İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Ben 20 yaşında bir kızım. Babam umreye gitmesine, beş vakit namazını kılmasına rağmen aşırı derecede küfür ediyor. Evde sakin bir adam ama sinirlenince toplum içinde anneme de, bana da, kardeşlerime de namusla ilgili küfürler, beddualar ediyor. Biz onun bir dediğini iki etmiyoruz, Allah şahit. Ama o bizde ne saygı bırakıyor ne gurur ne de haysiyet. Dualar ediyorum. Psikolojim bozuldu. Evden uzaklaşmak istiyorum. Babamın bos işlerinin peşinde koşmaktan Kur’an bile okuyamıyorum, ders çalışamıyorum. Onu uyarmak istiyorum ama böyle yaparsam kızar. Ne yapmalıyım?

Cevap

Bir kız çocuğu olarak babanın gönlüne girmen daha doğru olur. Tatlı dilinle yapman gereken şeyi sert sözlerle asla yapma. Bir de senin çocuk onun baba olduğunu da unutma. Becer gönül al. Başka türlü senin işin değil nasihat etmek.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Kardeşinize uzun vadede iyi örnek ve eninde sonunda sığınacağı bir kapı olmanızdan başka yapabileceğiniz acil bir şey yoktur. Dua edin ona.

Benim 22 yaşında kız kardeşim var. Lisede okulu bırakıp çalıştı ve dış hayata al
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Önce doktora görünün. Doktorun size tavsiyelerini uygulayın. Ondan sonra da gerekiyorsa semt değiştirin. Cami değiştirin. Ev değiştirin ama bulunduğunuz yerde sayıp kalmayın. Önce doktor sonra da diğerleri.

Ben evli ve 1 yaşında bir kız babasıyım. Maddi durumum aileme yetecek şekilde ha
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Ortadaki sorun, sizin yaşınızda bir kız kardeşin çözebileceği bir sorun değildir. Siz kendinizi o fitneye bulaştırmamaya bakın. Onlar kendi ateşlerini yakıp etrafında dönüyorlarsa siz eteğinizi o ateşin tutuşturmasından çekinin. Yapabileceğiniz sadece budur.

Hocam ben yirmi yaşındayım, ilahiyat okuyorum ve ailemle birlikte yaşıyorum. Evi
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Ailenizdeki huzursuzluklar ve özellikle dedenin tutumu hem sizin hem de annenizin ruh halini etkiliyor. Böyle bir durumda nasıl davranmanız gerektiği konusunda bazı pratik önerilerden bahsetmek istiyorum. Anneniz, zor bir durumu sabırla idare etmeye çalışıyor. Ama doğal olarak, böyle bir ortamda sabrın tükenmesi de kolaydır. İslam, aile içindeki huzuru korumayı ve olumsuzluklardan uzak durmayı öğütler. Eğer anneniz sabırsızlıkla karşılık veriyorsa onun sabırla yaklaşmasına yardımcı olmanın yollarını arayın. Ona nazik bir şekilde, sabrın ve hoşgörünün ne kadar önemli olduğunu hatırlatın. Kendi düşüncelerinizi sabırla ve hikmetle ifade etmek, zamanla olumlu sonuçlar verebilir. Dedeniz, İslam’ın gereklerinden habersiz ve namaz oruç gibi ibadetleri yerine getirmiyor. Ama dinimiz, yaşlılara saygıyı esas alır. Bu durumda olan bir kişiyle, nazik ve hoşgörülü bir şekilde, İslam’ın gerekliliklerini anlatmak gerekir. Bu hem dedenin iyiliği hem de aile içindeki huzur için önemli olacaktır. Ancak unutmayın ki insanları doğru yolda ilerletmek, onları zorlamadan ve sabırla yapmak gerektirir. Beddua ve küfür etmek, kesinlikle İslam’a aykırıdır. Ancak, burada dikkate almanız gereken şey, sizin bu tür söylemler karşısında nasıl tepki vereceğinizdir. Küfür ve beddua karşısında, sabır göstermek hem annenize hem de kendinize faydalı olacaktır. Bununla birlikte, sabır gösterirken, beddua ve küfür karşısında susturulmak zor olsa da size de aynı şekilde karşılık vermek yerine, sabırlı ve hoşgörülü olmanız önemlidir. Bu hem kendinizin hem de ailenizin huzuru için daha sağlıklı bir yaklaşım olacaktır. Zorlu bir durumda, ailenizin huzurunu korumak ve kendi iç huzurunuzu sağlamak için, duygusal olarak da sağlıklı olmalısınız. Bu tür sıkıntılı durumlar karşısında, kendinizi kötü hissetmeniz normaldir. Fakat her zaman sabırlı olmaya çalışırken duygusal sağlığınızı da koruyacak bir yol bulmalısınız. Anne ve baba arasındaki olumsuzluklar, sizi de olumsuz etkileyebilir. Bunu fark ederek, her durumda Allah’a dua etmek ve sabırla beklemek, Allah’ın huzurunu aramak iyi bir çözüm olabilir. Bu tür durumlar karşısında, dua etmek büyük önem taşır. Allah’a, aile içindeki huzurunuzu artırması için dua edebilir ve sabrınızı güçlendirecek şekilde dua edebilirsiniz. Allah, her türlü zorluktan sonra kolaylık verir. Sonuç olarak, ailenizdeki bu zorluklarla başa çıkarken, sabırlı olmak, hakaret ve küfürlere karşılık vermemek, hoşgörülü bir yaklaşım sergilemek, İslam’a uygun bir yol olacaktır. Her zaman, bu tür zor durumlarda Allah’a sığınmak, dua etmek ve sabırla yaklaşmak en güzel çözüm olacaktır. Allah, sizlere sabır ve güç versin ve tüm ailenizin gönüllerini huzura kavuştursun.

Hocam, annem yıllardır kayınbabasıyla (yani dedemle) geçinemiyor. Aynı bahçede y
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamunaleyküm. Bir kere babanızı garanti etmeye bakın. O garanti olsun. İkinci olarak da o kadın annen ve ikinci bir kadın olarak da imtihanın gör. İki kere kazan, iki kere! Sonra da namaz gibi dua etmeye alış kendin için. Uzağa da gitsen aksi takdirde o dert olarak seni bırakmaz. Ben senin yerinde olsam onun eteğinde durur, iki kere kazanırdım. Şeytanı da delirtmiş olursun böylece. Sana dua ediyorum kızım.

Hocam ben 20 yaşındayım ve üniversitede okuyorum, ailemle yaşıyorum. Annemi imti
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Önce kendinizi koruyun, geliştirin. Sonra da babanızı hasta kendinizi doktor yerine koyun, ona o şekilde davranın. Sabırlı olun, son zamanında ona iyilik yaparak hayırlı çocuk olmaya çalışın.

Benim babam alkolik, karaciğer sirozu. Yıllardır alkol peşinde hayat sürdü ancak

dini sorular konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kimin emrettiği konusunda bir tereddüt yoktur. Zira Allah Teâlâ ve Peygamber aleyhisselamdan başkası bir şey emretmez, edemez. Farz, vacip, Sünnet ve diğerleri; hepsinin kaynağı aynıdır. Bu üç emir türünde kaynak açısından sıkıntı yoktur. Bu emirlerin bize ulaşmasında bir puanlama farkı olabilir. Mesela sahih hadis/zayıf hadis örneğinde olduğu gibi. Bir başka neden de bilhassa vacip ifadesinde emrin açık bir şekilde ne kadar ve nereleri kapsadığı hususunda anlama zorluğu olursa, o emir için farzdan bir alt puan olan vacip kavramı kullanılır. Çünkü farzdaki katiyeti oluşturacak net beyan anlaşılmamış olur. Bu ayrıntı Hanefî mezhebi müçtehitlerine aittir. Diğer ulema ya direkt farz gibi görmüşlerdir ya da direkt Sünnet gibi görmüşlerdir. Fıkıh ölçülerinde Hanefî müçtehitlerinin daha fakîh bakışlı olmalarının bir tezahürü olarak anlaşılabilir mesele. Allah'a emanet olun.

Bir şeyin ‘vacip’ olmasının şartı nedir? Allah açıkça emretse farz olurdu, peyga
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Ödenecek miktar net olarak belli ise zamanının sabit olmaması sorun olmaz. Mesela ikinci taksit 100 TL ama ödeme vakti belli değil şeklinde olabilir. Bu caiz olur.

Şöyle bir alışveriş şekli caiz midir: Televizyon alırken ilk taksitte toplam mik
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Sizin, ev kıyafeti ile mahreminiz olmayan erkeklere görünmeniz doğru değildir. Bir zaruret olmadıkça çıkmamalısınız. Doğru yapıyorsunuz. Abartı değil, normal olandır yaptığınız. Nazik olun, sert konuşmayın yeter.

Ben 23 yaşında bir kızım. Annem, ben ve erkek kardeşim olmak üzere üç kişilik bi
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bilhassa iman konusundaki vesveseyi yanlış değerlendirmişsiniz. Oradaki vesvese, endişe etme içeriklidir. İnsanın imanından endişe etmesi ise sizin de söylediğiniz gibi hadiste kalite olarak gösterilmektedir. Buradaki kalitenin aksi boş vermişliktir. O ise iman için bir tehlikedir.

Vesveseli bir insan oldum son iki üç yıl içinde. Rasulullah sallallahu aleyhi ve
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İnsan sıhhati açısından kısa veya uzun vadede sakıncalı olmayan uygulamalar yasak değildir. Bu sorgulamayı yaptıktan sonra elma ağacı yetiştirebilirsiniz.

Ben bodur elma yetiştiriciliği yapmak istiyorum. Okuduğum kadarıyla, genleriyle
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Allah Teâlâ, insanlara dinini öğretsin diye Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemi gönderdi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem kendisine inen Kur’an’ı ayet ayet, sure sure iman eden ilk nesle öğretti. Kur’an’ın yanında kendisi de açıklamalarda bulundu. İlk nesil onun elinden yetişti. Sadakatleri ve gayretleri sayesinde ilk nesil mükemmel bir kadro olarak çıktı ortaya. Dini tatbik etmede ve gayrette Allah’ın rızasına erdiler. Allah Teâlâ Kur’an ayeti indirip, onlardan razı olduğunu bildirdi. Onlar da Allah’tan razı idiler. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem sağlığında din adına gereken cevapları bizzat kendisi veriyordu. Onun vefatından sonra ise ashabı, din adına ortaya çıkan soruların cevabını verdiler. Bir anlamda şöyle oldu: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin getirdiği dinin ne olduğu, ashabın ağzından öğrenildi. Çünkü onlar din konusunda güvenli idiler. ‘Bu ayettir, bu hadistir!’ diyerek yönlendirdiler. Yerine göre kendileri de yorum yaptılar. Yaptıkları yorumun kendilerine ait olduğunu da vurguladılar. Ashaptan sonraki nesil gayet tabii olarak, ashabın taklidini yaptı. Onlar Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemi gördükleri ve ondan din öğrendikleri için, yaptıkları ve söylediklerinin vahye yakınlığı tartışılmayabilirdi. Onlardan sonra gelenlerden kimsenin yaptığının o derece vahye yakınlığı iddia edilemezdi. İkinci nesil, ashaptan din öğrendi. Muhteşem bir gayret sergilediler; insanüstü denebilecek bir himmet ve çalışmayla dini öğrendiler, öğrettiler. Talebe oldular, talebe yetiştirdiler. Ciddi ilim halkaları tesis edildi. Sahabilerin ardından yaygınlaşan ilim halkaları bir zaman sonra belirli isimlere mal olmaya başladı. Medine’de Malik bin Enes’in ismi sivrildi. Kufe’de Ebu Hanife öne çıktı. Basra’da bir başka isim duyuldu. Yoğun ve yaygın bir ilim çalışması yapılırken, konuları işleme ve öğretmeden kaynaklanan farklılıklar da yavaş yavaş belirdi. Malik bin Enes’in, Ebu Hanife’ye göre üslup farkı; Ebu Hanife’nin de ona göre farkı dikkat çekti. Kur’an’ı anlamak ve yaşamak ana hedefinde hepsi müttefik oldukları halde ‘nasıllığı’ konusunda farklı üsluplar yerleşti. Kesin olan bir hakikat vardır ki o da şudur: Bu ilk kadrolar arasında, memuriyetini dikkate alarak, tayininden çekindiği için en rahat fetvayı arayan, evirip kıvırarak konuşan kimse yoktur. Allah’ın dinini yayma ve yaşatmadan başka bir hedefleri olmamıştır. Aralarında, geçinmek zorunda olduğu bir iş olarak ilmi çalışmalar yaptığı söylenebilecek kimse yoktur. Onlar ilmi din olarak gördüler, cihad olarak uyguladılar. Ümmet onlara itimat etti, onlar da o itimadın altında kalmadılar. Sözlerinin bedeli olarak zindana açılan bir yol önlerine çıkınca tereddüt etmediler. Ölümle yüzleşince ondançekinmediler. Onların bu çalışmaları genişletmeleri zorunluydu. Çünkü İslam toprağı gitgide büyüyor, Müslüman sayısı her gün artıyordu. Buna göre de fitneler dal budak salıyordu. Bu ilmi çalışmalarda yüzlerce âlimin adı anıldı. Pek çoğunun ders halkaları binlerce ‘din bilen’ insan yetiştirdi. Dinin tahrip görmesini engellediler. Fakat o dönemde bu çalışmaları yapanların adlarının ebedileşmesi herkes için mukadder olmadı. Pek azının adı bir ekolün başı olarak anıldı. Bunlardan dördü de bir mezhep olarak yerleşti. Müslümanların bu dört mezhepten birine bağlı olması, İslam’ın şartlarından bir şart kesinlikle değildir. Böyle bir iddia batıldır. Bu mezhepleri aşıp elde edilebilecek bir fıkıh da yoktur. Kâğıt üzerinden yürütülen bir tartışmada mezhepleri aşmak mümkündür. Mezhepleri aşmak veya yok saymak, sahiplerinin isimlerini yok saymaksa bu onların hadis ve Kur’an konusundaki aktarmalarını da yok saymak gibi bir sonuca götürür bizi. Hiç bir Müslüman, Ebu Hanife’yi veya Ahmed bin Hanbel’i takvasında, güvenilirliğinde itham etmemiştir. Söylenebilecek olan söz, onların da beşer olmaları hasebiyle yanılma ihtimalleridir. Bu da doğrudur. Yanılabilirler; yanıldıkları da olmuştur. Yanıldıklarını anlayıp görüş değiştirmişlerdir. Bizim için yine bir sorun yoktur. Biz onlara bağlı değiliz; bağlı olduğumuz Kur’an ve sünnettir. Onlar bize Kur’an ve sünneti verdikçe alırız, kayma gösterdikleri yerde de onları bırakır kitabımıza sahip çıkarız. Kur’an ve sünnet elhamdülillah elimizdedir. Mesele bizim Kur’an’a daha yakın olmamız ise sorun yok. Bunu ispat etmek için sabah namazını şöyle kırk gün aksatmadan camide cemaatle kılabildiğimiz, malımızı onlar kadar en azından Allah yolunda infak edebildiğimiz, cihaddan nasiplenebildiğimiz gün yapsak, melekleri için daha inandırıcı bir iş yapmış olurduk.

Fıkıh ilmi nasıl oluştu? Fıkıh bizi nasıl bağlıyor; kaynağımız Kur’an ve sünnet

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.