İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Bir şeyin ‘vacip’ olmasının şartı nedir? Allah açıkça emretse farz olurdu, peygamber yapmış olsa adı sünnet olurdu. Vacip olanları kim emretmiş ve buna kim karar vermiştir? Farz kadar güçlü olmamakla birlikte sünnetten daha önemli olan bu ibadet ve amellerin böyle bir sınıfa koyulmasının hikmeti nedir ve bu ayrımlara nasıl karar verilmiştir?

Cevap

Kimin emrettiği konusunda bir tereddüt yoktur. Zira Allah Teâlâ ve Peygamber aleyhisselamdan başkası bir şey emretmez, edemez. Farz, vacip, Sünnet ve diğerleri; hepsinin kaynağı aynıdır. Bu üç emir türünde kaynak açısından sıkıntı yoktur. Bu emirlerin bize ulaşmasında bir puanlama farkı olabilir. Mesela sahih hadis/zayıf hadis örneğinde olduğu gibi. Bir başka neden de bilhassa vacip ifadesinde emrin açık bir şekilde ne kadar ve nereleri kapsadığı hususunda anlama zorluğu olursa, o emir için farzdan bir alt puan olan vacip kavramı kullanılır. Çünkü farzdaki katiyeti oluşturacak net beyan anlaşılmamış olur. Bu ayrıntı Hanefî mezhebi müçtehitlerine aittir. Diğer ulema ya direkt farz gibi görmüşlerdir ya da direkt Sünnet gibi görmüşlerdir. Fıkıh ölçülerinde Hanefî müçtehitlerinin daha fakîh bakışlı olmalarının bir tezahürü olarak anlaşılabilir mesele. Allah'a emanet olun.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Vakit namazlarının farzı ile sünneti arasında herhangi bir ihtiyaç olmaksızın konuşmak, bir şey yemek veya içmek gibi namaza aykırı bir davranışta bulunmak Hanefî mezhebindeki tercih edilen görüşe göre, namazın sevabını azalttığından tenzihen mekruh olur (İbn Nüceym, el-Bahr, 2/53; Tahtâvî, Hâşiye, 313). Ancak namazların sünneti ile farzı arasında tesbih, zikir ve Kur’ân-ı Kerîm tilavetinde bulunmak yahut sünnetin evde kılınması hâlinde mescide gidinceye kadar geçen zaman, fasıla (ara verme) sayılmadığı için bunları yapmakta bir sakınca yoktur.

Vakit namazlarının sünneti ile farzı arasında başka bir şeyle meşgul olmanın sak
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Allah’ın kullarına emrettiği şeylere FARZ denir. Farz’ın aksi ise Haram’dır. Mesela namaz bir farz-ı ayındır yani her Müslüman namaz emrini yerine getirmeye mecburdur. Eğer Allah’ın emri sıradan her Müslüman’a verilmiş bir emir ise ona FARZ-I AYIN denir. Farz-ı ayın “herkese emir” olduğu için yapmayan muhakkak harama düşmüş yani günah işlemiş olur. Allah’ın bazı emirleri ise Müslüman Toplum’a yöneliktir. Allah Teâlâ o emrini toplum olarak yerine getirsinler murat etmiştir. Bu emirler genelde herkesin yapması gerekmeyecek emirlerdir. Bu nedenle farz-ı kifayelere “yerine getirilmesi gereken görevler” olarak bakılır. Bir toplumda az bir grup bile o emri yapsa emir yerini bulmuş olur. Hiç kimse ilgilenmez ve emir ortada kalırsa bütün Müslüman toplum bundan mesul olur. Cenazenin kaldırılması, dinin tebliğ edilmesi, fetva verilmesi, gerektiğinde şahitlik yapmak, toplum yaşamı için gerekli mesleklerin öğrenilip icra edilmesi, belli yeteneklere sahip insanların bu yeteneklerinin geliştirilip korunması… Farz-ı kifâye örneği olarak alınabilir. Farz-ı kifâye anlayışı, mü'minlerin tek bir ümmet olma idrakini ayakta tutan ruhun adı olarak da ele alınabilir.

Hocam, farz-ı kifâye denince tam olarak ne kastediliyor? Sorumluluğumuz bakımınd
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Hayır. Sünnet namazların yeri ile farz namazların yeri aynı değildir. Farz namaz, sadece sevap elde etmek için eda edilen bir ibadet değildir. Farz namazda ana maksat, Allah’ın kesin bir emrini yerine getirmektir. Bu emir yerine getirilirken de sevap elde edilmiş olmaktadır. Sünnet namazlarda ise durum böyle değildir. Sünnet namazlar daha çok sevap kazanmak için kılınmaktadır. Terk edildiğinde sevaptan mahrumiyet söz konusudur. Genel olarak sünnet namazların kılınmasını şu çerçevede değerlendirmemiz uygundur: a- Fıkıhtaki adıyla nafile namazlar (halk dilinde sünnet namazlar ifadesi de aynı anlamındadır) her şeyden önce, Allah adına tavsiyelerde bulunan Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin tavsiye ettiği ibadetlerdendir. Yani nafileler ibadettir. İbadet bizim yaratılış maksadımızdır. Emredilmemiş, tavsiye ve teşvik noktasında tutulmuş olması, Allah’ın kullarına rahmetinden dolayıdır. ‘Emir’ dairesinde olmamaları, değersiz görülmelerine neden değildir. Rabbimiz lütfedip, onları da kılacaksınız dememiştir. Deseydi, namaz yükümüz kat kat olacaktı. Belki de o yükün altında ezilecektik. b- Nafile namazlar, farz namazların öncesinde ve sonrasında kılındığında farzlar için ‘namaza giriş/çıkış’ görüntüsünde oldukları için adeta bir hazırlık ve farzı daha uygun bir ortamda eda etmeye yardımcıdırlar. Bu anlamda, nafileleriyle namaz kılanla, nafilelerden tecrit edilmiş olarak namaz kılan arasında belki gözle görülemeyecek çapta, ama bir fark muhakkak vardır. Ve bu fark namaz kılanın aleyhine bir farktır. c- Farzların önünde ve ardındaki nafilelerin dışında kalan nafilelerde ise durum daha farklıdır. Sadece farz namaz zaviyesinden yirmi dört saati incelerken günü beşe bölebiliriz. Nafile uygulamasıyla beraber bu bölme daha yüksek rakamlarla olur. Namaz gibi huşu gerektiren bir ibadet ciddiyetiyle günün taksim edilmesi ve edilmemesi arasında önemli farklar vardır. Bu fark kulun, günü değerlendirmesine muhakkak yansıyacaktır. d- Nafile namazların ‘Sünnet’ sınıfında anılmaları, ilk anda Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi çağrıştırmaktadır. Bir namazın, Sünnet adıyla anılması, ihmal edilmesinde sakıncasızlığı çağrıştırıyorsa bu nübüvvet makamına karşı algılama hatasına neden olur. Aslında hiçbir Müslüman bu hatayı kabullenmez. Bu nedenle, kılınmasında ihmalkârlık yapılsa bile, bazı namazların Sünnet adıyla anılmasını, hafife alma nedeni olarak görmek yanlıştır. e- Mümkün olduğu kadar nafile namaz kılmayı hedef olarak benimsemek en doğru olanıdır. Hedef fazlaca kılmak olmalıdır. Ancak nafile namaz kılma hedefi, bir farzın ihmaline, ertelenmesine neden olmamalıdır. Çünkü farzlar, nafilelerden öncedir ve önemlidir. f- Nafile namazlar, Şeriat’ın temel ilkeleri dışına taşamaz. Nafile, kulların da belirleyebileceği kurallar anlamında değildir. Dolayısıyla bid’at olan hiçbir ibadet görüntülü eylemin değeri yoktur. Bunu da bilmek gerekir. Bilhassa, belirli gecelerde ihdas edilen namaz türlerinin ne kadar Sünnet asıllı olduğu titizlikle araştırılmalıdır. Din ilave kabul etmez. En az eksiltme kabul etmediği kadar, ilave de kabul etmez.

Sünnet namazları terk eden, farzları da boşuna kılıyor denebilir mi?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Vitir namazının farz olmadığı kesindir. Farz ile Sünnet arasında bir yerde durmaktadır vitir namazı. Bu da şu demektir. Kılınmaması mesela sabah namazının kılınmaması gibi değildir. Ama diğer Sünnet namazlar gibi de değildir. Vitir namazını böyle bir ortalama konumda görmemiz gerekiyor. Vitrin kılınacağı vakit de Yatsı namazının sonrası ile imsak vakti arasında kalan zaman dilimidir. Terk etmeyeceğimiz bir namaz olarak bakacağız vitre.

Vitir namazının bazı âlimlere göre sünnet bazılarına göre de vacip olduğunu, vac
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Tarikat üzerinden yapılan işler en fazla “nafile ibadetler” olarak görülebilir. Zira farz ancak Allah’ın ve Peygamberinin belirlediği şeye denir. Nafile ise terk edildiğinde farz gibi bir “emir ihlali” şeklinde hata oluşturmaz. Daha ciddi tutulması gibi bir maksatla söylenmiş olabilir o sözler.

Tarikat dersi alan için bu derslerin vacip olduğu söyleniyor. Bu derslerde istik
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin Sünnet'lerini iki açıdan ele alabiliriz. Birinci açı, O'nun kimliğini ve bize vermek istediği mesajın genelini yansıtan açıdır ki, bu açıdan Sünnet'i basit görmenin ucu kâfir olmaya kadar gidebilir. İkinci açı ise, farz, vacip olmayan hükümler anlamına gelen Sünnet açısıdır. İkinci açıdan bakıldığında yani farz vacip olmayan hükümler açısından bakıldığında, bir Müslüman'ın Sünnet olan ibadetleri yapmadığı için 'farzlar gibi' hesaba çekileceğini söyleyemeyiz. Bu durum, onun ecir kaybetmeyeceği anlamına da gelmemektedir elbette.

Selamünaleyküm. Hocam bir kişinin teravih namazına gitmemesi nasıl karşılanmalı?

dini sorular konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bir kız çocuğu olarak babanın gönlüne girmen daha doğru olur. Tatlı dilinle yapman gereken şeyi sert sözlerle asla yapma. Bir de senin çocuk onun baba olduğunu da unutma. Becer gönül al. Başka türlü senin işin değil nasihat etmek.

Ben 20 yaşında bir kızım. Babam umreye gitmesine, beş vakit namazını kılmasına r
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İnsan sıhhati açısından kısa veya uzun vadede sakıncalı olmayan uygulamalar yasak değildir. Bu sorgulamayı yaptıktan sonra elma ağacı yetiştirebilirsiniz.

Ben bodur elma yetiştiriciliği yapmak istiyorum. Okuduğum kadarıyla, genleriyle
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Ödenecek miktar net olarak belli ise zamanının sabit olmaması sorun olmaz. Mesela ikinci taksit 100 TL ama ödeme vakti belli değil şeklinde olabilir. Bu caiz olur.

Şöyle bir alışveriş şekli caiz midir: Televizyon alırken ilk taksitte toplam mik
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Hanefî mezhebi ölçülerinde öyle bir bilgi yoktur.

Rükûdan sonraki kıyamda ellerin bağlanması gerektiğini, onun da kıyamdan bir par
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Sizin, ev kıyafeti ile mahreminiz olmayan erkeklere görünmeniz doğru değildir. Bir zaruret olmadıkça çıkmamalısınız. Doğru yapıyorsunuz. Abartı değil, normal olandır yaptığınız. Nazik olun, sert konuşmayın yeter.

Ben 23 yaşında bir kızım. Annem, ben ve erkek kardeşim olmak üzere üç kişilik bi
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bilhassa iman konusundaki vesveseyi yanlış değerlendirmişsiniz. Oradaki vesvese, endişe etme içeriklidir. İnsanın imanından endişe etmesi ise sizin de söylediğiniz gibi hadiste kalite olarak gösterilmektedir. Buradaki kalitenin aksi boş vermişliktir. O ise iman için bir tehlikedir.

Vesveseli bir insan oldum son iki üç yıl içinde. Rasulullah sallallahu aleyhi ve

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.