Fetva Meclisi
Soru
Vitir namazının bazı âlimlere göre sünnet bazılarına göre de vacip olduğunu, vacipleri de yerine getirmediğimiz zaman bundan hesaba çekileceğimizi okuyoruz. Ben farzla vacibin ayrımını anlayamıyorum; ‘bir hüküm farzsa farz, değilse değil’ olmalı değil midir? Vacibin terki hem mekruh hem de yapılmadığında günah olarak geçiyor bazı yerlerde. Bir de yatsıdan hemen sonra kılınıyor çoğu zaman. Bunun (vaktinin) da doğruluğunu merak ediyorum.
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Şeytan sizi can damarınızdan yakalamış, sizin de o canınızı savunmanız gerekir. Evet, vitir namazı yatsı gibi değildir ama müekked sünnet olması ihmal edilebilirliğini göstermez. Kılmadıklarınızı kaza etmeniz gerekir. Bilhassa kış günlerinde bir engeliniz yok, muhakkak kılın nefsinizi yenin.
Sadece farzları ve vitir namazını kılan bir mü'min, hiç sünnet kılmamış olsa bile namaz borcundan kurtulur. Günaha da girmez. Sünnet namazlarla kazanılan büyük ecir deryasından mahrum olmuş olur. Bunu sürekli değil de sizin durumunuzda olduğu gibi yoğunluk anlarında veya vakit sıkışması gibi durumlarda yapanın ise hiçbir zararı olmaz. Allah'a emanet olun.
Vakit namazını sınırları içerisinde kılındıktan sonra namaz tamamdır/olmuştur. Ancak kılınan namaz ne kadar ilk vaktine yakın olursa o kadar faziletlidir. Vaktin sonuna doğru kılınan namazın da fazileti azalır. Öyle de olsa namaz, vakit içerisinde eda edilmelidir.
Bunu yapmanızı asla tavsiye etmeyiz size. Namazı bir kere ve vaktinde kılmalısınız. Şu andaki takvimlerde önemli bir sorun yoktur. Diyanet takvimini esas alarak namaz kılın. Aksi takdirde elinizi şeytana kaptırırsınız ve sizi ibadetten tamamen soğutabilir. Allah muhafaza buyursun.
Hayır. Sünnet namazların yeri ile farz namazların yeri aynı değildir. Farz namaz, sadece sevap elde etmek için eda edilen bir ibadet değildir. Farz namazda ana maksat, Allah’ın kesin bir emrini yerine getirmektir. Bu emir yerine getirilirken de sevap elde edilmiş olmaktadır. Sünnet namazlarda ise durum böyle değildir. Sünnet namazlar daha çok sevap kazanmak için kılınmaktadır. Terk edildiğinde sevaptan mahrumiyet söz konusudur. Genel olarak sünnet namazların kılınmasını şu çerçevede değerlendirmemiz uygundur: a- Fıkıhtaki adıyla nafile namazlar (halk dilinde sünnet namazlar ifadesi de aynı anlamındadır) her şeyden önce, Allah adına tavsiyelerde bulunan Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin tavsiye ettiği ibadetlerdendir. Yani nafileler ibadettir. İbadet bizim yaratılış maksadımızdır. Emredilmemiş, tavsiye ve teşvik noktasında tutulmuş olması, Allah’ın kullarına rahmetinden dolayıdır. ‘Emir’ dairesinde olmamaları, değersiz görülmelerine neden değildir. Rabbimiz lütfedip, onları da kılacaksınız dememiştir. Deseydi, namaz yükümüz kat kat olacaktı. Belki de o yükün altında ezilecektik. b- Nafile namazlar, farz namazların öncesinde ve sonrasında kılındığında farzlar için ‘namaza giriş/çıkış’ görüntüsünde oldukları için adeta bir hazırlık ve farzı daha uygun bir ortamda eda etmeye yardımcıdırlar. Bu anlamda, nafileleriyle namaz kılanla, nafilelerden tecrit edilmiş olarak namaz kılan arasında belki gözle görülemeyecek çapta, ama bir fark muhakkak vardır. Ve bu fark namaz kılanın aleyhine bir farktır. c- Farzların önünde ve ardındaki nafilelerin dışında kalan nafilelerde ise durum daha farklıdır. Sadece farz namaz zaviyesinden yirmi dört saati incelerken günü beşe bölebiliriz. Nafile uygulamasıyla beraber bu bölme daha yüksek rakamlarla olur. Namaz gibi huşu gerektiren bir ibadet ciddiyetiyle günün taksim edilmesi ve edilmemesi arasında önemli farklar vardır. Bu fark kulun, günü değerlendirmesine muhakkak yansıyacaktır. d- Nafile namazların ‘Sünnet’ sınıfında anılmaları, ilk anda Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi çağrıştırmaktadır. Bir namazın, Sünnet adıyla anılması, ihmal edilmesinde sakıncasızlığı çağrıştırıyorsa bu nübüvvet makamına karşı algılama hatasına neden olur. Aslında hiçbir Müslüman bu hatayı kabullenmez. Bu nedenle, kılınmasında ihmalkârlık yapılsa bile, bazı namazların Sünnet adıyla anılmasını, hafife alma nedeni olarak görmek yanlıştır. e- Mümkün olduğu kadar nafile namaz kılmayı hedef olarak benimsemek en doğru olanıdır. Hedef fazlaca kılmak olmalıdır. Ancak nafile namaz kılma hedefi, bir farzın ihmaline, ertelenmesine neden olmamalıdır. Çünkü farzlar, nafilelerden öncedir ve önemlidir. f- Nafile namazlar, Şeriat’ın temel ilkeleri dışına taşamaz. Nafile, kulların da belirleyebileceği kurallar anlamında değildir. Dolayısıyla bid’at olan hiçbir ibadet görüntülü eylemin değeri yoktur. Bunu da bilmek gerekir. Bilhassa, belirli gecelerde ihdas edilen namaz türlerinin ne kadar Sünnet asıllı olduğu titizlikle araştırılmalıdır. Din ilave kabul etmez. En az eksiltme kabul etmediği kadar, ilave de kabul etmez.
Bir namazın vaktinin çıkmasına kalan vakit sadece farzı kılmaya yetecek kadar ise farzı kılmak, sünnetleri bırakmak gerekir. Rahat rahat sünnetler de kılınabilecekse sünnetleri kılmak evla olur. 45 dakika yeterli ve geniş bir vakittir, sünnetler öyle bir durumda kılınmalıdır. 15 dakika kadar kaldı ise sadece farz kılınmalıdır.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Kâğıt üzerinde de olsa ortada bir evlilik vardır bu durumda. İnşaallah zina değildir, deriz.
Oda arkadaşlarınız veya herhangi bir çevreniz için geçerli kuralınız şu olsun: İmanınız ve karakteriniz açısından zarar görmediğiniz herkesle oturabilirsiniz. Onlara faydanız olacak işler yapabilirsiniz. 1- İmanınız ve karakteriniz açısından size olumsuz etki eden kimse ile beraber olmamalısınız. 2- Zorunlu olarak bir arada bulunmanız gerekiyorsa zorunluluk kuralları çerçevesinde beraber kalırsınız.
Böyle bir şey için doktora görünmek gerekir. Gerisi seviyesiz denebilecek işlerdir. Allah yardımcınız olsun, geçmiş olsun.
Çok esnek bir zeminde duran sorudur bu. Kadının erkeğin resmine bakması ile erkeğin kadının resmine bakması aynı değildir. Kadının kimliklerde kullanılan ve saçı kapalı resmine evlenmeye uygunluğu açısından evlenecek kişinin ya da babası, ağabeyi gibi onun evliliğine yön verecek birinin bir kere bakması mümkündür. Daha ilerisi ise sizin de anlayabileceğiniz gibi kabul edilemez. Elbette, bu bakmaların bir noktadan sonra tehlikeye sevk edeceğini herkes bilebilir. Bu iki çizgi arasında bir yol izlemek gerekmektedir.
İbni Kesir, ümmetimizin önder alimlerinden biridir. Tefsir, hadis ve tarih ilminde önemli bir yer sahibidir. Bilhassa tefsiri emsalleri arasında çok önemli bir yere sahiptir. İstifade edilebilir ve kaynak olarak gösterilebilir bir kitaptır.
Ezan, İslam dininin simgelerindendir. Ezan varlığı İslam'ı var duruma getirmektedir. Bu nedenle kasıtlı olarak ezana tahkir yani onu basit gösterme şeklinde yapılacak her eylemin sonunda dinden çıkma gibi bir tehlike bile söz konusu olabilir. Böyle bir kasıt olmadığı sürece ezan okunurken özellikle doğrulmak şart değildir. Herkes gösterdiği saygı kadar ecir kazanacaktır, bunu da bilmek gerekir. Müziğe gelince müzik zaten ezan okunmuyor olsa bile kapalı tutulması gereken bir musibettir.