Fetva Meclisi
Soru
Tarikat dersi alan için bu derslerin vacip olduğu söyleniyor. Bu derslerde istikamet sağlayamayan biri vacibi terk etmiş olup bir günahı olur mu? Ahirette Allah bundan dolayı hesaba çeker mi, vacip olanı terk etmenin hükmü nedir?
Cevap
Benzer fetvalar
Kimin emrettiği konusunda bir tereddüt yoktur. Zira Allah Teâlâ ve Peygamber aleyhisselamdan başkası bir şey emretmez, edemez. Farz, vacip, Sünnet ve diğerleri; hepsinin kaynağı aynıdır. Bu üç emir türünde kaynak açısından sıkıntı yoktur. Bu emirlerin bize ulaşmasında bir puanlama farkı olabilir. Mesela sahih hadis/zayıf hadis örneğinde olduğu gibi. Bir başka neden de bilhassa vacip ifadesinde emrin açık bir şekilde ne kadar ve nereleri kapsadığı hususunda anlama zorluğu olursa, o emir için farzdan bir alt puan olan vacip kavramı kullanılır. Çünkü farzdaki katiyeti oluşturacak net beyan anlaşılmamış olur. Bu ayrıntı Hanefî mezhebi müçtehitlerine aittir. Diğer ulema ya direkt farz gibi görmüşlerdir ya da direkt Sünnet gibi görmüşlerdir. Fıkıh ölçülerinde Hanefî müçtehitlerinin daha fakîh bakışlı olmalarının bir tezahürü olarak anlaşılabilir mesele. Allah'a emanet olun.
Bir kere farz nafileden üstündür, önceliklidir. Farzda seçme durumu yoktur. Kesin ve tam olarak yerine getirilmelidir. Terk edilmesinde günah vardır. Nafile ise daha çok sevap kazanmak için yapılır. Terk edilmesinde günah yoktur. Nafile farzdan daha kolay yapılabilir veya daha kısa sürüyor olsa bile farz daima daha üstündür. Farzlarda kurallarda esneme yoktur. Nafilelerde ise farzlarda olmayan esneklikler olabilir. Bunun dışında aynı ibadet oldukları sürece farz ile nafilenin yapılışı aynıdır.
Selamünaleyküm. Ömür boyu ve ebediyen bırakılamaz tek şey imandır. İslam'dır.
Vakit namazlarının öncesinde ve sonrasında kılınan sünnet namazlar, farz namazlara hazırlayıcı ve bu namazlarda oluşabilecek eksiklikleri tamamlayıcı ibadetler olarak değerlendirilmiş, ayrıca Hz. Peygamber’e (s.a.s.) bağlı olmanın bir göstergesi kabul edilmiştir. Bu itibarla bu namazların mümkün oldukça kılınması tavsiye edilmiştir. Nitekim Resûlullah (s.a.s.) bazı hadis-i şeriflerinde kulun mahşer gününde hesaba çekilirken eksik farz namazlarının, nâfile namazlarla tamamlanacağını beyan etmişlerdir. Ebû Hureyre’nin (r.a.) Resûlullah’tan (s.a.s.) naklettiği bir hadiste şöyle buyrulur: “Kıyamet gününde Müslüman kulun ilk hesaba çekileceği şey farz namazdır. Eğer bu namazları tam olarak yerine getirmişse ne güzel. Aksi hâlde şöyle denir: Bakın bakalım, bunun nâfile namazı var mıdır? Eğer nâfile namazları varsa, farzların eksiği bu nâfilelerle tamamlanır. Sonra diğer farzlar için de aynı şeyler yapılır.” (İbn Mâce, İkâmetü's-salavât, 202 [1425]; bk. Ebû Dâvûd, Salât, 148 [864]) Şu hâlde farz namazlar ile birlikte kılınan düzenli nâfileler (revâtib sünnetler) de kılınmalıdır. Önemli mazeretleri olanlar ise alışkanlık hâline getirmemek kaydıyla gerektiğinde bu sünnetleri terk edebilirler.
Önce nafile ile ne kastediliyor onu bilelim. Nafile farz vacip olmayan ibadet demektir. Mü'min onu yaparsa sevap kazanır, yapmazsa farzdaki gibi günaha girmez. Bu ibadetlere nafile veya sünnet ibadetler denmektedir. Bir başka husus da şudur: Farz olarak bildiğimiz ibadetlerin bir de nafilesi vardır. Mesela namazın, orucun, haccın, kurban kesmenin emir olanı yani farzı olduğu gibi emredilmediği halde sevap kazanmak için yapılanı yani nafilesi vardır. Nafileler mü'min daha çok sevap kazansın, Allah’ın rızasına daha yakın olmak için gayret etsin diyedir. Örnek olarak zekât ibadetini ele alabiliriz. Zekât farz bir ibadettir. Ona benzer olarak vacip olan bir de fitre vardır. Bunların dışında mü'min, daha çok sevap kazanmak için sadaka verir. Bu sadakaya genel olarak nafile denir. Kimi zaman da sünnet olarak da anılır. Bir başka örnek de öğlen namazında görülebilir. Öğlenin farz olarak yani kılmazsan günaha girip ahirette azap çekeceğin bölümü dört rekât farzıdır. O farzın öncesindeki dört ve ardındaki iki rekât ise nafiledir, sünnettir. Şimdi sorunun cevabına girebiliriz: Nafileler farzlara göre daha fazla ve daha çeşitlidir. Ve bu nafileler mü'min onları yapmazsa günah olarak yazılmaz, büyük bir sevap kaybı olur sadece. Mü'min nafileleri yapıp yapmamakta, hemen veya zamana yayarak yapmakta, az veya çok yapmakta serbesttir. Farzlarda ise böyle bir şey olmaz. Emredildiği anda ve emredildiği kadarı ile yapılır. Genel olarak nispeten doğru olarak soruda dillendirilen kural böyle bir kuraldır. Farklı örnekler olarak da şunları belirtebiliriz: Namazda Fatiha’dan sonra ilave olarak Kur'an okunduğunda farzlarda mushaftaki sırayla göre okunmalıdır. Kısa surelerden okunacaksa sıraya dikkat edilmelidir. Nafilelerde ise bu kural daha esnektir. Namazda Kur'an okunurken dua ayetleri geçtiğinde duaya katılmak farzlarda hoş kabul edilmezken nafilelerde sakıncalı bulunmamıştır. Farz kılan biri yorulunca bir yere yaslanamaz, kıyama dikkat eder. Nafilelerde ise bu biraz daha esnektir, yorulunca oturarak da kılabilir. Farz namazda çocuğun imama olması caiz değil iken nafilelerde caizdir. Ramazan orucunda niyetin imsakten önce yapılması şart iken nafilelerde şart değildir. Farklı fakihlerin farklı içtihatları ile bu örnekler onlarca çıkarılabilir. Netice olarak meselemiz, farzlarla nafileler aynı kurallara göre yapıldığı halde nafilelerde biraz daha esnek olunabileceği üzerine kuruludur.
Hayır. Sünnet namazların yeri ile farz namazların yeri aynı değildir. Farz namaz, sadece sevap elde etmek için eda edilen bir ibadet değildir. Farz namazda ana maksat, Allah’ın kesin bir emrini yerine getirmektir. Bu emir yerine getirilirken de sevap elde edilmiş olmaktadır. Sünnet namazlarda ise durum böyle değildir. Sünnet namazlar daha çok sevap kazanmak için kılınmaktadır. Terk edildiğinde sevaptan mahrumiyet söz konusudur. Genel olarak sünnet namazların kılınmasını şu çerçevede değerlendirmemiz uygundur: a- Fıkıhtaki adıyla nafile namazlar (halk dilinde sünnet namazlar ifadesi de aynı anlamındadır) her şeyden önce, Allah adına tavsiyelerde bulunan Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin tavsiye ettiği ibadetlerdendir. Yani nafileler ibadettir. İbadet bizim yaratılış maksadımızdır. Emredilmemiş, tavsiye ve teşvik noktasında tutulmuş olması, Allah’ın kullarına rahmetinden dolayıdır. ‘Emir’ dairesinde olmamaları, değersiz görülmelerine neden değildir. Rabbimiz lütfedip, onları da kılacaksınız dememiştir. Deseydi, namaz yükümüz kat kat olacaktı. Belki de o yükün altında ezilecektik. b- Nafile namazlar, farz namazların öncesinde ve sonrasında kılındığında farzlar için ‘namaza giriş/çıkış’ görüntüsünde oldukları için adeta bir hazırlık ve farzı daha uygun bir ortamda eda etmeye yardımcıdırlar. Bu anlamda, nafileleriyle namaz kılanla, nafilelerden tecrit edilmiş olarak namaz kılan arasında belki gözle görülemeyecek çapta, ama bir fark muhakkak vardır. Ve bu fark namaz kılanın aleyhine bir farktır. c- Farzların önünde ve ardındaki nafilelerin dışında kalan nafilelerde ise durum daha farklıdır. Sadece farz namaz zaviyesinden yirmi dört saati incelerken günü beşe bölebiliriz. Nafile uygulamasıyla beraber bu bölme daha yüksek rakamlarla olur. Namaz gibi huşu gerektiren bir ibadet ciddiyetiyle günün taksim edilmesi ve edilmemesi arasında önemli farklar vardır. Bu fark kulun, günü değerlendirmesine muhakkak yansıyacaktır. d- Nafile namazların ‘Sünnet’ sınıfında anılmaları, ilk anda Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi çağrıştırmaktadır. Bir namazın, Sünnet adıyla anılması, ihmal edilmesinde sakıncasızlığı çağrıştırıyorsa bu nübüvvet makamına karşı algılama hatasına neden olur. Aslında hiçbir Müslüman bu hatayı kabullenmez. Bu nedenle, kılınmasında ihmalkârlık yapılsa bile, bazı namazların Sünnet adıyla anılmasını, hafife alma nedeni olarak görmek yanlıştır. e- Mümkün olduğu kadar nafile namaz kılmayı hedef olarak benimsemek en doğru olanıdır. Hedef fazlaca kılmak olmalıdır. Ancak nafile namaz kılma hedefi, bir farzın ihmaline, ertelenmesine neden olmamalıdır. Çünkü farzlar, nafilelerden öncedir ve önemlidir. f- Nafile namazlar, Şeriat’ın temel ilkeleri dışına taşamaz. Nafile, kulların da belirleyebileceği kurallar anlamında değildir. Dolayısıyla bid’at olan hiçbir ibadet görüntülü eylemin değeri yoktur. Bunu da bilmek gerekir. Bilhassa, belirli gecelerde ihdas edilen namaz türlerinin ne kadar Sünnet asıllı olduğu titizlikle araştırılmalıdır. Din ilave kabul etmez. En az eksiltme kabul etmediği kadar, ilave de kabul etmez.
farz konusundaki diğer fetvalar
Bunu şöyle anlamalıyız: Gerçeği ve hakkı gizlemek için söz sanatı kullanan biri… Bu tıpkı gerçeği gizlemek için silah kullanan biri gibi olduğundan hükmü de böyle olacaktır.
Şöyle bilmelisiniz: Biz imanla bitirmek için mücadele etmemiz gereken bir hayat yaşıyoruz. Başından sonuna kadar hayatımızı tam bir iman ile geçirmek hedefimiz olmalıdır. Bu hedef baştan sona aynı heyecan ve ihlasla sürmeyebilir. Belki peygamberler, nadirattan salihler için mümkün denebilecek bir hedeftir bu. İman sıfır noktasına inmediği sürece aradaki iniş çıkışlar, kul o hedefi unutmadığı ve gayret ettiği sürece sorun değildir. Peygamber aleyhisselamın şu hadisini iyi anlarsak meselemize ışık tutacaktır biiznillah: “Bütün kalplerin ayı kaplayan bulut gibi bulutu olur. Ay ışığı ile parlak iken bir bulut önünü keser ve kararır. Bulut geçince de tekrar parlaklığı devam eder.” (Taberani, Avsat, 5220) Bu mübarek benzetmeyi unutmamalıyız. Yorgunluklar, ara sıra basan tembellikler, olumsuzluklar hedefimizi şaşırtmamalıdır. Kalbimizin nabzı gibi kabul etmeliyiz tıpkı koşarken nabız yükselecek, dinlenirken inecek ama kalp devam edecek. - Haramlardan külliyen uzak duracağız. - Farzlarda eksiğimiz olmayacak. - Nafilelerde ise kapasitemiz ve kabiliyetimizle bağlantılı olarak çalışıp duracağız. Birini beceremezsek diğerine, bir gün o nafileyi diğer günü başka bir nafileyi yerine getirerek yürüyüşe devam edeceğiz. Bu anlayışla bakamazsak şeytan ara dönemlerimizi değerlendirip bizi kulluk yürüyüşünden koparabilir.
Ulema, böyle bir paranın zekâtının verilmesi gerekeceğini söylemişlerdir. Zira hacca gitmek için kuranın çıkmasını beklemek bir borca imza atmak gibi değildir. Vazgeçebilir ve gitmeyebilirsiniz de.
Hanefi mezhebine göre namaz kılıyorsanız Vitir namazı da farzlar gibi kaza edilmelidir.
Satın alacağınız hayvanı tanımanız için yeterli bilgi ve tanıtım yapılabiliyorsa internet üzerinden satın almanız ve onu kurban etmenizde sakınca olmaz.
Tedavi olmamayı normal gören görüşler olmuştur. Meseleyi bu açıdan ele almak yerine “tedavi olmak farz mıdır” şeklinde sorularak söze başlanırsa daha rahat anlaşılır zannederiz. Buna cevap olarak deriz ki: a- Bir trafik kazası örneğinde olduğu gibi acil kanaması olan birinin ölüm tehlikesi hâli ortada iken tedavi olması farz olur. Allah Teâlâ bile bile ölüme gitmeyi nehyetmiştir. b- Gebelik zehirlenmesi, mide kanaması gibi durumlarda acil tedavi farz olur. c- Diğer insanlara bulaştırma ve zarar verme niteliği olan hastanın gerekli tedbirleri alması farz olur. d- Bu nitelikli hastalıklarda tedavi olmadığı için ölen birinin kendi katili olduğunu söylememiz yerinde olmasa da hata ettiği ve vebale girdiğini söylememiz mümkündür.