Fetva Meclisi
Soru
Rükûdan sonraki kıyamda ellerin bağlanması gerektiğini, onun da kıyamdan bir parça olduğunu söylüyorlar, bunun dinimizde yeri var mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Ruküden doğrulduktan sonra ellerin kıraat esnasında olduğu gibi bağlanması veya bağlanmaması konusunda Hanefi uleması bağlanmamasının uygun olduğuna hükmetmişlerdir. Tercih edilen görüş de budur. Diğer ulema arasında ise bağlanmasının daha huşua yakın olduğu şeklinde bir görüş vardır. Dolayısıyla ellerini ruküden doğrulunca bağlayana bid’at işlediği söylenemez.
Aleykümselam. Maşaallah, ne çok vaktiniz var? Ümmetin bunca yoğun gündeminde siz ne güzel meşgale bulmuşsunuz!
Böyle bir şart yoktur; gayba ait bir durumdur bu, kesin bir bilgimiz yoktur bu konuda.
Selamünaleyküm. Namazda herkesin ayağını kendisine göre aralaması uygun olandır. Bu da yaklaşık on santim kadardır.
Aleykümselam. Böyle bir uygulamaya ait hadisler de vardır. Yapanlara saygılı olmak gerekir. Yapmayanların da bir dayanağı vardır, onu da bilmek gerekir.
Selamünaleyküm. Fıkıh kitaplarımızda böyle bir bilgi yoktur.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
İnsan sıhhati açısından kısa veya uzun vadede sakıncalı olmayan uygulamalar yasak değildir. Bu sorgulamayı yaptıktan sonra elma ağacı yetiştirebilirsiniz.
Bu mantıkla devam ederseniz evliliğinizi ateş çemberine almış olursunuz. İki yönden mücadele edeceksiniz. Birincisi, eşinizi eğitecek bir arkadaş çevresi oluşturacaksınız. Ona nasihatler etmeye devam edeceksiniz. İbadetlerini yerine getirmesini, böylece de Allah korkusunu içine yerleştirmesini sağlamaya çalışacaksınız. İkincisi de siz, bir gözünüzü ve bir kulağınızı kullanmayacaksınız. Bunun daha ötesini ararsanız kendi ateşinize yakıt ilave edersiniz.
Kimin emrettiği konusunda bir tereddüt yoktur. Zira Allah Teâlâ ve Peygamber aleyhisselamdan başkası bir şey emretmez, edemez. Farz, vacip, Sünnet ve diğerleri; hepsinin kaynağı aynıdır. Bu üç emir türünde kaynak açısından sıkıntı yoktur. Bu emirlerin bize ulaşmasında bir puanlama farkı olabilir. Mesela sahih hadis/zayıf hadis örneğinde olduğu gibi. Bir başka neden de bilhassa vacip ifadesinde emrin açık bir şekilde ne kadar ve nereleri kapsadığı hususunda anlama zorluğu olursa, o emir için farzdan bir alt puan olan vacip kavramı kullanılır. Çünkü farzdaki katiyeti oluşturacak net beyan anlaşılmamış olur. Bu ayrıntı Hanefî mezhebi müçtehitlerine aittir. Diğer ulema ya direkt farz gibi görmüşlerdir ya da direkt Sünnet gibi görmüşlerdir. Fıkıh ölçülerinde Hanefî müçtehitlerinin daha fakîh bakışlı olmalarının bir tezahürü olarak anlaşılabilir mesele. Allah'a emanet olun.
Bir kız çocuğu olarak babanın gönlüne girmen daha doğru olur. Tatlı dilinle yapman gereken şeyi sert sözlerle asla yapma. Bir de senin çocuk onun baba olduğunu da unutma. Becer gönül al. Başka türlü senin işin değil nasihat etmek.
Farz namazlarda böyle bir şey olmaz. Bildiğiniz en kısa ayetleri okursunuz.
Sözünü ettiğiniz durum bir hastalıktır. Hastalık olarak Allah'tan gelmiş bir imtihan olarak görülmelidir. Tedavisi mümkün ise tedavi edilmesi konusunda da bir tereddüt yoktur. Cerrahi müdahalede ise özel fetva gerekebilir. Kökten bir değişiklik düzeyinde müdahale dinen sıkıntılıdır. Onlarla alakalı pek çok fıkıh hükmü vardır. Eğer bu sıkıntının sahipleri merak ederlerse kendi dertleri ile alakalı fıkhı öğrenirler. Dışarıdan onlarla ilgili bir müdahale gerekli değildir diye düşünürüz.