Fetva Meclisi
Soru
Bu hadisi okudum ve bir soru sormak istiyorum: "Kim, insanların kalbini çelmek için kelamın kullanılışını öğrenirse, Allah kıyamet günü, ondan ne farz ne nafile hiçbir ibadetini kabul etmez!" [Ebu Davud, Edeb 94, (5006).] Yani insanları ikna metotları veya etkileyici söz söylemeyi öğrenmek mi kastediliyor burada? Eğer öyleyse, insan güzel konuşamaz mı? Nasıl konuşması gerekiyor?
Cevap
Benzer fetvalar
Müslümana haksız yere eziyet etmenin ağırlığını benzetme bakımından 'Kâ'be'yi yıkmaktan daha ağır şeklinde ifadeler hadislerde vardır. Dediğiniz gibi değil ama bilhassa öldürme anlamında Müslüman'a eziyet etmeyi vurgulayan benzer sözler temel sahih kitaplarda bulunmasa da kaynaklarda vardır.
Selamünaleyküm. Buradaki nefis kişinin bedeni anlamınadır. Yani bedenimiz de bize emanettir. Emanetin hakkı vardır.
Bir insanın namaz kılmıyor olması onun gıybetini yapmamızı normalleştirmez.
Mümkün ise, konu belirterek helalleşmek daha doğru olur. Ama umumen de olsa helallik muhakkak alınmalıdır. Çok zor bir yere gidiyoruz. Oraya hak götürmek tehlikelidir. Allah'a emanet olun.
Selamünaleyküm. Hiçbir insanın sözü âyet hadis değildir. Bir bildiğini söyleyenin de ihmal edilmemesi gerekir. Bunun ortasında bir ideal seviye yakalayabilirsiniz.
Bunu ifade eden sahih hadis vardır. Farzlarında eksiklik bulunanların nafilelerinden alınıp onların yerine konacaktır. Ancak hangi nafileden ne kadar konacak gibi bir bilgimiz yoktur.
farz konusundaki diğer fetvalar
Tarikat üzerinden yapılan işler en fazla “nafile ibadetler” olarak görülebilir. Zira farz ancak Allah’ın ve Peygamberinin belirlediği şeye denir. Nafile ise terk edildiğinde farz gibi bir “emir ihlali” şeklinde hata oluşturmaz. Daha ciddi tutulması gibi bir maksatla söylenmiş olabilir o sözler.
Şöyle bilmelisiniz: Biz imanla bitirmek için mücadele etmemiz gereken bir hayat yaşıyoruz. Başından sonuna kadar hayatımızı tam bir iman ile geçirmek hedefimiz olmalıdır. Bu hedef baştan sona aynı heyecan ve ihlasla sürmeyebilir. Belki peygamberler, nadirattan salihler için mümkün denebilecek bir hedeftir bu. İman sıfır noktasına inmediği sürece aradaki iniş çıkışlar, kul o hedefi unutmadığı ve gayret ettiği sürece sorun değildir. Peygamber aleyhisselamın şu hadisini iyi anlarsak meselemize ışık tutacaktır biiznillah: “Bütün kalplerin ayı kaplayan bulut gibi bulutu olur. Ay ışığı ile parlak iken bir bulut önünü keser ve kararır. Bulut geçince de tekrar parlaklığı devam eder.” (Taberani, Avsat, 5220) Bu mübarek benzetmeyi unutmamalıyız. Yorgunluklar, ara sıra basan tembellikler, olumsuzluklar hedefimizi şaşırtmamalıdır. Kalbimizin nabzı gibi kabul etmeliyiz tıpkı koşarken nabız yükselecek, dinlenirken inecek ama kalp devam edecek. - Haramlardan külliyen uzak duracağız. - Farzlarda eksiğimiz olmayacak. - Nafilelerde ise kapasitemiz ve kabiliyetimizle bağlantılı olarak çalışıp duracağız. Birini beceremezsek diğerine, bir gün o nafileyi diğer günü başka bir nafileyi yerine getirerek yürüyüşe devam edeceğiz. Bu anlayışla bakamazsak şeytan ara dönemlerimizi değerlendirip bizi kulluk yürüyüşünden koparabilir.
Hanefi mezhebine göre namaz kılıyorsanız Vitir namazı da farzlar gibi kaza edilmelidir.
Satın alacağınız hayvanı tanımanız için yeterli bilgi ve tanıtım yapılabiliyorsa internet üzerinden satın almanız ve onu kurban etmenizde sakınca olmaz.
Tedavi olmamayı normal gören görüşler olmuştur. Meseleyi bu açıdan ele almak yerine “tedavi olmak farz mıdır” şeklinde sorularak söze başlanırsa daha rahat anlaşılır zannederiz. Buna cevap olarak deriz ki: a- Bir trafik kazası örneğinde olduğu gibi acil kanaması olan birinin ölüm tehlikesi hâli ortada iken tedavi olması farz olur. Allah Teâlâ bile bile ölüme gitmeyi nehyetmiştir. b- Gebelik zehirlenmesi, mide kanaması gibi durumlarda acil tedavi farz olur. c- Diğer insanlara bulaştırma ve zarar verme niteliği olan hastanın gerekli tedbirleri alması farz olur. d- Bu nitelikli hastalıklarda tedavi olmadığı için ölen birinin kendi katili olduğunu söylememiz yerinde olmasa da hata ettiği ve vebale girdiğini söylememiz mümkündür.
Ulema, böyle bir paranın zekâtının verilmesi gerekeceğini söylemişlerdir. Zira hacca gitmek için kuranın çıkmasını beklemek bir borca imza atmak gibi değildir. Vazgeçebilir ve gitmeyebilirsiniz de.