye karar verin. Namaz üzerinden tartışmaya bile yanaşamayız. Zaten her genç namazını kılar, ihmal etmez diye bakarız. Çünkü iman ettik, namazı da kılmaya söz verdik demektir. Bu hassasiyeti kazanabilmek için; 1.Namazlı arkadaş grubu: Böyle arkadaşlar size hatırlatıcı ve toparlayıcı olacaktır. Eğer böyle bir kişi etrafınızda yoksa bile Allah’tan bunun için yardım isteyin. 2.İlim Meclisi: Muhakkak iyilerle, namaz ehli insanlarla beraber olup haftalık hadisi şeriflerle ihya olmak iyi gelecektir. 3.Dillendirmemek: “Namazımı kılamıyorum, aksatıyorum” gibi sözleri kendinize bile itiraf etmeyin. Bunu zihninizde normalleştirmekten de Allah’a sığının. 4.Dua: Şeytanla girilen her mücadelede düştüğümüz yerden kalkmayı becermek zorundayız. Yılmadan, usanmadan bu mücadeleye devam edeceğiz. Allah-u Teâla’dan namazda ölene kadar devamlı olmak için bolca dua edin. Çünkü her ibadet ancak Rabbimizin dilemesiyle gerçekleşecektir. 5.Tevbe: Düştüğünüz bu hatadan dolayı mümkün olduğunca kendinize hatırlatmada bulunun ki bu durum sizi tevbeye sevk etsin. İhmalkârlık ve kazaya bırakmış olmak en büyük tevbeyi gerektiren önemli hususlardandır. Rabbim namazı dosdoğru kılanlardan eylesin bizleri.
Burası dünya! Her birimizin ayrı ayrı imtihan olacağı, cennete ulaşabilmek için nefsimize ağır gelen konularla denendiğimiz yer. Senin nefsine ağır gelen başörtüsü bir başka müminin başka bir konu ile sınanmaktadır. Ama hepimiz güzel son için yaşıyoruz. Kulluğumuzu Rabbimize gösterebilmek için yiyoruz, içiyoruz daha iyi namaz daha kaliteli bir insan olmak için imanımızın gerektirdiği gibi davranıyoruz. - Sabret, sabırla bekle. Merak etme her zorlukla beraber bir kolaylık gelecektir. - Yılma, kenara çekilme, şeytana karşı taviz verme. - Arkadaş grubunu daha iyi mümin olmak isteyenlerden oluştur. - Namazını daha huşulu kılmaya çalış. - Dua et, dua ederken ağla gerçekten iyi bir kul olmayı iste Rabbinden. - Ahireti, cennet nimetlerini dünyada çekeceğin eziyetin azlığını cehennem azabının şiddetini tefekkür et. Güzel kardeşim çok değil biraz daha sabret.
Tam bir fitne zamanında yaşıyoruz. İmanın fitneye kapılma ihtimali yüksek olan bir zamandır bu zaman. Buna göre de bir mü'min olarak ilk ve öncelikli vazifemiz, imanımızı korumak olmaktır. Başkaları ile ilgilenirken biz eriyor olabiliriz. İmanımızı, salih amellerimizi, mü'min çevremizi, cihat heyecanımızı, ahiret endişemizi eskitmeden korumakla başlayan bir görevimiz vardır. Bu bölümü teminat altına almalıyız. İkinci olarak da şunu bileceğiz: Biz kuluz. İnsanlar da bizim gibi kuldurlar. Kalplerimiz Allah Teâlâ'nın elindedir. Hidayet etmek onun işidir. Biz ses çıkarırız, yol alırız; neticeyi Allah Teâlâ verir. Sanki her sözümüz bir kişiyi hidayete erdirecek gibi bir beklenti içinde olamayız. Görevimizi iyi belirleyelim. Bizim görevimiz hidayete erdirmek değil hidayete davet etmektir. Bunu becerebilirsek gerisini Allah Teâlâ kolaylaştırır. Üçüncü olarak da şunu bileceğiz: İnsanlar sözlerden çok örneklerden etkilenirler. Biz iman iddiası olan mü'minler olarak iyi mü'min olma gayretinde olacağız. 'Bütün dünya fesada boğulsa ben tek başıma son iyi mü'min örneği olarak kalacağım' şuuru bize hakim olmalıdır. Başarı burada gizlidir. Anlatan, anlattığını kendi üzerinde örneklendiremeyen mü'min başarılı olamaz. Resmi görevli, memur mantıklı hocalık başarısızlık bir numaralı örneğidir. Bir başka temel husus da şudur: İnsanların kul olmaları ile alakalı derdi olanlar insanlarla mal ilişkisine girmeyecekler. Mal alıp verme ile sürdürülen ilişkilerin üzerine imani etki geliştirmek zordur. Ve özellikle Allah Teâlâ'nın bizi başarılı kılması için samimi dualar yapmaya mecburuz. Duamız kadarız biz, duamız! Rabbim muvaffak kılsın.
Sizin bu şikâyetiniz neredeyse her Müslüman'ın öyle veya böyle şikâyetidir. Çünkü biz, bir kulluk savaşı veriyoruz. Şeytana mağlup olmadan Rabbimize kavuşmayı diliyoruz. Kesinlikle bu bir mücadeledir; temenni ile, umutla elde edilir bir şey değildir. Sizi bu hâlinizle, başkasını da bir başka şey ile oyalayacaktır şeytan. Biz ise, imtihanımız her ne ise onu başarmak için uğraşacağız. Peygamberlerden bir peygamber bile olsak durum bu olacaktı. Siz, 1- İmanınızı tartışma konusu yapmayın, öyle bir ortamda bulunmayın, 2- Asla, Allah'tan ve rahmetinden umut kesmeyin. 3- Fasıklarla beraber bulunmayın, onların gündemlerine katılmayın. 4- Yaptığınız ibadetleri az bile olsa asla küçük ve basit görmeyin. Bir kere 'Sübhanellah' demenin cennet demek olduğunu bilin. 5- Sizden daha iyi olduklarına itimat ettiğiniz bir grubun içinde bulunun. Onlarla programlı bir şekilde işler yapın. 6- Dengeli işler yapın; sadece zikir, sadece siyaset, sadece oruç gibi işler yapmayın. Farzların bütününü, nafilelerin de yapabildikleriniz kadarını yapmaya çalışın. Gerisini de Allah'a bırakın; şeytan, tevazu kılıfı ile sizi tuzağa düşürmesin. İyi haberlerinizi bekleriz. Allah'a emanet olunuz.
Elhamdülillah Allah’a ve onun iman edin dediklerine iman ediyorsunuz. Hayat buradadır. Bu iman var oldukça sizde can var demektir. Can varken de umutsuz kalmayız. Evet, namaz kılmak ve namaza âşık olmak mesela gerekli olandır ama bu gerekliliği bir seviye olarak görüp o seviyeye henüz tırmanamadığınızı da düşünebilirsiniz. Gayret ederseniz bir gün o seviyeye de tırmanırsınız biiznillah. Şeytan mevcut durumu takıntınız hâline getirip sizi yoldan çevirmesin sakın. Bilin ki, bu durumunuz imanınıza zarar vermemektedir. İnsan olarak iş yapmaktan, yük kaldırmaktan uzak durmak istiyor olabiliriz ama yüreğimiz dinimizi içine bastıktan sonra biiznillah yoldayız demektir. Gayret ve dua ile bu engel de aşılabilir. Allah yardımcınız olsun.
farz konusundaki diğer fetvalar
Hanefi mezhebine göre namaz kılıyorsanız Vitir namazı da farzlar gibi kaza edilmelidir.
Satın alacağınız hayvanı tanımanız için yeterli bilgi ve tanıtım yapılabiliyorsa internet üzerinden satın almanız ve onu kurban etmenizde sakınca olmaz.
Bunu şöyle anlamalıyız: Gerçeği ve hakkı gizlemek için söz sanatı kullanan biri… Bu tıpkı gerçeği gizlemek için silah kullanan biri gibi olduğundan hükmü de böyle olacaktır.
Tedavi olmamayı normal gören görüşler olmuştur. Meseleyi bu açıdan ele almak yerine “tedavi olmak farz mıdır” şeklinde sorularak söze başlanırsa daha rahat anlaşılır zannederiz. Buna cevap olarak deriz ki: a- Bir trafik kazası örneğinde olduğu gibi acil kanaması olan birinin ölüm tehlikesi hâli ortada iken tedavi olması farz olur. Allah Teâlâ bile bile ölüme gitmeyi nehyetmiştir. b- Gebelik zehirlenmesi, mide kanaması gibi durumlarda acil tedavi farz olur. c- Diğer insanlara bulaştırma ve zarar verme niteliği olan hastanın gerekli tedbirleri alması farz olur. d- Bu nitelikli hastalıklarda tedavi olmadığı için ölen birinin kendi katili olduğunu söylememiz yerinde olmasa da hata ettiği ve vebale girdiğini söylememiz mümkündür.
Tarikat üzerinden yapılan işler en fazla “nafile ibadetler” olarak görülebilir. Zira farz ancak Allah’ın ve Peygamberinin belirlediği şeye denir. Nafile ise terk edildiğinde farz gibi bir “emir ihlali” şeklinde hata oluşturmaz. Daha ciddi tutulması gibi bir maksatla söylenmiş olabilir o sözler.
Bunu ifade eden sahih hadis vardır. Farzlarında eksiklik bulunanların nafilelerinden alınıp onların yerine konacaktır. Ancak hangi nafileden ne kadar konacak gibi bir bilgimiz yoktur.